8 Mayıs 2014 Perşembe

BUDAPEŞTE İZLENİMLERİM-I

Öncelikle gerçekten çok değişmiş. Sanırım bunu daha evvel de söylemiştim ama banyolarda çalışan personelden tutun da ( hala bir tane huysuz teyze var ve gişedeki kadın İngilizce konuşmak yerine ters ters bakıp elinize broşür sıkıştıtıyor:)), toplu taşımada kullanılan araçlara kadar her şey yenilenmiş. Şehre temizlik ve nizam gelmiş. Elbette turist sayısı da bu oranda artmış. Yine de ben pek turistik noktalarda dolanmadım, bu yüzden sağlıklı bir bilgi veremeyeceğim. Agi'nin bana gösterdiği dükkanlarda bakınmayı ve onunla günlük hayatı yaşamayı tercih ettim. İyi ki öyle yaptım, zira bana huzur verdi.

En sevdiğim şey eski Beyoğlu dükkanlarının benzerlerini orada görmek oldu. Hani bizim eski kumaşçılar, pastaneler, eldivenciler vardı ya.. onlar işte! Kapılar, pencereler ve içerideki insanların kıyafetleri o kadar güzeldi ki, gözlerim yaşardı.
Şu sosyetik kafeler açılmadan evvel ki pasta dükkanlarını anımsayanlar olmalı. Ya çok ucuz ve bol margarinli pastalar olurdu ya da Markiz gibi çocukluğumun kuyumcu dükkanları! Karaköy Baylan'ı kim hatırlar? Hafta sonu babamla tünele çıkarken gözüm hep orada kalırdı:)
Budapeşte bana zamanda yolculuk şansı tanıdı. Kah hüzünlendim, kah bu duyguyu yeniden hissettiğim için sevindim. Açıkcası bu defa kitap fuarına ve masaj eğitimine odaklanarak gitmiştim ve şehre dair özel bir beklentim de yoktu. Sanırım bu yüzden daha çok sevdim. Üçüncü günün sonunda "eyvah zaman hızlı geçiyor" diye mızıldanmaya başladım!
Bu vitrinleri hatırlar mısınız? Dükkan kapısının yanında, hafif dışarı çıkan ve en özel parçaların sergilendiği eski tip olanlar... Ah, bunlar beni bitirdi. Sadece içeride satılanları değil, dükkanlardaki kokuları, bende uyandırdığı anıları, her rengi, bütün gülümsemeleri ve bakışları kucaklayıp evime taşımak istedim!
Aklımı başımdan alan dükkanlardan biri de burası. Kırtasiye sevenlere önemle bildiriyorum ki bu dükkan için özel bir bütçe ayırınız. Çünkü gerçekten bir cennet! Düşünün ki çikolata ve kahve bütçemi buraya gömdüm ve arkama bakmadan çıktım! Başka ne diyebilirim ki!
Bu minicik dükkan aslında tam şehrin göbeğinde, bu yüzden kolaylıkla bulabilirsiniz. Tabii benim blogumu okuduğunuz için. Zira şehrin göbeğinde ama ara sokakta gizli:) İşte adres: http://www.bomoart.com/
İçeride tatlı bir kız çocuğu var. Güzel, güleryüzlü ve sabırlı. Günde benim gibi on müşteri gelse, insan delirir. Çünkü her detaya dokunmak ve oradan hiç ama hiç çıkmamak istedim. Yine debu genç hanım, sabrını ve güleryüzünü esirgemeden, nezaketle yardımcı oldu. detaylara girmeyeceğim, çünkü anlatılabilecek gibi değil. her ayrıntı incelikli ve estetik. Üstelik fonksiyonel ve kaliteli. Fiyatlar da bu değerlere uygun; ne çok ucuz, ne de haddinden fazla pahalı.
Buralarda dolanıyorsanız Paris Pasajı altındaki pastaneyi sakın atlamayın. Burası bir esnaf lokantası gibi: ye ve çık! Ama geleneksel lezzetler ve güzel bir kahve için uğramanızı, yıllara meydan okumuş dekorasyonunun tadını çıkartmanızı öneririm. Bizim Vefa Bozacısı ya da Sultanahmet Köftecisi gibi düşünün. Daha son yudumu yutmadan fincanınız gidiveriyor:)) Ama haklılar. Bence hiç sorun değil.
Fotoğrafta gördüğünüz üçlüyle orada tanıştım yani JEGBÜFE'de. Detayları ve dahasını merak ediyorsanız, azıcık bekleyin lütfen, en geç yarın bu güzel ülke hakkında yazmaya devam edeceğim. Özellikle romantik mekanlardan ve tarihinden bahsetmem lazım....

                                                                               devam edecek.....




1 yorum:

guguk kuşu dedi ki...

Erasmus anlaşması için budapeştede bir dişhekimliği fakültesine mail attım. Bekliyorum. Lütfeeennnnn:)