16 Şubat 2018 Cuma

TURKUAZ RENKLİ BİRGÜNDEN NOTLAR

 
 
 
 
Kitapçı.
"Ölmek, eskimiş bir kıyafeti değiştirmek sadece...." Dün kitapçıda Deniz'in önerdiği kitaplardan birine denk gelir miyim diye bakınırken karşılaştığım cümle.
Peki yaşamak ne?
İnsan ne zaman gerçekten yaşar? Hayatın hakkını vermek dediğimiz nedir?
 
 
 
Tatlıcı.
Bazı tatlılar kişisel tarihimize yolculuk sanki. Kaşık dolusu tavukgöğsünün ağzımın içinde yuvarlanışı ve ben yutkunduğumda düştüğü yer.
Orası çocukluk.
 
 
 
Nur-u Osmaniye.
Ezberim, endişem, tanıdığım, hiç tanışmadığım. Akrabam, akbabam. Hepsi ve hiçbiri.
 
 
 
 
Kadırga.
Sıcacık bir tanışıklık. Değişmeyen ayrıntılar. İnsanda geçmişe dönme isteği yaratan güzellik... Pencereden sarkıtılan hasır sepet, küçük renkli kuş  lokumları...
Artık yaşamayan Necati bakkal...
 
 
 
 
Özbekler Sokak.
Annem. Anneannem ve dedemin aşkı. Aşığın aşka ihaneti. İhanetin miras kalan laneti.
 
 
 
 
 

12 Şubat 2018 Pazartesi

EVDE OLMAK






Uzun zamandır hissetmediğim duygular art arda içimi yoklamaya başladı. Sanki sihirli bir değnek değdi de şu hayat oyununun perde arkasına geçmeme, sahnelenen oyunu izlememe izin verdi. Hatta  zaman zaman o kadar cömertleşti ki, bazen kulise girmeye ve makyajını silip, kostümünü çıkartan oyuncuları görmeme bile müsaade etti.
 
Sahne performansını sevmediklerimi, ayna karşısında kendi yüzlerine bakarken gözlediğimde içimde yükselen anlayış ve merhamete şaşırdım. Kimse masum değildi ve kimse suçlu değildi. Senaryo ne diyorsa onu yapmışlardı.
 
Evime çok yaklaştığımı hissediyorum. Bütün eşyalarım hazır, renkler, sesler hatta kokular bile  hazır, anahtarı görüyorum ama henüz elime almadım.
 
Rüyalarım beni daha önce gitmediğim yerlere taşımaya başladı. Yoga matı yine uçan halıya dönüştü. Bilinmeyene karşı yükselen merakım ve öğrenilmiş çemberde kalmamı isteyen tembelliğim çekişmeli bir telaşın içindeler.
 
Sezgilerim yükseldi. Öfkem dinginleşti. Bana iyi gelmeyeceği besbelli olan enerjilerden hoyratlık etmeden uzak kalabilmeye başladım. Belki de ilk kez bütünün parçası olabilme ihtimalini, bunun olabilirliğini sezdim. İlk kez kitaplar değil, algılarım dile gelmeye başladı.
 
Evimin içini çok merak ediyorum. Dilerim merhameti yüksek bir ruh vardır içeride... Kaderinde çok üretmek, çok sevmek, çok anlamak olan... Beni bana yeniden hatırlatacak bir ruh.
 
Şimdilik bahçem bile çok güzel!
 
 

28 Ocak 2018 Pazar

ÇOK




Çok sevmek
Eve koşar adım gitmek
Bazı istasyonların geride kaldığını bilmek,
el sallayanları görmek
Sonra kompartımana dönmek
Yine çok sevmek

31 Aralık 2017 Pazar

YEN YIL KUTLAMASI

 
 
 
 
 
 
Bize ayrılan sürenin bir yılını daha bitirdik. Kimimiz farkında, bazılarımız ise hala ölümsüz olduğu kanaatinde. Hayırlısı.
Kendi adıma seviniyorum, ağır derslerle gelmeyen bir yıl olduğu için minnettarım. Çözemeyeceğim problem yoktu, işsiz, dostsuz, evsiz, umutsuz değildim. Etrafımdakilere duyarsız kalmadığım, kendimi ihmal etmediğim ve bu ikisi arasında dengede durabildiğim bir yıl mıydı derseniz, tam anlamıyla evet öyleydi diyemem. Bazen dengemi yitirdiğim, öfkemin, eski kırgınlıklarımın kucağına düştüğüm oldu. Neyse ki onlara tutunmadım, beslemedim.
 
Dostlarımla, arkadaşlarımla gezerken, keyfim için okurken, Theodora'nın büyümesini izlerken, kardeşimin kırk yaşını kutlarken mutluydum.
Sürprizleri oldu bana bu senenin; hem öğrenci oldum, hem de öğretmen. Her hafta bir yandan üç yaşındaki öğrencilerime yoga dersi hazırlarken, diğer taraftan üniversitedeki öğrencilerim için arkeoloji anlatmanın keyfine vardım. Şanslıydım. Bütün bu telaşın dışında merak ettiğim bir konuda eğitim almaya başladım ve sanırım en çok öğrendiklerimi öğrencilerime aktarırken öğrendim.
 
