3 Haziran 2016 Cuma

GOKHAN KIRK OLMUŞ

 
 
 
 
İstanbul güzel bir şehirken, yani çok daha sakin ve yaşanabilir bir şehirken, Fenerbahçe, Kalamış ve Dalyan emekli ve orta halli insanların oturduğu az katlı apartmanlar ve eski Türk filmlerinden bildiğimiz köşklerle bezenmiş kendi halinde bir bölgeydi.
Fenerbahçe Parkı'nda değil tesis, su alacak büfe yoktu. İki dev oyun alanı ve bol ağaç dışında bir şey hatırlamıyorum. Deniz Feneri... O hep güzeldi ama bekçisini tanımadım. Bir fener olarak aktif olduğu yılları bilmiyorum. Hatırlayamıyorum.
Parka giden cadde üzerinde sağ kolda büyük bir botanik bahçesi vardı. Oraya bayılırdık. Ailece gittiğimizi ve saatlerce çiçeklere bakıp, alışveriş yaptığımızı hatırlıyorum. Küçük bir havuzu da vardı. Doğal bir gölet gibi, içinde japon balıklarının yüzdüğü bir havuz.
 
Dalyan tarafında Prusya Kralı'nın ortaokul arkadaşlarının üs olarak kullandıkları bir "bahçe" vardı. Eski bir apartman ve arka bahçesinde minnacık bir müştemilat. İlk gençliğimizin en keyifli yaz akşamlarını o bahçede ve Dalyan sahilinde geçirdik. Az para, bol mutluluk, dostluk, eğlence... Eksiksiz ve dayanışma içinde olunan yıllardı. Bahçede büyük küçük diye bir şey yoktu; herkes herkesin arkadaşı, sırdaşıydı. Aslında tek tek baktığımda o bahçenin çocukları için hayat hiç kolay değildi. İçinden geçilen yıllar her anlamda, her birimizi ayrı ayrı zorluyordu. Yine de beraberdik ve inadına keyifliydik. Galiba hayatı sonsuz zannediyorduk..
 
Başka ülkelere gidenler oldu. Hatta aramızdan ebediyen ayrılanlar. Ünlülerimiz oldu, melankoliklerimiz. Düğün dernek kurduk o bahçede, partiler yaptık. Dertleştik, okey oynadık. Rakılar içildi. Kediler beslendi.
 
Kimler geçmedi ki oradan... Baltalı İlahlar, müzisyenler, deliler, akıllılar...
 
Yıllar su gibi akıp giderken, tanıdığımda on bir yaşında mavi kafalı bir bücür olan Göker kardeş kırk olmuş! Vay arkadaş, bunu da gördük ya, yeni hedefimiz seksen kısmetse.
 
Elbette eskisi kadar sık görüşemiyoruz...  Artık bir bahçe yok. Fenerbahçe kentsel dönüşüm canavarının elinde! Ve her birimiz hayatın sonsuz olmadığını öğrenecek kadar büyüdük.
Yine de bahçeden hatıralarımız ve o hatıraları konuşabildiklerimiz yaşadıkça, öyle ya da böyle bir araya geldikçe, kim bana bahçenin gerçekten ama gerçekten artık olmadığını söyleyebilir?
 
Çipil kırk olmuş. İyi ki olmuş! İyi ki doğmuş!
 
 
 
 
 

Hiç yorum yok: