23 Ağustos 2008 Cumartesi

İz Bırakmak...


Kumrularda iz bıraktı annem, o uykuya dalsa bile kumrular daima aynı saatte penceredeler... Annemi seviyorlar, bekliyorlar. Mehmet bebek de bende iz bıraktı. Onu haftalarca görmesem bile yüzünden geçen gülümseme geliyor aklıma ve dudağımın ucu kıvrılıyor, gülümsetiyor beni. İz bırakıyor. İz bırakıyoruz kalplerde...

Birileri bizde, biz de birilerinde iz bırakıyoruz. Bakarak, yazarak, konuşarak, kaybolarak... İz bırakıyoruz.


Nazmi Hoca dün gece Külkedisi'ne uzun uzun anlatmış amaçsız yaşamanın doğru olmadığını... Haklı. Onun amaçsızlıkla ilgili sözleri bana eski bir sevgilinin cümlelerini çağrıştırdı: "bir insanı amaç edinirsen mutsuz olursun" demişti. Bir sevgiliyi, evladı, dostu... Dinledim onu, bir insanı amaç edinme hatasına düşmedim. Ama dönemsel heyecanlarımı bir yana bırakırsak asla kalıcı bir hedefim, amacım da olmadı. Olamadı.


Şimdi, kırkıma az kala sanırım bir hedef belirmeye başladı önümde. İz bırakmak istiyorum. Özellikle çocuklarda. Bildiğim en etkileyici ve tek yolla, yazarak ve anlatarak kalplerine dokunmak, unutulmaz sahneler işlemek istiyorum. Karşılığında ise ben de iz bırakmalarını istiyorum. Kalbimi küçücük ellerine bırakıp, güvenli sularda uyumak istiyorum.


Çünkü benim en güzel ve en vazgeçilmez anılarım pek çok insan gibi çocuklukta. Bugün yazarken ve okurken derin bir hislenme içindeysem, bunu 0-6 yaş aralığında etrafımda olup, bana masallar yaratanlara borçluyum. Şimdi ben de aynısını yapmak istiyorum. Bu dünyaya yeni gelmiş ruhlara masallar yaratmak, ya da kendi masallarında yürümeleri için ayakkabılar ısmarlamak istiyorum. Hayat onları küstürdüğünde, dirençlerini sınadığında binlerce yüz arasından ve yüzbinlerce söz arasından bana ait olanlarla canlanmalarını, güçlenmelerini, gülümsemelerini istiyorum. Benim hedefim kesinlikle bu olmalı. Bir tek çocuğa hayat veremediğim bu dünyada belki çok daha fazlasını yapabilir ve yüzlerce çocuğa ilham verebilirim!


Ne dersin Külkedisi? Düşün; masallar paketlenmiş, kurabiyeler sarılmış renkli kağıtlara, noel ağaçları ışıl ışıl, ramazan sepetleri akide şekerleriyle dolu... Yüzlerce minik surat... Olabilir değil mi?

3 yorum:

kelebeklerözgürdür dedi ki...

ilham vermek...birden çok çarpıcı geldi bu ifade...ilham vermek, birinin "yaratması"nı sağlamaktır veya sebep olmaktır değil mi...ona bir yaşam vermek veya çizmek değil, yaşamını yaratmasını, yaşamını yaratabileceğini öğretmek....ebeveynlik temelde bu olmalı sanırım...

sende kocamaaan bir hazine sandığı var...yetişkinlerden daha açık çocuklar, daha cesur...onlar, sen farketmeden bile açıp bakarlar bazen...yetişkinlerin burnuna soksan, açmaktan korkar veya birşey birşey :)...

geçen annem bizim bızdığa bir tişört almış. üzerinde ne yazıyordu? :)) "i will rather do it because i will be blamed for it anyway" :))) yapacağım çünkü nasılsa yapmasam bile suçlanacağım..:) nasıl ama!...

hayatta en en en önemli hazinenin çocukluk olduğuna inandım, belki ondan çocuk sahibi olmak bana halen uzak, korktuğumdan o sorumluluğun kocamanlığından :) ama sen harika bir anne olursun...bir değil binlerce çocuğa yetecek ve artacak kadar üstelik...

:) bu işi konuşalım sevgili rapunzel...

Fortunata dedi ki...

Konuşalım:)))
Hatta Ramazan'da ilk paketleri hazırlayalım:))Mutlu olamıyorsak - bir süre için-, mutlu edelim. Bakarsın bulaşır!

pilatescadisi-pilateswitch dedi ki...

dünyanın sonuna dair senaryoların ciddiyetine inanarak ne çocuğundan bahis etmektesin ey rapunzel...olanları sevelim biz..