31 Temmuz 2008 Perşembe

Zamanla Barıştım, Şimdi Mutfaktayım:))

Bu ay yazdığım yazılara acayip tepkiler geldi. Erkekler haklı olarak taraflı buldular beni. Ama arkadaşlar her ne kadar kendi cinsime dair tüm özellikleri taşımasam ve hatta zaman zaman zihnen size daha yakın olsam da işin aslı şudur ki ben kızlardan yanayım. Doğama direnmem imkansız.

Elbette bazen seviyeyi düşürüp Yasemin'in Penceresi tadında yazacağım. Yoksa ben nasıl rahatlayacağım? Öyle yılda bir kere tekila içerek ya da Köprüaltında iki birayla olmuyor bu işler Mehmetus. Bir sonraki seyahatten Sakız Likörü değil, bir şişe Metaxa alayım ben:))) Malum sonbahara az kaldı, Egemen Whisky sorunumuzu kökten ve fazlasıyla çözdü de - çözdün di mi canım kardeşim?:))) -, Metaxa olmadan Ekim geçmez. İş yok güç yok, içer içer yazarım artık:)))

Yaz boyunca hatta vakitsiz gelen bahardan beri içimde zamanla ilgili garip duygular vardı. Adını koyamadığım, içimi ürperten. Hatta kaynağı belirsiz bir ses, zor kararların kapımda pusuya yattığını fısıldıyordu. Ben de etrafımdakilere bu korkumu anlatıp duruyordum. Tam düşündüğüm gibi oldu. Herkes kendi hikayesini yazdı ve ben karar verme mercii olmaktan kurtuldum. Böylece zaman benden azadlı artık ve tabii ben de ondan. Sanırım yazılarıma fazlasıyla yansıyan, bu geçici erkek düşmanlığının altında yatan da tam olarak buydu. Keşke yanılmış olsaydım, keşke...

Bazen sezgilerimize güvenmez, gözümüzün önündekileri göremez ve "amman deli saçmalarıyla şişiriyorum kendimi" der ve mantığın gölgesinde serinleriz ya, işte öyle yaptım ben. Sezgilerimi korkularım zannederek burnumun ucundaki gerçeği öteledim. Taa ki biri kalemi gözüme, diğeri de kalbime sokana kadar!
Eh müsadenizle bu noktadan sonra verdim veriştirdim tabii. Şimdi daha sakinim, muhtemelen Ağustos itibariyle "Uyuyamayan Prenses", "Rapunzel ve Külkedisi" gibi sürüklenen masalları bitirmiş olurum.Eylül'de ise orama burama kalem sokanlara daha fantastik bişiler yazmalı.

Amma velakin sorun şudur ki Eda Liza'nın üçüncü yaş günü olacak Kasım sonu. Benim o zamana kadar mutlaka özel bir masal bulmam lazım. ilk iki yıl şanslıydım çünkü masallar bana geldi. Eğer bu yıl da aynısı olmaz ise naneyi yedim. Çünkü onaltı yıl için bir anlaşma yaptık annesiyle. Eda için yazmam gereken ondört masal daha var.

Bana masallar esinleyen herkese rakı sofrası* vaad etsem acep ne olur? Motive olur musunuz arkadaşlar?


*Önemli Not. Son iki haftadır mutfak sanatlarında inanılmaz aşama kaydettim, daha önce zehirlenenler lütfen geçmişi referans almasınlar :))

4 yorum:

maviay dedi ki...

belki de insanın yüreği neyle acıyorsa, en çok sesi de ordan geliyordur.....

suç sende değil.....bu yaz ki hayat dersinde ! :I

koyu bi metaxa içeniyimdir bu arada....yani çağırırsan çikolatam ve ruhumla gelirim ;)

pilatescadisi dedi ki...

canım, hamaratım benim. Bu lafı da hem severim hem de hep güldürür beni, hamarat deyince haşarat aklıma gelir hep. bir gün olmadık bir yerde dilim sürçüp böyle dersem şaşırmam.küçükken benim sevdiğim masallardan biri de evden giden anne kuzunun sıkı sıkı kurta kapıyı açmayın tembihine uyan yavru kuzuları kandırmaya çalışan kurtun masalıydı..kılık değişip, ses değişip gelirdi de sonunda kandırmıştı hani...una bulann patii ve incelen sesini hiç unutmam.hayata dair aslında ne hoş dersti. bir de parmak çocuk masalı...pinokyoyu sevmezdim nedense.aklıma gelenlerle sana hatırlatmalar yaparım tatlım, ama rakı sofrası için değil. hiç sevmem ki...:))dünya anasonsuz da güzel

Fortunata dedi ki...

İki sofra şimdiden garantilendi, bu yıl masal bana pahalıya patlayacak.)))

pilatescadisi dedi ki...

korkma korkma ben rakı sofrası istemiyorum...ben bol bol sohbet isterim... en iyi kafa o şekilde yapıyorum...:))ejjj üjjj