5 Şubat 2010 Cuma

CENAZE SONRASI İÇ DÖKÜMÜ.


İnsan çok acayip bir canlı. Baştan alıyorum, ben çok acayip bir canlıyım. -Böyle söylemek daha doğru, aksi durumda bütün tür, zan altında kalacak!-

Cenaze için ne zaman Beyazıd Camii avlusunda toplaşsak kendimi annemin yedi ceddinin katıldığı bir koktelyde ya da açıkhava konserindeymişim gibi acayip huzurlu, keyifli hissediyorum. Durmadan birileriyle selamlaşıp, kucaklaşıp hasret gideriyorum. İşin ilginç tarafı cenazede olduğumuzu neredeyse unutuyorum. Arada bir ağlayanlara gözüm takılıyor ve sevdiklerimin cenazelerini hatırlayıp burkuluyorum ama ölümsüzlüğü anlamaya başlamak bu hali de o kadar azalttı ki... O kadar inandım ki biz avludakilerin ölü, musalla taşında uzananın ise artık kurtulmuş biri olduğuna...

Ölen kadın yetmişsekiz yaşındaydı. Annemin dayısının eşi; Fatma Teyze. Benim onunla ilgili hatırladığım en belirgin şey sesi; "Nurcannnn" diye seslenişi en küçük kızına, Nurcan ablaya. Sonra da ölçülü ve sakin hali. Onun evinde hoş tutulduğumu, kendimi mutlu ve emniyette hissettiğimi anımsıyorum. Rahmetli dedemin evinde olmayan bir sükunet vardı orada. Nedense evdeki ağırlıklı renk yeşil mavi tonları gibi kalmış aklımda. Bir de büyük dayının bakırcı dükkanı hep gözümün önünde... Garip.

Dün cenaze evinde dolanırken büfenin üzerindeki fotoğraflara baktım. Beş çocuk. Beşi de sevdikleri insanlarla evlenip çocuk sahibi olmuş ve hatta onların bile torunları olmuş. Sevgi dolu, koskocaman bir hayat! Böylesine dolu dolu yaşanmış bir ömür sona erdiğinde sanki acısı daha az oluyor insanın. Elbette evlatlarının içine ateş düşmüştür ama bence hakkıyla yaşanamamış bir hayatın ardından ağlamak çok daha kavurucu bir ateş... Ya da zamansız bir gidişin...

Ailemi düşündüm, dostlarımı, kendimi; hakkıyla yaşayamadığımız tüm saatleri. Birbirimizi yeterince sevemediğimiz tüm günleri ve haftaları. İletişimsizliğimizi... Bütün hastalıkların sevgisizlikten olduğuna inanıyorum. Yeterince sevilmediği için kanser oluyor insanlar, yeterince sevilmedikleri için hastalanıyor bedenleri... Duymak istemediği seslere maruz kalan kulak zamanla az işitmeye, görmek istemediği hayata açılan gözler zamanla görüşünü kaybetmeye başlıyor. Tıpkı sevemedikçe sevilmedikçe soğuyan bir yüreğin hastalanması gibi... Tansiyon, kalp krizi, dolaşım bozukluklarının sebebi bence bu! ( doktorlar duymasın, tıp dünyası aforoz eder beni vallahi!!!:))

Öğretilmiş hayatların içinde, bize bırakılan minicik alanlarda yaşayarak, yaşadığımızı sanarak nereye varacağız acaba? Aramızdan kaçı bugün başka bir aleme giden kadın kadar şanslı olabilecek? Şansını yaratabilecek? Kaçımız onun gibi bir hayat bırakabileceğiz geriye? Sizin çocuklarınız da "babamla annem birbirine aşıktı, el üstünde tutarlardı birbirlerini, ... annem şık giyinmeyi severdi, kimseyle karşı kötü davranmazdı... vs vs" diyebilecekler mi ardınızdan? Umarım öyle olur.
Sevdiğim, değer verdiğim insanların, annelerinden ayrıldığı bu soğuk kış günü daha fazla ahkam kesmeyeceğim... Allah hayattaki annelerimize uzun ömürler, gitmiş olanlara da yerinde huzur versin.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

ninenin sevenlerine sabır dilerim. konuya güzel gönül dünyanla çok farklı yorum getirmişsin.

Lupelyan dedi ki...

Huzur içinde yatsın. Mekanı cennet olsun.

Yine beni düşüncelere daldırdın, son zamanlarda ne kadar az düşündüğümü biliyorsun :) Kafamın içindeki seslere bir yenisi daha eklendi şimdi.
Giderken doyasıya yaşanmış bir hayat bırakabilecekmiyiz ardımızda, bugüne kadar yaşadıklarımdan geriye bir çöp bile kalmaz. Olanlardan sonra tırlatmayayım diye gitmeye başladığım psikoloğum; "bugünü milat say, güzel bir hayat asıl 40'ından sonra başlar, olaylara bakış açını değiştireceğiz seninle beraber, yarının ne getireceğini bilemezsin, kendini evrene bırak, hiç bir şey götüremeyeceğiz yanımızda ölürken, mutlu olarak ve mutlu ederek geçireceğimiz günlerden başka." diyor.
Gerçekten böyle günler götürebilecekmiyim yanımda acaba. İçimdeki sevgi öyle büyük ki Elvan, paylaşmazsam bana ağır geliyor, boğuluyorum. İşte bu yüzden gelecek ve mutluluk benim için çocuk demek, demekti yada. Şimdi elimden geleceğimi almışlar gibi hissediyorum. Anne olma hakkımı elimden alanları affedip, bundan sonrası için mutlu günleri biriktirmeye devam edebilecekmiyim ?

Karamsar yazım için özür dilerim, istemezsen yayınlama lütfen. Hiç alınmam. Sadece paylaşmaya ihtiyacım olduğu için yazıyorum.

Yine de biz " Ölmeden evvel yaşamaya and içenler." cemiyetindeyiz değil mi? Boynumuz eğilir ama hiç bir zaman devrilmeyiz.

JoA dedi ki...

sevgili fortunata, sanırım şu anda herkes olması gereken yerde. bundan sonra da öyle olacak mutlaka. gidenin yolu açık, kalanın sabrı bol olsun. ve son duana da amin:)

Fortunata dedi ki...

Üçünüze de çok teşekkür ederim. Sağolun....