23 Eylül 2016 Cuma







Hangisi şimdiki zamana ve tam karşınızdakine?
Hangisi geçmişe veya gelip gelmeyeceği belirsiz olan geleceğe?
Hangisi bedenden?
Bedenin tepkisi ruhtan bağımsız olabilir mi?
Zihin bu hikayenin neresinde?

Çok soru var sırada bekleyen. Cevapları her zaman zihinden gelmiyor. Çoğu zaman soruyu unuttuğunuzda geliyor. Bedenin ama kim bilir hangi bedenin, hangi katında ne oluyor da, o hiç cevaplanmaz zannettiğiniz sorular, cevaplarıyla birlikte yağmur gibi üzerinize yağıyor...
 
Poligonlar yapılmalı şehirlere, insanlar istedikleri kadar bağırsınlar.
Birbirlerine değil....
 
İçindeki acıyı atamayanlar,
duyulmadıkları hissiyle başa çıkamayanlar
terk edilmenin dev lokmalarını kursağında taşıyanlar
yara ve berelerinden soluksuz kalanlar
her gece boğulup, her sabah soluk alanlar...
hepsi gidip orada, avaz avaz bağırsınlar.
 
Çocuklar gibi çığlık atsınlar.
 
Birikmiş enerjinin bedenin her katından uzaklaşması ve yeniden yapıcı bir form kazanması için şarkı söylemek eşiğini aşmış olanlara poligonlar yapılmalı şehirlerde.
İnsanlar, insan kalmak için bağırsınlar diye.
 
Öyle bir bağırsınlar ki,
çığlıkları yeniden doğuşu mümkün kılsın.
Ruhları huzuru yaşamda bulsun.
 
Poligonlar yapsınlar şehirlere...

22 Eylül 2016 Perşembe

RÜYALAR

 
 
 
 




Başka alemlerin ayak sesleri gibi..
Sessizce akan sular, usul usul esen yel gibi...
Var ama yok gibi..
Düşündürücü,
gerçek gibi.
Gerçeği yeniden yazar gibi.
 
Yıldızlar,
Yengeçler,
Dönme dolaplar,
Kucaklaşmalar,
 
Zihnin çatı katını süpürdükçe,
ciğerlerime yapışan toz gibi... 

21 Eylül 2016 Çarşamba

AKIŞ....

 
Yazamıyorsam sebebi çok basit; yine başımı derde soktum! Hayatımda elimle, kalbimle seçtiğim tatlı bir iş, daha da dürüst davranmak gerekirse işler var. Zorlanıyor muyum? Evet!
 
Bir çok kez denediğim ve sonra "benim mayamda yok" diyerek havlu attığım en büyük ve tek gerçek olanı tekrar deniyorum; akışa teslim olmaya gayret ediyorum. Tutunmamaya, kinlenmemeye, arzulamamaya, gerçeğin kokusuna doğru yürümeye niyet ediyorum....
Kolay mı dersen, ı ıh... Alışmamış ruhta, ruhun zannettiğin "şey" de, yeni yollar oluşturmak kolay değil. Ezber bozmak, hani şu çabasız çaba pek çok zorluğun göbek adı!
 
İyi insan olmak, temiz kalmak vallahi çok zor. Olsun, niyet ettim, niyet eyledim Allah rızası için temiz kalmaya!
 
Rüyalarım öyle değişti ki...
Mesela dün gece samanyolunun altındaydım... On beş yaşımdayken pek çok sevdiğim bir adamla sımsıkı sarılarak öylece durduk. Kavuşmuyorduk, kavuştuğumuz zamanlarla vedalaşıyorduk.
 
Alpay... Kim bilir neredesin?
 
Sonra Amerika'daydım, belki bir astral seyahat yaptım! Gerçi ilk astral seyahatim Patanjali'nin yanı olsun istemiştim ama  ne yapalım, kısmet başka bir yer imiş...
Rüyamda ya da astral seyahatimde otel mi yoksa manastır mı olduğunu anlamadığım bir yerde hediyelik eşyalar satılıyordu. Turuncu bir yengeç vardı, bacakları oynayan. Sanki boncuklardan yapılmış gibiydi ve tüm gövdesi papatyalarla kaplıydı...
bana umut var mesajı verdi sanki yengeçcik.
 
Ve en harika haber yeni evimde yoga yapmaya başladım. Aylar sonra, kaskatı olmuş bedenimi açmaya çalışıyorum. Hani sen hocaydın, ne bu kasılma falan derseniz, boynumu büker "haklısın " derim. Ancak zihin katılaşınca bedenin yumuşak kalması ne mümkün... Suçlama dili, kin ve öfke varken nasıl huzur bulsun kaslar?
 
 
Velhasıl salonumun tadını çıkartıyorum. Hem de nasıl! Üstelik ben salona dönünce yazlık mekanıma bir arkadaş dadandı. En son balkonu yıkadığımda serdiğim havlu, sanki zatının malıymış gibi bir kaç gündür benimle takılıyor.
 
