22 Şubat 2010 Pazartesi

SEZGİ



Zen insanları hikâyeler anlatarak konuşur, buna mecburdurlar çünkü teori ve doktrin yaratamazlar, sadece hikâye anlatabilirler. Hepsi harika hikâyeler anlatır. İsa sürekli ders çıkartılacak hikâyeler anlatırdı, Buddha sürekli ders çıkartılacak hikâyeler anlatırdı, Sufi mistikler de öyle. Bu bir tesadüf değil. Hikâye, mesel ve fıkra sağ lobun yöntemleridir; mantık, argüman, ispat, kıyaslama ise sol lobun yöntemleridir.Şunu dinleyin:Goso Hoyen, “insanlar bana Zen’in nasıl bir şey olduğunu sorduğu zaman onlara şu hikâyeyi anlatıyorum!” derdi.Bu hikâye Zen’in nasıl bir şey olduğunu anlatıyor. Bir tanım yapmadan işaret ediyor. Bir tanım zaten mümkün değil çünkü Zen temelde tanımlanabilir bir şey değil. Onu hissedebilirsin ama tanımlayamazsın; onu yaşayabilirsin ama dil açıklamaya yeterli olmaz; onu gösterebilirsin ama anlatamazsın. Ancak bir hikâye ile küçük bir parçasını aktarabilirsin. Ve bu hikâye Zen’in nasıl bir şey olduğunu gerçekten çok güzel anlatıyor.Bu sadece bir işaret, buradan yola çıkıp tanım yapma, bir felsefe oluşturmaya çalışma; bırak şimşek gibi çaksın, bir kavrayış parıltısı oluşsun. Bu hikâye senin bilgini arttırmayacak ama tavır değişikliği yaratmaya katkı yapabilir. Zihnin allak bullak olabilir ve zaten hikâyenin amacı da bu.Babasının yaşlandığını gören hırsızın oğlu, babası emekli olduktan sonra aile işini devam ettirebilmek için ondan bu işin inceliklerini öğretmesini ister.Bir hırsızın mesleği bilimsel bir olay değildir, bir sanattır. Hırsızlar, tıpkı şairler gibi bu yetenekle doğar; bunu öğrenemezsin, öğrenmek işe yaramaz. Eğer öğrenirsen, kısa sürede yakalanırsın çünkü polis senden daha bilgilidir, onlarda yüzyılların bilgi birikimi bulunuyor.Bir hırsız, hırsız doğar. Sezgiyle yaşar. Bir beceridir. Hisleriyle yaşar. Bir hırsız kadınsıdır. O bir iş adamı değil, kumarbazdır; bir hiç için her şeyini riske edebilir. Bütün sanatı tehlike ve risk üzerine kuruludur. Tıpkı dindar insanlar gibilerdir. Zen insanları, dindar insanların hırsıza benzediklerini söyler: “Tanrıyı aramaktadırlar, onlar da birer hırsız.” Mantık, muhakeme ya da kabul edilmiş toplum, kültür ve medeniyetler üzerinden Tanrıya ulaşmak mümkün değildir. Bir yerden duvarı kırmak, arka kapıdan girmek zorundadırlar. Eğer gün ışığında girmelerine izin verilmezse, karanlıkta girerler. Eğer bir otoyolda ilerleyen kalabalığı izlemek mümkün değilse, ormanda kendi patikalarını yaratırlar. Evet, belirli bir benzerlik var. Tanrıya ancak bir hırsızsan, bir ateş ya da hazine çalma sanatçısıysan ulaşabilirsin.
Baba emekli olacaktı ve oğlu, “emekli olmadan önce bana bu mesleği öğret!” dedi.Baba kabul eder ve o gece birlikte bir eve girerler.Büyük bir dolabı açarlar. Ve baba oğluna, içeri girip elbiseleri almasını söyler. Oğlan içeri girdikten sonra, baba dolabı kilitler ve bütün ev ayaklansın diye gürültü yaptıktan sonra sessizce kaçıp gider.Baba gerçek bir usta olmalı, kesinlikle sıradan bir hırsız değil.Dolabın içinde kilitli kalan oğlan, korkmuş ve öfkeli bir şekilde nasıl dışarı çıkacağını düşünmektedir.Elbette! Çok doğal! Bu ne biçim bir öğretmenlik? Tehlikeli bir durumla karşı karşıya bırakılmış. Ancak bilinmeyen bir şeyi öğretmenin tek yolu da budur. Sağ loba ait bir şeyi öğretmenin tek yolu budur.Sol lob okullarda eğitilebilir; öğrenmek mümkündür, disiplin verilebilir, çeşitli kurslar görülebilir. Sonra, sınıfları etap etap geçerek bir sanatın, bir bilimin ya da birçok başka şeyin uzmanı olabiliyorsun. Ama sağ lob için bir okul olamaz. O sezgiseldir, etaplardan oluşmaz. Aniden parlayan bir ışık gibidir, gece karanlığında çakan bir şimşek gibi. Eğer olursa, olur; olmazsa, olmaz. Bu konuda yapılacak bir şey yoktur. Sen sadece yaşanmasının daha muhtemel olduğu bir durum oluşturmaya çalışırsın.O yüzden babanın gerçek bir usta olduğunu söylüyorum.Dolabın içinde kilitli kalan oğlan, korkmuş ve öfkelenmişti.