22 Mayıs 2017 Pazartesi

ÇOCUK KİTABI OKURKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN ŞEY.


 
Çocuk kitapları, insanın kendi çocukluğunun dizi dibinde okunmalı. Bir zamanlar çocuk olduğumuzu hatırlayarak, kahramanların üzerimizdeki etkisini küçük insanın masumiyetiyle hissederek okunmalı ki, mesaj yerine ulaşsın.

20 Mayıs 2017 Cumartesi

NAPITDURUN ?

 
Gittiğin zamanı hatırlamak istemiyorum. Bilirsin, senin gibi döngülere teslim olamadım.. Hep bu dünyaya geldiğin günü kutlamak, hep en güzel anlarımızı anımsamak istiyorum.. Başka türlüsü elimden gelmiyor..
 
İçimdeki gözyaşı ırmaklarının ucu bucağı olmadığını öğrenmiştim gittiğinde. Sanma ki artık ağlamıyorum. Deprem gibi çöküyor yokluğun, gerçeğin altında eziliyorum. Dünyanın merhametsizliğine çok zor dayanıyorum. Özlüyorum be dostum; bizi çok özlüyorum... Ciğerimi akbabalar paralıyor sanki. Gözünün içindeki ışıltıyı, gülüşünü, kahkaha krizlerimizi deli gibi özlüyorum... Çıkamadığımız seyahatlerden kart yazıyorum bize, konuşamadığımız konuları not ediyorum sonraki hayatlarımıza..
 
Prusya Kralı'na beni de zeytin ağacının altına, mümkünse onun yanına koyun dedim. O vakte kadar tek tesellim zeytin ağaçları... Ne zaman bir zeytin dalının altında durup gökyüzüne baksam, aynı kubbenin altındayız diye seviniyorum. Kalbimi sıkıştırıyor boynuna sarılamamak.
 
Sen ve ben bu alemde ve öte alemde her zaman tanıdık olacağız ya, buna inanmanın tesellisiyle devam ediyorum.
 
Yarın senin bu gezegene gelişini kutlayacağım. İnsanlarla kahve içip, yaptığım tatlıyı paylaşırken onlar bilmeyecek ama ben, yarın bütün gün senin için, bir zamanlar kol kola olduğumuz ilk gençliğimiz için gülümseyeceğim...
 
İyi ki doğdun. İyi ki bu hayatta da bulduk birbirimizi. Seni çok seviyorum..

https://www.youtube.com/watch?v=oB-RS000NLs


6 Mayıs 2017 Cumartesi

Köpekte Bulunan 10 Güzel Haslet

 
 
"Ruhu'l-Beyân Tefsiri"nde köpek'de on güzel ahlâk olduğu beyan ediliyor.

1- Sadâkat: Köpek sahibini terk etmez. Kovsa da bırakmaz, küsmez. Hizmet eder.

2- Kanâat: Ne verilirse razı olur. Sofraya sokulmaz, bulduğu ile iktifâ eder. Yerine biri gelse onu oradan kovmaz.

3- Tevâzu: Yattığı ve gezdiği yer, alelâde yerlerdir. Kendi için yüksek yer aramaz. Ne yedirilirse yer.

4- Tevekkül: Yarını düşünmez, yerini yermez, erzak biriktirmez.

5- Teslimiyet: Sahibini bırakmaz. Dövse de, ayağını kırsa da yine çağırınca gelir (kuyruğunu sallayarak) teslimiyyet gösterir. İyilik edeni bilir ve unutmaz.

6- Zühd: Kendisini umûmî zuhûrâta bırakmıştır. Gelecek için bir düşüncesi ve hazırlığı ve esaslı bir bakımı yoktur.

7- Miskinlik: Her yeri dolaşır. Bir şey verilirse alır, vermezlerse bakar geçer. Kendini dokunmazlarsa, bir şey yapmaz; yoluna gider.

8- Uyanıklık: Çok az uyur. Şehirlerin, köylerin sokakların da gece bekçisidir. Hırsızları tanır, haber verir. Evleri, bağları, bahçeleri, sürüleri korur.