Eh geldi ise vereceğiz rızkını:) Tanrım beni neyle sınar bilinmez???
 
 
Yani senin anlayacağın her şey tastamam aynı ve bir o kadar da farklı. Olanı olduğu gibi kabul etmeye çalışıyor, Londra ve Çanakkale hayalleri kurarak sınavlara girip, ödevleri yaparak tutuk tutuk akıyorum:))
 
Keçi Kız'ın dediği gibi "iyilik hali anlardan ibaret"
 
Yaşasın hayat!
 

7 Eylül 2016 Çarşamba

7X7

 
 
 
 
Yeni, yepyeni şeyler öğreniyorum. Dünya birbirini kedi köpek gibi yerken, ben önümdeki kitaba bakıp, "vay sayın seyirciler, hımmm, evet evet, şahane!... " gibi şeyler mırıldanıyorum.
Memnunum.
Horoz ötmeden az evvel bütün bunları inkar eder miyim? Bilinmez....
 
Harita okumayı oldum olası severim. Ha bilir misin dersen, pek sayılmaz. Ama harita okuma fikrini severim. Görünene bakıp, görünmeyenin hikayesini hayal etmeye bayılırım!
Gökyüzü, yeryüzü, yedi denizin dibi veya ellerinin ayası... Fark etmez, severim işte.
 
Kürelere, üzerinde harita olan kağıtlara, kumaşlara dayanamam. Bana hep hem içeri, hem dışarı yapılacak seyahatler için güç verir haritalar.
 
Şimdi kendi haritamı okumak için bir şans var. Ellerim titrer, gözlerim kamaşır okuyamam diye endişelenmiyorum. kaçıyor muyum? Hayır. Artık gidecek başka bir deniz yok, ardına saklanılacak tüm dağlar kül oldu...
Ve bu kez yalnız değilim; yanımda pusula kullanmayı bilen biri var!
 
 
 

6 Eylül 2016 Salı

PATANJALİ, BİRİNCİ KİTAP: AYDINLANMA...

 
 
Hocam der ki, Patanjali, Sanskrit dilinde "düşmüş melek" anlamına geliyormuş...
 
Aydınlanmanın anlatıldığı birinci kitaptan en sevdiğim sutrayı paylaşıyorum:
 
27. MUTLU KİŞİLERLE DOST OLMAK, MUTSUZ KİŞİLERE MERHAMET DUYMAK, ERDEM SAHİBİ İYİ KİŞİLERDEN ZEVK ALMAK VE KÖTÜ KİŞİLERE İLGİSİZ KALMAK YOLUYLA; ZİHİN HİÇBİR ZAMAN BOZULMAYAN BİR SUKUNETE ULAŞIR.
 
Buna bütün kalbimle inanıyorum. Mevlana'nın "başkalarının kusurlarını örtmekte gece gibi ol" öğüdünü anımsatıyor.
Nazmi Hocam ve Celalettin Dede ile sohbetlerin ruhumu nasıl sakinleştirdiğini anımsıyorum. Neden hep Bodrum'a çocukluğumun geçtiği bahçeye dönmek istediğimi anlıyorum. Niçin Victor benim için hep özeldi, anlıyorum....
Çünkü derinlerdeki şefkati, merhameti ve huzuru hissettirdiler bana..
 
Kimsenin isteyerek ve bilerek kötü olduğuna inanmıyorum ve hatta aslında "kötü" olmalarının onların sorumluluğunda olmadığına inanmak istiyorum. Merhametsizlere bile merhamet edebilmeyi, zihnin sükûnetine ermeyi çok istiyorum.
Kötülük karşısında, sert bir fırtınaya yakalanmışçasına, hasar almadan, kişiselleştirmeden, sadece ceketimin yakalarını kaldırarak, öylece durmak istiyorum.
 
Yaptığım işi anımsatıyor bu sutra. İşimin gereği çocuklarla çalışmanın neden bana iyi geldiğini daha net görebiliyorum.
Mutlu insanlarla dost olmak, çocuk enerjisinin sakınımsız, pırıl pırıl haline daha da sokulmak istiyorum. Merhametlerinden, samimiyetlerinden, kirlenmemiş zihinlerinden esinlenmek, zihnimi çocuk zihni gibi her gece boşaltmak ve sabaha ışıl ışıl uyanmak istiyorum.
 
Bu sutra bana ilham veriyor. Umut veriyor.. Güç veriyor. Olmak için, olmak yolunda önüme halı seriyor sanki.
 
Namaste

4 Eylül 2016 Pazar

4 EYLÜL... KAPILARI AÇMAK İÇİN GÜZEL BİR SONBAHAR SABAHI!






 
"... eğer bir oraya bir buraya sapıp yolunu kaybetmişsen, sevginin yoluna geri dön; o yol doğrudan bana gelen yoldur ve beni orada, kendi içinin derinliklerinde seni bekler bulursun..."
 