Şimdi, o dolaptan çıkmanın hiçbir mantıklı yolu yok. Dışarıdan kilitlenmişti, baba gürültü yapmıştı, bütün ev uyanmış ve etrafı ararken babası onu bırakıp kaçmıştı. Şimdi bu dolaptan çıkmanın mantıklı bir yolu var mı? Mantık yetersiz kalıyor, muhakeme hiçbir işe yaramıyor. Ne düşünebilirsin? Ne düşünebilirsin? Zihin aniden duruyor. Babanın yapmaya çalıştığı da aslında tamamen bu. Oğlunu mantıksal zihnin tamamen durduğu bir duruma sokmaya çalışıyor çünkü bir hırsızın mantıksal zihne ihtiyacı yoktur. Eğer mantıksal zihinden yola çıkarsa er ya da geç polis tarafından yakalanacaktır çünkü polis de aynı mantıktan yola çıkarak önlem alır.‘Bu, İkinci Dünya Savaşında yaşandı: Üç yıl boyunca Adolf Hitler kazanmaya devam etti. Bunun tek nedeni ise mantıkdışı hareket etmesiydi. Onunla savaşan bütün ülkeler bu savaşı mantıklı bir şekilde yürütüyordu. Tabii, hepsinin büyük savaş bilimleri akademileri ve askeri eğitim gibi aşamalardan geçmiş birçok uzmanı vardı. Bu uzmanlar, “Hitler şimdi bu taraftan saldıracak,” diyordu ve eğer Hitler mantıklı bir insan olsaydı o taraftan saldırırdı çünkü düşman hattının en zayıf noktası orası olurdu. Tabii, düşmana en zayıf noktasından saldırmak gerekir çünkü mantık bunu gerektirir. Düşman Hitler’in en zayıf noktadan saldırmasını beklerken, güçlerini bu noktalarda yoğunlaştırıyordu ancak Hitler, her an herhangi bir noktadan saldırıya geçebiliyordu.Kendi generallerinin tavsiyelerini bile dinlemiyordu; nereye saldırması gerektiğini öneren bir astrologu vardı. Bu daha önce hiç yapılmamış bir şeydi. Bir savaş astrologlarla yönetilmez. Casuslar bu adamın sürekli mantıkdışı kararlar verdiğini rapor edince Churchill savaşı bu şekilde kazanamayacaklarını anlamıştı. Kararları savaş nedir bilmeyen, hayatında hiç cepheye gitmemiş aptal bir astrolog yıldızlara bakarak alıyordu. Yıldızların dünyadaki bir savaşla ne ilgisi olabilir ki? Churchill hemen krala bir kraliyet astrologu atadı ve onun talimatlarını yerine getirdi. O zaman savaş belirli bir dengeye oturmaya başladı çünkü artık iki aptalın kararları karşılıklı savaşıyordu. O zaman sonuç almak kolaylaştı.’Eğer bir hırsız Aristo mantığını takip edecekse er ya da geç yakalanacaktır çünkü polis de aynı Aristo mantığını izlemektedir. Eğer mantıklı hareket edersen, bu mantık yolunu takip eden herkes seni yakalayabilir. Bir hırsızın tahmin edilemez olması gerekir; mantıkla bir yere varamaz. O kadar mantıksız olmalı ki, kimse onun hareketlerini tahmin edememeli. Mantıkdışılık ancak enerjin sağ loba geçtiği zaman mümkün olabilir.
Dolabın içinde kilitli kalan oğlan, korkmuş ve öfkeli bir şekilde nasıl dışarı çıkacağını düşünmektedir.Nasıl sözcüğü bir mantık sorusudur. O korkuyordu çünkü hiçbir yolu yoktu. Nasıl sözcüğü anlamını yitirmişti.Sonra birden aklında bir şimşek çakar. Şimdi, bu bir yönelimdir. Sol lob sadece tehlikeli durumlarda, kendisi bir işe yaramadığı zaman, sağ lobun devreye girmesini kabul eder. Bir çözüm bulamadığı zaman, köşeye sıkıştığını hissettiği zaman, yenilgiyi kabullenince, baskı altında tuttuğu zihin bölümüne söz söyleme hakkını tanır. Artık kaybedecek bir şeyi yoktur. Ona bir şans vermekle bir şey kaybetmiş olmaz.O sırada birden aklında bir şimşek çakar ve kedi gibi miyavlar.Şimdi bu hiç mantıklı değil. Kedi gibi miyavlamak mı? Bu tamamen saçma bir fikir. Ama işe yaradı.Aile, hizmetçiye bir mum alıp dolabı incelemesini söyler.Kapı açıldığı an çocuk dışarı atlar, mumu üfleyip söndürür, şaşkınlığa uğramış hizmetçiyi kenara itip kaçar. İnsanlar peşine düşer.Yolun kenarında bir kuyu fark eden oğlan, kuyuya büyük bir taş atar ve sonra karanlıkta saklanır. Peşinden gelenler kuyunun etrafına toplanarak, hırsızın boğuluşunu görmeye çalışır.Mantıklı bir zihin bu şekilde davranmaz. Çünkü mantıklı zihnin zamana ihtiyacı vardır. Mantıklı zihnin düşünmek, binlerce olasılığın artısını eksisini değerlendirmek için zamana ihtiyacı vardır. Ancak böyle bir durumda düşünmek için vakit yoktur.
Eğer peşinde insanlar varsa, nasıl düşüneceksin? Bir koltukta otururken düşünmek iyidir. Gözlerin kapalıyken felsefe yapabilir, düşünüp farklı görüş açılarını içinde tartışabilirsin. Ancak insanlar peşine düşmüş ve hayatın tehlikedeyse, düşünecek vaktin olmaz. İnsan o anı sadece yaşar, kararların kendiliğinden oluşur. O genç, taşı kuyuya atmaya karar vermedi, bunu o anda yaptı. Bir yargı değildi, yaparken düşünmüyordu, sadece kendini taşı kuyuya atarken buldu. Taşı kuyuya attı ve sonra karanlıkta saklandı. Peşindekiler hırsızın kuyuda boğulduğunu düşünerek takipten vazgeçti.Oğlan eve ulaştığı zaman babasına çok kızgındır ve ona yaşadıklarını anlatmaya çalışır. Ancak babası “Bana detayları anlatmana gerek yok. Burada olduğuna göre, bu sanatı öğrendin.” der.
Detayları anlatmanın anlamı nedir? Hiçbir işe yaramazlar.Sezgi söz konusu olduğu zaman detayların hiçbir önemi yoktur çünkü sezgi asla tekrarlanmaz. Detaylar ancak mantık söz konusu olduğu zaman anlam kazanır; o yüzden mantık insanları her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrenmek ister. Böylece aynı durum tekrarlandığı zaman ne yapacaklarını bilir ve kontrolü kaybetmemiş olurlar. Ancak bir hırsızın hayatında aynı durumun iki kere yaşanması gibi bir durum söz konusu değildir.Gerçek hayatta da aynı durum iki kere yaşanmaz. Eğer zihninde yerleşik sonuçlar varsa, neredeyse ölü gibi olursun ve herhangi bir karşılık veremezsin. Hayatta sorunlara yanıt vermek gerekir, tepki değil. İçinde herhangi bir sonuç yargısı olmadan harekete geçmen gerekir. Bir mihenk taşı olmadan eyleme geçmelisin. Bilinmeyenden yola çıkarak bilinmeyene karşılık vermelisin.İnsanlar Zen’in nasıl bir şey olduğunu sorduğu zaman Goso Hoyen bu şekilde yanıtlardı. Bu hikâyeyi anlatırdı. Zen, tıpkı bir hırsızlık gibidir. O bir sanattır, bilim değil. Erkeksi değil, kadınsıdır; saldırgan değil, her şarta açıktır. İyi planlanmış bir metodoloji değil; anlıksal bir olaydır. Teoriler, hipotezler, doktrinler ve yasalarla ilgili değildir; sadece ve sadece tek bir şeyle ilgilidir ve bu da farkındalıktır.O oğlanın dolapta olduğu anda ne oldu? Böyle bir tehlike anında insanın uykusu gelmez. Böyle bir tehlike anında bilinciniz keskinleşir, buna mecburdur. Hayatınız tehlikededir ve tamamen uyanıksınızdır.