9- İstiğnâ: Çekingendir. Başkalarının nasîbine tecavuz etmez. (Kedi gibi sofralara sokulmaz) kabları bulaşdırmaz.

10- Edeb: Köpek, haddini bilir. İnsanlar arasında ve hayvan cinsleri içinde, insanlara en çok hizmet edenlerdendir. Emredilen işi tutar. Terbiyeyi kabul eder, terbiye edildiği zaman, tam bir liyakatla, çok büyük işler görür. Sürü, kızak, ev, harb, bekçilik, keşif ve yitik bulma... işlerinde hizmetleri çoktur.

Bu on güzel ahlâk köpekte bulunmaktadır. Halbuki bunlar, hâlis mü'minlerin ve sâdık mürîdlerin sıfatlarındandır.

Kaynak; Molla Yahya Pakiş
 

3 Mayıs 2017 Çarşamba

SESSİZ BİR ORMAN...



Yemyeşil bir denizdeyim. Belki bahar yüzünden... Tazecik, incecik yeşil yapraklar ve kalın, koyu yeşil olanlar. Ve tabii onların arasında yüzlerce farklı ton, benim gözümün seçemediği incelikler..
Ağaçlar kocaman. Hani o kitaplarda gördüklerimize benziyorlar. O kadar uzun, o kadar uzunlar ki, istesem de güneşi göremiyorum. Sadece yer yer toprağa  değmeyi başarabilen ışık hüzmeleri var, bana  güneşin orada olduğunu hissettiren.
 
Bastığım yer ne çim ne de toprak; yosunumsu, yumuşacık bir halıya benziyor. Ayak tabanlarımı gıdıklıyor bu garip yumuşaklık. Kara Orman burası. Yıllardır düşlerimde gördüğüm masal ormanı. Bu gece kamp yapıyorum. Ama beni en çok heyecanlandıran şey bir ağaç evde uyuyacak olmak. Neden? Çünkü...
 
Hava kararmaya başladı. Ağaca tırmanıyorum. Buradan gökyüzü öyle berrak görünüyor ki, bir tek bulut yok. Işık yok. Sessizce yıldızları bekliyorum. Ah işte! Tek tek geliyorlar. Neyse ki pusulamı almıştım. Kuzey neresi biliyorum, bu yüzden Küçük Ayı'yı hemen gördüm! Çok mutluyum. Nicedir rüyalarıma giren anı yaşıyorum; yaprakları kımıldatan ılık rüzgar ve uzaktan gelen kurt ulumaları dışında ses yok!
Kendimi, içimi duymak için buna çok ihtiyacım vardı... Rüzgarın saçlarıma dokunuşundaki şefkate  teslim, binlerce kandil gibi parlayan yıldızlara bakarak esniyorum..
 
Ve gerçek hayat! Hayalini kurmadığım, içinde çalkalana, yuvarlana, tutunmak istemeden, çoğu kez hırpalanarak yaşadığım gündelik hayat! İnşaat gürültüsüne karışan kuş sesleri, betona ve sonra yüzüme çarpan ve bu yüzden sevemediğim güneş... Hoyrat şoförler, acımasız politikacılar.. Yarınımı bilmeden yattığım, gecede on kez bölünen uykular.
 
Nasıl olsa bitecek tesellisiyle, yaşamaktan çok hatır için katlandığım eski bir tanıdık gibi hayat. Ve doğadan kopuk, kendime yabancı saatler, günler... Hızla dökülen erguvan çiçeklerini tek tek geri yapıştırmak, mor salkımların ve leylakların kokusunu kavanozlara doldurmak istiyorum.
 
İmkansızı istemekten yorulduğumda, ayarsızlığımla baş başayım...

Ağzını burnunu sevdiğimin şeytanı atla arabaya bas gaza diyor. Aç dört pencereyi, bangır bangır çalsın müzik. Ve yok yetmez, avaz avaz şarkı söyle! Kurt kuş duysun feryadını.