Eileen Caddy

3 Eylül 2016 Cumartesi

ŞEHİRDE MÜZİK VAR!

 
 
Nişantaşı maceramın sonuna yaklaşırken, dün şöyle bir baktım da o kadar da fena değil sanki! Arada bir gelmek lazım buralara.
Zor birgün oldu. Sabahtan başlayan her yere yetişme telaşım, neredeyse gün sonuna kadar sürecekti ki, aralarda durup, keyfetmeyi başardım!
"Büyütme Elvan" dediğinizi duyar gibiyim ama benim kadar sonuç odaklı ve görev bilinciyle hayatı kendine ve etrafına zorlaştıran bir insan için dev adımlardan bahsediyorum....
 
Konuya dönersek,  önce Harbiye'den  vizemi aldım, ardından Etiler'e gidip Hakan ve Özgül'le pasta çay partisi yaptım. A tabii arada belime bakıldı fakat sanki o pek önemli değilmiş de, asıl hedef Venüs'den krokanlı pasta ve mis gibi demlenmiş çaymış gibi düşünmek istedim!  Buraya kadar fazla iyi gitti aslında. Araya bir sıkıntı eklemeli mi acaba derken, geldi. İkinci üniversite kayıt işlemleriyle uğraşan bölüm gerekli evraklarımın ellerine ulaşmadığını ve saat 16.00'ya kadar iletmem gerektiğini söylediler. Ve bunu saat 15.15 'de diyorlar!  Üstelik bir mesajla!
 
Allah Allah, benim kargom 31 Ağustos'da teslim edilmişti. Bu ne şimdi? Elbette evrakı kaybetmişler... Kaybedince de tutuşup abidik gubidik mesajlar atmışlar besbelli. Neyse, beni de on beş yirmi dakika kadar germeyi başardılar. Stres yönetiminde çok şahane olmadığımdan neredeyse çuvallayacaktım da sanırım pastanın ve Özgül'ün arkadaşının mırıldandığı şarkının etkisiyle nasıl olduysa başardım ve "belki de hakkımda hayırlısı budur" dedim. Vallahi de billahi de dedim.
Belki de ülkenin fazla bilmiş kadınlara ihtiyacı yoktur!
 
Metroya bindim ve Nişantaşı'na dönüyorum. O kadar güzel bir müzikle karşılaştım ki, yürüyen merdivenlerde sallanmaya başladım. Fark edince de özellikle durmadım. Bedenime nadiren teslim ettiğim, anda, anın tam ortasında, herkese ve her şeye rağmen memnun olma, haz alma şansımı tepiklemedim!
A a büyüyor muyum ne? Yok canım, geçicidir! Yoksa çocuklara öğretmeye çalıştığım "çılgın dansı" birgün bende öğrenebilecek miyim? Ne o oradaki? Umut ışığı mı??
 
Bundan sonrası tam bir jinekolojik kontrol sayılmaz. Zira doktorum anne tarafından kuzenim ve gayet hoşsohbet bir büyüğüm. Hal böyle olunca mesele sanki sağlık değilmiş de, ben bi ziyarete uğramışım havasına dönüyor buluşmamız. Gelsin kahveler, gitsin yaban mersinli lokumlar!
İşin güzel yanı her şey yolunda! Oley! Hayat bana kal dedi! O halde Nişantaşı'ndan Beşiktaş'a sakin sakin yürüyerek inebilirim!
Çarşıda keyif yapsam ve bir saat sonraki vapura binsem ne olur? Nasıl olsa ritim tutturmak zorunda olduğum biri yok. Böyle zamanlarda bayılıyorum tek başınalığıma!
 
Vapur.. Gökyüzünün bana bir sürprizi var; almış pembe bulutları sarayımın üzerinde bir sağa bir sola uzatmış. O ne hoş gün batımı... Vay vay vay, demek bugün sanat var şehrimde. İşte yine müzik, genç bir kadın şarkı söylüyor... İstanbul.... güzelsin güzel.
 
Vapurdan indim, Kadıköy Çarşı'nın hatırı kalmasın diye bir bakınayım diyorum.  O sırada ışıklardan geçerken bir kez daha müzik! Orta yaşlı amcalar çalıyor, yayalar yürüyüşlerini yavaşlatarak müziğin tadını çıkartıyorlar.
 
Arkadaş şehrin gerginliğini alıyor müzik! İnsana temel ihtiyacını, bütünle ritim tutturma arzusunu hatırlatıyor...

Şanslıyım, çok ama çok şanslıyım! Çünkü şehirde müzik var! Bir kez daha görüyorum ki aslında her şey geçen ay olduğunun tıpa tıp aynısı. Değişen tek şey benim bakış açım... Ben olumlu düşündükçe, hissettikçe, ne kadar olumlu ve güzel şey varsa görmeye başlıyorum. Şans burada zaten!