Bir kaç kez bahsetmiştim, mata çıktığımda  garip bir şey yaşıyorum ve artık Elvan olmuyorum, başka bir ruhla anlatıyorum dersi; kelimeler benim değil, düşünceler su gibi akıyor. Tereddütsüz inanıyorum teslim olduğum bilgiye, yola. Her gün daha çok inanıyorum. Çünkü her gün daha çok işe yaradığını görüyorum.
 
İçimde bir ev var artık, bana ait. En çok orada öylece durmayı seviyorum. Uzun lafın kısası bana verilen sürenin şu son bir yılında tanıklık ettiğim, hayatıma yaklaştığı için bildiğim, duyduğum, deneyimlediğim herkes ve her şeyden razıyım. Nice yıllar olsun hepimize. İçinde sevginin, şefkatin, halden anlamanın, merhamet ve yaratıcılığın olduğu, anladığımız, anlaştığımız yıllarımız olsun.
 
 

26 Aralık 2017 Salı

NOEL HİKAYESİ






Monolog

Tanrının hediyeler dağıttığı o gecede boşuna pencere önünde bekledim, benim hediyem çoktan gelmişti. Üstelik bir paket değildi, noel zamanında da gelmemişti, çok daha önce kavuşmuştuk. Bu yıla ait bilmem, anlamam gereken her şey o geceden çok önce kucağımdaki yerini almıştı.
 
Theodora, Tanrının hediyesi. İçimdeki tüm öfkeyi silip süpüren sevgi yumağı. Sonra sınavlar... Değişen koşullarda beni kullanışlı bulmayanların ufukta yitişi. Zamanın boşluklarına dayanamayıp, varlığımı oraya  buraya, kahve molalarına, kent yürüyüşlerine tepiştirenler... Eski bir tanıdığın avucuma bıraktığı piramitler.. Bilmediğim, hatırlayamadığım ama sezdiğim zaman dilimlerinden gelen rüyalar.. "Atlıyordum" diyenler, "pooff diye yok olsam" duasındakiler. Benciller, nezaketiyle nefessiz bırakanlar. Kalbi kör, ruhu topal, bedeni aç kalanlar...
 
Hepinizi gördüm, her birinize mutlu yıllar  dilerim. Bütün duam yolculuğumuzun olabildiğince bütünün hayrına ve uyumla geçmesidir.
 
 
 
Diyalog
 
"Ağaç mı süslüyorsun?
Neden?"
"İçime iyi geliyor"
"İçinde ne var?"
"Boşluk ve bir oğul"
"Hımmm...
Ne koyacaksın ağaca bu yıl?"
"Memelerimi"
"İkisini de mi?"
"Evet"
"Mutlu Prens'in hikayesini biliyor musun? Seni  ona benzetiyorum."
"Mutlu dedin, ben değilim..."
"Gözlerini yumup, sadece vererek mutlu olamazsın. Söylesene seneye ne vereceksin?"
"Bilmem
Ya sen?"
"Ağacın tepesindeki süsü görüyor musun?"
"Evet"
"Benim size bu hayattaki hediyem o; inanç, inancım"
"Peki sen nasıl devam edeceksin?"
"Hakikatle:)"
 
 

16 Aralık 2017 Cumartesi

ASALAK ORDUSU VAR İÇERİDE VE DIŞARIDA... CEPHANEM KALMADI.

 
Öyle karıştım ki, öylesine yoruldum, o kadar vazgeçmeye meyilliyim... İnanılmaz yakınım bırakıp gitmeye, ama en çok da kendimi.. Eğer ben değilse bu kabuk, benim değilse bu beden bunca üzülmek neden?
 
Şeb-i Aruz a bile tepki veremeyecek kadar, Noel için evimi tarçın kokutamayacak kadar köşeye sıkıştırılmış hissediyorum. Omuzlarımda kalın kalın hırkalar var sanki, abandıkça abanıyor üzerime... Ayaklarımda taş gibi ağır çoraplar, adım atamıyorum... Bu yüzden Theodora'yı seviyorum. Bu sebeple onun patilerinin arasına bırakıyorum yüzümü, gözümü. Kalbim , zihnim bu denli yırtılıp paramparça olmuşken, gözümün ucunda yaşlarla gülümsemekte inat ederken,  varsın o yüzümü tırmalasın... Keşke tırmalasa, belki öfkem çıkar, patlar ve gider pencereden... Gırtlağımda bir çığlık var nicedir bekleyen, avaz avaz bağırıp, damarlarımı çatlatasıya ağlamak ve öylece uyuyup kalmak istiyorum. Asırlarca uyumak... Taa ki hayatımı zorlaştıran madde ve mana dünyamı usul susul kemiren tüm asalaklardan kurtulana kadar derin bir uykuda öylece saklanmak...
 
Keşke...
 
 
 

5 Aralık 2017 Salı

 
Yorgunum. Hiç dinlenemeden başlayan kışla nasıl başa çıkacağımı da bilmiyorum. Theodora pencereden dışarıyı seyrediyor. Ben gözlerimden içeriyi.. O kendi dışındaki her şeyi merak ediyor, ben sadece neye nasıl, neden tepki gösterdiğimi.