 
 
 
 
 
 
 

1 Mayıs 2017 Pazartesi

AYAKKABI MESELESİ





Gitmek nasıl başlıyordu? İnsan önce ayakkabılarını mı giyerdi? Yoksa en kıymetli eşyalarını mı toplardı? Yoksa saçlarını mı taradı? Hatırladım... Gitmek karar vermekle başlardı. Ve karar verme süreci hepimiz için aynı şekilde işlemiyor. Kimi insan on dakikada hayatını bir bavula sığdırabilirken, bir ömür boyu o valizi hazırlayamayanlar tanıyorum...
 
Peki ben nasıl biriyim? Nasıl giderim ben? Karar verirken kendimle ve etraftaki insanlarla nasıl bir etkileşim içinde olurum?
 
Kesinlikle hırçınlaşırım. Verdiğim karar üzerine iyi veya kötü, tüm konuşmalardan rahatsız olurum.. Bütün dünya karşı cephedeymiş, hayat beni hiç desteklemiyormuşçasına paniklerim... Ben, bir yerden, birinden öyle usul usul ve çabucak gidemem. Aylarca kafamda evirip çeviririm. Çantaları toplamaya başlamadan evvel sayfalarca yazar çizer, eşyaları dağıtır toplar ve defalarca vazgeçerim. Kalmak için türlü bahane uydururum. Koşullar olgun değildir, aslında bulunduğum yerde her şey daha iyi olabilir... Oysa hepsi, bütün bu mırıldanmalar, bahaneler gidecek gücü toparlayamıyor olmanın cinleridir.
 
Kendimi bu anlamda öyle iyi tanırım ki... Bazen toparlanmak aylarıma mal olsa da, gitme fikri bir kez zihnimin kapılarını araladıysa mutlaka yola çıkarım.
 
Çok yemek yerim korkunca. Acıkmadan, susamadan ve durmadan gevelerim lokmalarımı. Uykularım kaçar. Gündelik hayattaki  akış artık sadece bedenimin katıldığı bir rutindir.
 
Benim önce ruhum gider, sonra zihnim. En son bedenim..
 
Öyleyse ayakkabılarımı giymeye hazırım. Sadece düşünüyorum, çünkü ayakkabı benim için önemli. Acaba şık mı olmalıyım? Yoksa uzun bir yürüyüş için rahat bir model mi seçmeliyim? Şık ve rahat? 
 
Biraz zamana ihtiyacım var. Beden konforu önemli:)
 
 
 
 

29 Nisan 2017 Cumartesi

HAYAT SONA ERMEDEN EVVEL BENİ ÜÇ KEZ İNKAR EDECEKSİN* SEVGİLİM, AMA NAFİLE



Unuttum, yaraysa da tuz bastım diyorsun ya, o iş öyle olmuyor. İnsan insanı ne bir bakışta seviyor, ne de tek sözle silip atabiliyor. Aşkı başlattığın kadar kolay bitiremiyorsun. Bunun şarkısı var, türküsü var, içip içip kadehin dibinde inlemesi, ağlaması var. Her ölümle, her boşanmayla tetiklenişi var.
 
Hani o evrenin görünmez ipleriyle birbirimize bağlı olmaklar var ya, işte bu o; ben sana, sen bana sonsuza dek, hayatlar boyunca bağlıydık, bağlandık ve bağlanacağız. Dönüp dönüp çarpışan otomobiller gibi... Ancak her çarpışmamızda sevinçle kollarımızı havaya kaldırmayacağız. Bazen de küfürler, lanetler okuyacağız birbirimize. Ama kaçamazsın artık, kan damarları boyunca varız birbirimiz için...
 
Seçtiğin yemekteyim, gittiğin konserde, yaz tatilinde uzandığın şezlogda, altını çizdiğin cümlede. Seçimlerinde, reddedişlerinde sen sandığın her şeydeyim. Bugüne kadar elinin, gözünün, nefesinin değdiği herkes ve her şeyle birlikte artık senin bir parçanım.
 
Nefesini tut, istersen gözlerini oy, fotoğrafları yırt.. Ya da kendini uçurumlardan at.  Defalarca inkar et. Ne fayda.. Ben senin bir parçanım; bu hayatta ve gelecek onlarca hayatta birlikteyiz...


*Petrus