17 Aralık 2016 Cumartesi

EMPATI OLMADAN SEMPATI OLAMIYOR...



Almanya ya her gelisimde sadece sevdigim insani gormuyorum, ondan dinledigim hikayelerle birlikte hem bu topraklarin insanini hem de onu, kiymetlimi cok daha yakindan tanima firsati buluyorum. Cunku bireyi ana vatanindan ayri degerlendirmek, ona onlarca yuzlerce yil boyunca aktarilmis acilari, sevincleri gozardi etmek tam bir tanisiklik olusturmuyor...

Eger simdiyi yaratan bizzat biz, kendimizsek o halde o yaratim anlarini biraz olsun anlamak simdide her dakikayi cok daha doyum icinde yasamayi, paylasmayi getirecektir. Sevgililikte veya yakin dostluklarda yalnizca fizik bedenlerimiz degil ruhlarimiz da doymak, anlamak istiyor. Bana sorarsaniz bu cabucak sikilmalar, corap degistirir gibi sevgili degistirmeler ve yasadigin topraktan tatmin olamamalar hep eksik bilgi, duyarsizlik ve anlamanin gucunu hafife almak yuzunden.


Dun gece bizim kavusmamiz, her vakit oldugu gibi cok anlamliydi. Omrumuzun onemli bir kismini hava limani kucaklasmalariyla gecirsek de, bir kez daha ayni sofrayi paylastik ya, sukur!

Bizim bize soyleyecegimiz, birbirimize anlatacagimiz bugune kadar hic bitmedi. Kisisel tarihimizi konusmaktan sikilirsak ulkelerimizi konustuk. Babalarimizin, annelerimizin izini surduk.
Visne likoru mabetlerimizin anahtari oldu. Iceri, daha iceri gitmek istedigimizde iki bardak ve bir sise likorden baska tek ihtiyacimiz kalplerimizi masaya koymakti. Sanmayin ki bu cok kolay bir sey. Ikimiz de defalarca en sevdikleri tarafindan hunharca incitilmis insanlar olarak aradan onca yil, onca sinanmislik gecmis olmasina ragmen hala bunu usul usul ve dikkatlice yapiyoruz.


Burasi Almanya. Turklerin Osmanli'nin cokus doneminden beri hem sevdigi, hem sucladigi topraklar. Alman halki bir yaniyla takdir ettigimiz, ote taraftan hic anlamadigimiz, uzak ve mesafeli kaldigimiz insanlar.. Insan tanimadigi sadece ortak caresizliklerle baslamis bir iliski icinde can cana konusamadigi bir milleti nasil taniyabilir ki?

Acikcasi her gelisimde Alman milleti hakkinda ogrendiklerim bana bu insanlari anlamak, gundelik hayatta sokakta tek basima dolanirken kulturel farkliligimiz sebebiyle duvara toslamis hissettigim anlardan hizlica cikmak icin yardimci oluyor.

Ilk ziyaretimde tum dikkatim sevdigimde, noelde ve birlikte ayni gokyuzunun altinda olmaktaydi. Yalnizca bizim apartman, yillarca kullandigim Alman Arkeoloji Enstitusu nun kutuphanesi gibi, sanki ana kapidan girer girmez ic mekan basliyor dedigimde, bana biraz mimari olarak sehrin nasil kuruldugunu anlatmisti ustad. 
Kadinlar insa etmis bu sehri. Savas sonrasi erkeksiz, evsiz yikintilar icinde, ellerinde eteklerinde cocuklariyla, guruldayan mideleri, acidan donmus kalpleriyle kala kalan kadinlar (Trümmerfrauen).... Belki bu yuzden tavanlari yuksek, pencereleri kocaman ve olabildigince yalin evler bunlar. Olmasi gerekenden bir parca fazlasi yok. Ama daralmis yureklerin ferahlik arayisi cok acik....


Sonraki gelislerimde ve baska topraklardaki bulusmalarimizda konustugmuz "var olan annelerin yoklugu" meselesi.... ve bunda ulkenin rolu... 
Yasadigimiz topraklarin da tipki bizler gibi bir karmasi var. Buraya, tam da su an dogmus olmamizin matematigi kisisel siirimiz... Dongümüz.

Burada biraz susuyorum ve onu soluk almadan dinliyorum... Ingrid'i anlatiyor. Gercek bir Avrupa sifacisi. Ay takvimine gore yasayan ve muhtemelen baska hayatlarda da sevdigim guzel kadin. Onun alnindaki iz... 