İnsan her anında bu şekilde uyanık olmalıdır. İşte bu keskin bilinç anında, böyle bir yönelim yaşanır. Sol lobtaki enerji sağ loba geçer.Ne zaman tetikte olursanız, sezgileriniz devreye girer; beyninizde şimşekler çakar, bilinmeyenden gelen şimşekler. Onları izlemek istemeyebilirsiniz. O zaman çok şey kaçırırsınız.Artık mantığın tükendiği bir köşede kapana kısıldığın zaman sakın umudunu yitirme. O anlar hayatının en lütuf duyacağın anları olabilir. Tam o anlarda sol lob, sağ loba yol verir. İşte o zaman kadınsı kısım, her şeye açık olan kısım sana bir fikir verir. Eğer onu izlersen karşında birçok kapı açılır. Ancak bunları kaçırma olasılığın var; “bunlar boş şeyler” diyebilirsin.Bu oğlan o anı kaçırabilirdi. O fikir kesinlikle normal, sıradan ve mantıklı değildi. Kedi gibi ses çıkarmak mı? Ne için? “Neden?” diye sorabilirdi ve o zaman ıskalamış olurdu. Ancak durum o kadar zorluydu ki, hiçbir şey soramadı. Başka hiçbir yolu yoktu. O yüzden, “Deneyeceğim. Kaybedecek neyim var ki?” diye düşündü.Baba haklıydı. “Bana detayları anlatmana gerek yok. Burada olduğuna göre, bu sanatı öğrendin.” demektedir.Burada sanat, zihnin kadınsı tarafından eyleme geçebilmektir. Çünkü kadın bütüne bağlıdır ve erkek bütüne bağlı değildir. Erkek agresiftir, erkek sürekli bir çatışma halindedir. Kadın ise sürekli teslim olma durumundadır, derin bir güven halindedir. O yüzden kadın vücudu çok güzel ve yuvarlak hatlıdır. Doğaya yönelik derin bir güven ve uyum vardır. Kadın sürekli derin bir teslim olmuşluk içindedir. Bir erkek ise sürekli öfke ve çatışma halindedir. Her zaman bir şeyler yapar, bir şeyleri ispat etmeye çalışır ve bir yerlere ulaşmaya çabalar.Bir kadına aya gitmek ister misin diye sor. Sadece şaşırırlar. Ne için? Ne gereği vardır? Neden bu sıkıntı yaşansın? Yuvası yeterince güzeldir. O daha anlık şeylerle ilgilidir; burada, hemen. Bu da ona bir uyum, bir zarafet verir. Erkek sürekli bir şeyler ispat etme peşindedir. Ve eğer bir şeyi ispat etmek istiyorsan, tabii ki mücadele edecek, rekabete girecek ve birikim yapacaksın. Bir keresinde bir kadın Dr. Johnson ile konuşmaya çalışıyordu ancak doktor onunla pek ilgilenmiyordu.Cilveli bir şekilde “Neden, doktor?” diye sordu. “Sizin kadınlar yerine erkeklerin arkadaşlığını tercih ettiğinize inanmaya başlayacağım.”“Bayan, ben kadınların arkadaşlığını çok severim.” diye yanıtladı Johnson. “Güzelliklerini severim, inceliklerini severim, neşelerini severim. Sessizliklerini severim.” Erkek, kadınları sessiz kalmaya zorlamaktadır. Sadece dıştan değil, aynı zamanda içten de. Kadın tarafını sessiz kalmaya zorlarlar.
Kendini sına. Ne zaman zihninin kadın tarafı bir şey söylese, hemen üstüne atlıyor ve “mantıksız, saçma!” diyorsun. Dr. Johnson kadınların sessiz kalmasını sağlamaya çalışıyor.Kalp kadına aittir. Kalbin sesine kulak vermeyip, sürekli başın konuşmasını dinlediğin için hayatta çok şey kaçırıyorsun. Ve kafadaki tek nitelik daha net, kurnaz, tehlikeli ve şiddete meyilli olmaktır. Bu şiddet nedeniyle iç dünyanın lideri olmuştur ve bu iç liderlik erkeklerde dış dünyada liderliğe yönelime neden olur. Erkekler, dış dünyada da kadınlara hükmetmiştir; asalet her zaman şiddet tarafından hükmedilmiştir. Nasrettin Hoca, bir etkinlik için okula davet edilmişti. Çocukların bir yürüyüşü vardı ve çocuklar boy sırasına göre dizilmişti. En kısadan, en uzuna. Ancak bu sırada bir istisna vardı, en baştaki çocuk, yürüyüşün en başındaki çocuk diğerlerinden neredeyse bir kafa boyu uzun görünüyordu. Hoca, küçük bir kıza sordu: “Neden en başta o var? Okulun öğrenci lideri ya da takım kaptanı falan mı?” “Hayır!” diye fısıldadı küçük kız. “Çok kötü çimdiklediği için.” Erkek zihin sürekli çimdik atıp, sorun yaratır. Sorun yaratanlar da lider olur. Okullarda bütün deneyimli öğretmenler sınıf başkanı olarak en yaramaz, en haydut öğrenciyi seçer. O güçlü sıfata sahip olduktan sonra ise bütün yaramazlık enerjileri öğretmenin işine yaramaya başlar. Çünkü bir disiplin oluşturmaya başlarlar, kendi sınıf arkadaşlarının üzerinde!Dünyadaki siyasetçileri izle. Bir parti iktidardayken, muhalefet partisi ülkede sürekli sorun yaratmaya başlar. Onlar yasaları zorlar, devrimci olur. İktidar partisi ise disiplin oluşturmaya çalışır. İktidardan düştükten sonra, bu sefer onlar sorun yaratmaya başlar. Muhalefet partisi ise iktidara geldikten sonra disiplin peşinde koşmaya başlar.Hepsi sorun çıkarıcıdır.Erkek zihni sorun çıkarmada uzmandır. O yüzden güç kullanır, hükmeder. Ancak derinde, belirli bir iktidara sahip olsan bile hayatı ıskalarsın. Derinde, kadın zihni devam eder. Eğer zihninin kadın tarafına düşmez, teslim olmazsan; direnişini ve savaşımını bırakıp teslim olmazsan, gerçek hayatı ve o keyfi bilemezsin.Şöyle bir hikâye duydum:Bir Amerikalı bilim adamı, Nobel Ödülü sahibi ünlü fizikçi Niels Bohr’u Kopenhag’daki ofisinde ziyaret etti ve masasının arkasındaki duvarda bir at nalı görünce şaşırdı. Nal, iyi şansları toplayıp düşmesini önlemek için, batıl inanca uygun bir şekilde ters asılmıştı. Amerikalı gergin bir şekilde gülümseyip, “Bir at nalının size iyi şans getirmesini beklemiyorsunuz, değil mi, Profesör? Sonuçta bir bilim adamı olarak böyle bir şeye inanıyor olamazsınız,” dedi.Bohr gülümsedi: “Ben böyle bir şeye inanmıyorum, dostum. Hem de hiç inanmıyorum. Böyle aptalca bir saçmalığa inanmam çok zor. Ancak bana at nalının, inansan da inanmasan da iyi şans getirdiğini söylediler.” Biraz daha derine baktığında, sadece mantığının biraz altına indiğinde orada sezgi ve güven nehirlerinin aktığını görürsün.Zen, kendiliğinden oluşun yoludur. Çabasız çabanın, sezginin yolu. Büyük bir şair olan Zen ustası İkkyu, “binlerce kilometre uzaktaki bulutları görebiliyor, çam ormanlarındaki antik müzikleri duyabiliyorum.” demişti.Zen işte budur. Mantığınla bin kilometre uzaktaki bulutları göremezsin. Mantıklı zihin cam gibidir. Çok kirlidir; fikir, teori ve doktrin tozlarıyla kaplanmıştır. Ancak sezginin saf camıyla bin kilometre uzaktaki bulutları görebilirsin. Düşünce olmadan, sadece farkındalıkla. O zaman ayna temiz ve netlik sonsuzdur.Sıradan, mantık zihniyle çamların antik müziğini duyamazsın. Antik müziği nasıl duyabilirsin? Müzik çalınıp bittikten sonra sonsuza dek kaybolur.Ama sana söylüyorum, İkkyu doğru söylüyor. Çamların antik müziğini duyabilirsin. Ben duydum. Ama bir yönelim, tam bir değişim, bir sıçrama gerekiyor. O zaman Buddha’nın vaaz verdiğini görebilir ve onu dinleyebilirsin. Çamların antik müziğini duyabilirsin. Çünkü o sonsuz bir müziktir, asla kaybolmaz. Sen sadece onu duyma kapasiteni kaybettin. Müzik sonsuzdur; kapasiteni yeniden kazandığın zaman, birden yine duymaya başlarsın. O her zaman oradaydı, ama sen orada değildin.Şimdi burada ol ve o zaman sen de bin kilometre uzaktaki bulutları görebilir ve çamların antik müziğini duyabilirsin.
Beyninin sağ lobuna doğru yönel, daha kadınsı ol; daha sevgi dolu, teslimiyetçi, güven duyan ve bütüne biraz daha yakın ol. Bir ada olmaya çalışma, kıtanın bir parçası ol.

4 yorum:

kali dedi ki...

"Popular psychology tends to make broad and sometimes pseudoscientific generalizations about certain functions (e.g. logic, creativity) being lateral, that is, located in either the right or the left side of the brain. Researchers often criticize popular psychology for this, because the popular lateralizations often are distributed across both hemispheres,[1] "

diyor wikipedi, sonra yukarıdaki kısmın doğruluğu yüzünden daha az para kazanabilecek birisi bu cümleye şunu ekliyor:
"although mental processing is divided between them.[citation needed]"
citation olmadığına göre sol beyninden ekliyor bu kişi bunu :)

bazı durumlarda beynin bir kısmı hasar aldığı zaman, bunun işini beynin başka bir kısmı üstlenebiliyor, bu hatta diğer lob da dahi olabiliyor. Bazı daha enteresan durumlarda hasar almış bölümün işlevi devam ettirilirken tamamen başka bir bölüm işlevini yitiriyor. yani kali efendi derki sağ bilimseldir, sol "ruhani" gibi bir genelleme bu kadar sofistike bir yapıyo aşağılamaktır.

ama tamamen haksızlık yapmamak lazım... bazı işlevler için beynin hangi bölgesinin ne kadar gerekli olduğu belli. örnek vermek gerekirse, görme işitme merkezleri sol lobda yoğunlaşmışken, konuşma, yüz tanıma, dokunma gibi işlevler sağdadır.

şimdi aristo mantığı ile diyebilir miyim sağ lobu kullananlar şair/heykeltraş oluyor sol lobu kullananlar ressam?
[büyük parantez açtım aristo, için... çünkü ilkokul derslerimizden dolayı aristo mantığını hep küçümseriz... gerçekler acıdır, biber de acıdır o zaman biber gerçektir di mi? yeterince önerge oluşturabilirsen 100% doğruya aristo mantığı ile ulaşabilirsin, ama hiç bir zaman yeterince önerge oluşturamazsın o yüzden hiçbir zaman 100% doğruya ulaşamazsın]

"" aaa haa son not! en önemli şeyi söylemeden bitiriyormuşum az daha... insanların çoğunda sağ beyin baskındır, baskın demek kararları o alır demek diil maalesef, daha fazla fonksiyonu o domine eder. yani sağ bölüm solun çalışmasına izin vermez efendim dersek insanların çoğunluğu hiç görmez ya da duymaz mı?
hayır. gönül isterdi ki gerçek hayatta birbirinizi bölüp parçaladığınız gibi sağ-sol, türk beyni-laz beyni, amir-memur vs. gibi beyni de bölüp parçalayabilseydik bir hiyerarşi yaratabilseydik, ama beynin umrunda değil, onlar uyum içinde çalışıyor ;)

Fortunata dedi ki...

Canım benim, ben de nerede Kali'm, gelse de dağıtsa buraları diye özlemiştim:))) Gel geçelim sağ sol lop olayını da azıcık oyun oynayalım:) Güzel oyuncaklar aldım, gelsene:)))

kali dedi ki...

aaaaaaaaaaa
40 yılda bir ciddi bişi yazdım
oyuncakla kandırcaksın beni yine :D

bu sırada yorumu görünce kendimden utandım, baya vaktim olsa blog kadar yorum yapcakmışım :S

Fortunata dedi ki...

Blog bizim değil mi sevgili Kali? İstediğimiz kadar yazar istediğimiz kadar yorum bırakırız:) Ayrıca oyuncakları görmeden karar verme derim!