Ingrid, bir savas cocugu. II. Dünya Savasi. Babasi yasadiklari bolgedeki tum genc adamlar gibi savasa gittiginden hayatinin ilk yillarinda hic erkek gormeden buyuyor. Aradan gecen bes uzun yilin ardindan babasi eve geldiginde, bu dunyalar guzeli kizi, kizini kucaklamak istiyor. Ama Ingrid korkuyor ve paniklemis bir halde kosmaya basliyor. Baba da ardindan! Ve Ingrid dusuyor. Alni yariliyor. Kusursuz guzelligin icindeki yara, disarida da bir yer buluyor kendine... Baba kiz hayatlari boyunca bu yarayi tasiyorlar. Ingrid alninda, baba yureginde... Savasin ve hayatin caldigi yillarin yarasini...


Bir evde yedi cocuk dogurmus bir kadinin, ustadin annesinin babaannesinin sadece uc evladi hayatta kaliyor. En kucuk ogul Willi II. Dunya Savasi'na giderken isteksiz. Evinde atlariyla, sevdikleriyle kalmak istiyor ama izin yok. Neyse ki saglikla donuyor evine. Herkes cok mutlu. Ama ne oluyorsa oluyor ve bir kez daha gitmesi gerekiyor. Iste o zaman zor geliyor ayrilmak. Belki yürekler agirlasiyor... Kelimeler sus pus. Yine de umut veriyorlar birbirlerine, nasil olsa bir kez dondü ve yine donecek. Ama Willi amca, babaannenin en kiymetli kücük oglu bu defa donmüyor... Bir abla düsünün, üstadin buyuk halasi... Altmis yil yüreginde tasisin kardesini, altmis yil kalbinin odaciklarindan birinde tas gibi kalsin birlikte yasayamadiklari hayat!

Sonra Berlin var. Duvarlar var...1961.... Bir anda evleri ikiye bölen duvarlar. Anneyi mutfakta, bebegini odada birakan acimasiz duvarlar! Bir sehir efsanesi degil, güclünün caresize zulmü! Ayni tanrinin onünde diz cokenlerin isi her sey... 

Bunu takip eden  Hayalet Istasyonlar; dogu ve bati'nin birbirine acilmayan kapilari... Tränenpalast (Gozyasi Sarayi). Orada aglayan, tren penceresi onünde gozyasi doken askerler, anneler, sevgililer.. Bir kez daha gorusup gorusemeyeceklerini bilmeden son kez opüsen ciftler... 

Üstad Stasi Dosyalari'yla hayati tuzla buz olanlari anlatiyor. DDR icin ajanlik yapanlar, ihbarcilar... Kim bunlar? Annen! Sevgilin! Cocugun! En yakin arkadasin! Seni satmis.... Hadi simdi bag kur, hadi icten ol, hadi guven hayata! Nasil??? 

Alman olmak kolay degil. Dünya'nin gozünde tamamen Yahudi Lobisine yaranabilmek adina anlatilan onlarca hikayenin Almanya yüzü nerede? Soguk ve mesafeli Almanlarin kalbi, sevdikleri, derin acilari, büyük korkulari nerede? Neden güclü olmak zorunda kaldilar bu insanlar? Nerede basladi oyun? tarihi yanalarin bunca tarafliligi nasil temize cekilecek? Kimler katildi zulme ya da kimler su an bizim yaptigimiz gibi caresizlik icinde seyretti ülkesinde olan biteni?

1990. Cok eski bir yil degil. Bizimle ayni yaslarda ve belki birkac yil daha büyük insanlarin tarihi bu anlattiklarim. Artik sadece güzel pastalar, iyi müzik ve yüksek teknoloji degil Almanya benim icin. Ayni zamanda kederin, acidan tas kesmenin ülkesi. Iyilesmek icin üretmenin, ayakta kalmak icin yüreklenmenin sembolu.

Artik hasat senligini, ustadin anlattigi evin mutfagini, ahirini, istasyonlari, duvarlar ardinda inleyen insanlari hissedebiliyorum. Her gelisimde Almanya'ya sempatim artiyor. Ustadla aramizdaki yara bere meselesinin ülkelerimiz genelinde de ne garip izleri oldugunu yakaliyoruz...

Hiç yorum yok: