dilekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dilekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Aralık 2016 Cuma

BIRAZ DAHA AYRINTI?


Sabah whatsapp mesajiyla actim gözlerimi. Pir'in sehrinden kiymetli bir dost dilegini paylasmis:)) Kadin dayanismasi diye ben buna derim. Mesaj, güne gülümseyerek baslamama neden oldu. Gercekten de benzer seyler istemisiz. Mutlaka olmali mi dersen, yooo her istedigime sahip olamayacagimi bilecek kadar büyüdüm. Sadece daha azina hii dedigimde yasadiklarimi tekrarlamak istemiyorum. E bu kadar da hakkim olmali artik!

Zaman hizla geciyor. Bazen okudugum kitaptan basimi kaldirdigimda ve kendi kendime o son okudugum cümleyi aklimda evirip cevirirken biriyle göz göze gelip "baksana sunun güzelligine" demek istiyorum.
Buna benzer birkac sey iste. Yoksa elbette hayati sürdürmenin onlarca, yüzlerce güzel yolu var. Cocuklar, doga, es dost, hobilerimiz, hayallerimiz, yardimlasmalar...

Eksiklik hissi degil anlatmak istedigim. Aksine eksik hissetmiyorum. Sadece bazen, ördek yavrulari arasina karismis bir kugu vardi ya, iste onun gibi hissediyorum. Azicik daha aidiyet hissi istiyorum.

Almanya maceramin son ceyreginde ask, dostluk, hayaller ve daha pek cok sey üzerine uzun uzun konusmus olmanin yorgunlugu ve ayni zamanda doygunluguyla, yeni yilda beni bekleyen islere hazirliyorum kendimi.
Aslinda galiba evimde oturup okuyup yazmayi, örgü örmeyi, kendi yogamla yuvarlanmayi özledim. Battaniye, sicak icecek ve bazen de apartmanimizin güzel kedisi Korsan'la isinmayi. Mis gibi tütsülerim. Hatta zaman zaman arkadaslarimin cocuklarini ve hayvanlarini odunc almak... Fazla sessiz ev beni sese karsi oldugumdan daha da hassaslastirip dis dunyadaki iliskilerimi zorluyor. Bu yuzden ses lazim. 

Velhasil bir yili daha dilekler ve olasiliklarla noktalarken, gectigimiz senenin ne kadar yipratici ve ne kadar ögretici oldugunu, bazi insanlarin hayatima neden dahil olup, neden ciktiklarini anlayabiliyorum. Her kabullenis icimdeki bir dalganin alcalip, sahilde soluklanmasina yardim ediyor. Elbette kumdan kalelerim yikiliyor ama elde ettigim icsel bilgiye deger. O kuleleri ben yapmistim, yine yaparim.

Ah ya, kum dedim, kale dedim, deniz geldi aklima. Bak simdi nasil da yüzmek istedi canim...

 

BU SENE YAPABILIRSIN





Bak simdi, lütfen sakin yanlis anlamayalim birbirimizi, kesinlikle gecmisin hesabini sormuyorum. Verdin vermedin derdinde de degilim. Hepimiz hata yapariz. Hem ben nihayetinde bi kulum, en fazla niye vermedin diye sizlanirim. Ama vallahi yapabilirsin, sende onlardan cok var. Biliyorum. Sadece nereye sakladigini bilmiyorum.

Ne olur birini versen? Hi??

Simdi biraz ayrintiya girelim, detaylari konusalim.  Önce milliyeti belirleyelim. Türk olmasin, bugüne kadar Türk erkeklerinin bir hayrini gormedim. Mumkunse ilk tercihim Iskoc ama dersen ki elimde yok, Fransiz da olur. Tabii bi dil sorunu var ve öyle bi durumda mecburen Ispanyolcaya yol verecegiz. Olur olur sikinti degil. Pek ilerleyemedim zaten.

Fransizda anlastiysak, ki ikinci tercihimin bu yönde olma sebebi cok acik, adini veremeyecegim bir dostum "budur!" dedi. E paylasimda bulunan kiz dünkü bebe diil, tamam diyorsa tamamdir.
Iskoca gelince, elimde degil, renk cekiyor. Kizil seviyorum. En kötü ihtimal kumral lütfen. Koyu tonlara gecmeyelim. Icim kararmasin bu saatten sonra.

Tekrar Fransiza dönersek,  güzel yemek yaparsa hos olur. Dans etmeyi, uzun yürüyüsleri ve denizi sevsin lütfen. Yasi önemli degil. Yine de ölmeden evvel bana gelmis olmasin. Ve mümkünse ben büyütmeyeyim.

Cilli olabilir. Fakat al yanakli olmasin. Eli ayagi güzel olsun. Yanyana durdugumuzda ona topuklu ayakkabilarimi vermek zorunda kalmayayim. Ya da fotograf cektirirken takoz aramayalim!

Gerisi hep bildigin seyler... Karanliktan korkmasin, neseli olsun. Gözyasi bezleri kurumus, kalbi nasirlasmis olmasin. Ailesini sevsin, merhametli olsun. Kedi, köpekten ve cocuktan vebaymis gibi kacmasin. Raki sevsin, kahve sevsin. Paylasmayi bilsin. Caliskan olsun. Hayalleri olsun. Okumayi sevsin. Azicik merakli, ögrenmeye hevesli olsun. Fakat bilgic bilgic icimi baymasin! Sacmalama ve geyik potansiyeli benden yüksek olursa harika olur. 

Bu yil yap bir güzellik Tanrim. Inan gecmisin hesabini sormayacagim. Bak bak, unuttum bile!









8 Temmuz 2016 Cuma

UZUN ZAMANDIR...



https://gaiadergi.com/kutup-ayisi-arturo-30-mutsuz-yilin-ardindan-hayvan-hapishanesinde-delirerek-oldu/


Haber beni çok üzdü. Uzun zamandır bir habere bu denli üzüldüğümü hatırlamıyorum...
İnsan nasıl bir canlı?
Ne kendine, ne de etrafına zarar vermekten zerre kadar çekinmeyen, bencil, empatiden yoksun, sabit fikirli.. Bütünün hayrına düşünmeyi çoktan unutmuş!
 
Oysa geçen gün anlattım birine "kurda, kuşa, aşa hikayesini."
Nasıl hayretle dinledi... Geldiğimiz yer, her birimizi bu kadar mutsuz ederken, neden ısrarla çirkinleştiğimizi anlamak zor..
 
Lütfen çocuklarınızı hayvanat bahçelerine götürmeyin! Başka bir canlının mutsuzluğu pahasına eğleniyor olması çok aptalca! Ve lütfen sırf birkaç dakika eğlenecekler diye canlarının istediği gibi çiçek kopartmalarına ( onlar büyüyünce çalı çırpının yanından geçerken laf olsun diye kopartan insanlara dönüşüyorlar! ) veya hayvanları rahatsız etmelerine göz yummayın. Gezegendeki varlıklarını bu kadar önemsemesinler.
Bugün doğaya acımayan çocuk yarının insana acımayan, herkes ve her şey ona hizmet etmeliymiş yanılgısına düşen yetişkini olacaktır. Oldu da zaten. İki kış önce Bağdat Caddesi'nde yürürken insanların birbirine nasıl davrandığını unutamıyorum... O kadar geriye sarmaya da gerek yok aslında; otobüse binip, kapının ağzına kamp kuranlara artık dayanamıyorum. Birilerinin içeri girmeye çalışıyor olması nasıl da umurlarında değil...
 
Bu duyarsızlık taa o ilk anlardan başlıyor. Of, çok üzüldüm ben  bu habere!

9 Mayıs 2016 Pazartesi

SEN BENİM HAYATIMSIN

 
 
Bu veya buna yakın bir cümleyi, birine söylemeden göçüp gitmek, çekirdek ailemden ayrı düşmek kadar eski bir korkum... Neredeyse otuz yıl önce T. Uygur ile Beşiktaş sırtlarındaki korudayız. Galiba biraz yürüyüp, oradan Taksim'e gideceğiz. Kimbilir? Yanımıza bir çingene yaklaştı. Daha biz gardımızı alamadan sevgili olduğumuza kanaat getirip, başladı anlatmaya. O anlattı, biz güldük. İkimiz de sevgililerimizle pek mutluyduk, varsın anlatsındı çingene kız!  Şimdi düşünüyorum da, aslında o gün söyledikleri, kehanetleri hiç komik değildi...
T.' ya dönüp, "bu kızı çok seviyorsun belli, ama o ne seni ne de bir başkasını aha şuradan sevemeyecek!" diyerek, göğsünü işaret etti.
 
Transaksiyonel analiz sonrası düşünüyorum da, bu cümleyi kaderim bellemiş ve aklıma kazımış olabilir miyim? Yani ben kimseyi sevemeyecek miyim? Aha şuradan? Bir de Prusya Kralı'nın kehaneti var: "ablam artık tek tabanca yaşayacak!" demişti. Benim bunu duyduğumu bilmiyordu, ben de cümlenin önünü ardını bilmiyordum. Ama onu da keçeli kalemle yazdım  taaa içime!
 
Üçüncüsü var mıydı gerçekten hatırlamıyorum. Zaten ha iki , ha üç ne fark eder ki?
 
Adını baharın ilk çiçeğinden alan bir arkadaşım, "senin yazıların pek duygusallaştı son zamanlarda" dedi. Neden duygusal olmasın ki, kalbim kırıldı, üzerime üç beş hayal kırıklığı düştü diye hissetmeyi mi bırakacağım?
 
Boşversene, bir cüce için blog yakmaya değmez tatlım:)))
 
Kitaba dönersek, hoşuma giden birkaç cümleyi paylaşmak istiyorum, aslında kitabı alıp, sevdiğim insanlara vermek istiyorum. Çok büyük bir edebi kıymeti var diye değil, kalpten diye...
 
"Mutlu geçmişin hayaliyle karşılaştığında, yitirdiklerinin bilinci içini neredeyse dayanılmaz bir pişmanlıkla kaplar. İşte o zaman güvenli bir yere gizlenip yaralarını sarmak istersin çünkü ruhun, acının yabanileştirdiği evcil bir hayvan gibidir."
 
"Sonra zaman geçer, o insanı tanımaya başlarsın, farklı durumlarda yaptıklarını görürsün. Hem eğlencede hem kolları sıvamak gerektiğinde. hem her şey yolunda giderken, hem sorun çıktığında. ve her zaman içgüdünün haklı olduğu ortaya çıkar. maskenin arkasında, daha karmaşık bir karakter gizlidir, seni hiç beklemediğin zevk ve düşünceleriyle, dünya görüşüyle şaşırtır... İlk izlenim önemli bir şehir efsanesi değildir ve onu göz ardı etmek bazen insana zarar verir. Yaşam sık sık bana bu dersi vermiştir, yine de her zaman anlamayı bilememişimdir."
 
"Sana yüksek sesle gazete makaleleri, şiirler, romanlardan bölümler okurken örtüleri üzerine çekip  yatmayı ne çok seversin!...çocukluğuna geri gittiğini söylemiştin... Benim için mutluluk budur, demiştin, yatakta, uykuya dalmak üzereyken: başıma asla kötü bir şey gelmeyeceğini bilerek, tanıdık bir sesin beni uzak ve gizemli dünyalara götürmesi."
 
"Sık sık büyük korkularımızı düşünmemek için küçük korkularımızı beslediğimizi düşünürüm."
 
"Yanımda olmayı bilirsen,
ve farklı olabilirsek (...)
İşte o zaman aşktır
ve birbirimizi onca zaman beklemek boşa
çıkmayacaktır"*
 
"Bizi birbirimize bağlayan o sözcükleri yine bulabilecek miyiz? Mücadeleye devam etmeyi, seni yitirdiğimi hissettiğim karanlığı aydınlatmayı başaracak mıyım? Daha kendi kendime bu soruyu sorarken yanıtı buluyorum: gerçekten seven asla vazgeçmez."
 
"gerçekten layık olmadığını düşündüğün zaman aşkın mazoşist tarafı ortaya çıkar. Sanırım bu, çok eskilere dayanan bir gerçekliktir. Eğer asla kimseden güzel ya da başarılı olduğunu duymadan, dünyada kendine rahat bir yer edinmeni sağlayacak destekleyici bir sözcük işitmeden büyürsen, o sessizliği ömür boyu hiçbir şey bozamaz. ne olursa olsun, içinde her zaman çirkin, başarısız ve yetersiz, iyiliğe aç bir çocuk olarak kalırsın."
 
"Tuhaf ama bunu herkes yapamaz. Mutluluğu bulunca, onun değerini bilmek herkesin harcı değildir. Karşılaştığın o insanın, yaşamını değiştireceğini ve onsuz artık hiçbir şeyin anlamı olmayacağını anlamak kolay değildir. İçimizi açıkça görmemizi engelleyen bu tuhaf duygusal körlük nedeniyle ne çok fırsat kaçırılır! Dünya, sevmek ve sevilmek şansına sahip olup, onu yakalamayı bilmeyenlerle ya da o şansı yakaladıktan sonra boşa harcayarak, ömürlerinin geri kalan bölümünü üzücü biçimde pişmanlık duyarak geçirenlerle doludur."
 
"Aşkta yerçekimi yasalarına meydan okuyarak akrobasi yapanların düşüşünü hafifletecek hiçbir ağ yoktur"
 
"Önemli olan kendi kendimize ihanet etmememizdir. Çünkü eğer aşka kulak vermezsek, yolumuzu kaybederiz."
 
"Bugün biliyorum ki eğer aşk seni arıyorsa, ona ulaşmak senin elinde. Bunun için tüm kapıları açık bırakmak gerek: Kimin içeri gireceği ve sana neler getireceği bilinmez. "
 
"Yıllar geçtikçe yaşamımızdan çıkan, bizleri bırakan insanların eksikliğini daha çok hissediyorum. başkalarında uyandırdığımız anılarla var olduğumuzun bilincindeyim. Yine de birçok kişinin sahip olduğu kolayca unutabilme yeteneğine şaşırıyorum."
 
"Alınması çok güç kararlar vardır ama eğer seçimlerinde sana rehberlik eden sadece aklın değil yüreğinse, içini ferah tut; asla pişmanlık duymaz, fikir değiştirmezsin."
 
 
Velhasıl dileğim şu ki, ölmeden evvel sen benim hayatımsın diyebilmek istiyorum. AMA İÇTENLİKLE, SAMİMİYETLE VE TAM ANLAMIYLA GERÇEKTEN...
 
Hatta yakın geleceğe söylüyorum bu gece:
 
"SEN BENİM HAYATIMSIN!"
 
*P. Neruda
 
 

5 Mayıs 2016 Perşembe



Dileklerinin neredeyse hepsi kabul olmuş bir insan bu gece ne diler?
Diler bir şeyler canım, yeni dilekler her zaman vardır. Benim de var elbette. Kendini anlatırken:

Okulun çocukların hayal gücünü öldüren değil, aksine katlanarak büyümesine ve gelişmesine olanak tanıyan bir yer olması gerektiğine inanırız. Bu yüzden çocukların var olan hayal güçlerinin farklı uyaranlarla gelişmesi için çaba gösteririz. Çizilecek pembe ağaçların değerini bilir, “neden yeşil değil?” diye sormadan ağacın yanına çizilecek inanılmaz hayallerin peşine düşeriz.
 
diyen, bir okulda "öğrenecek, öğretecek  olmanın heyecanı hiç bitmesin" bir dilek olabilir... Ve:
 
Hangi sınıfta bir sessizlik varsa, o sınıfta, yapılan yanlış sonrası verilen olumsuz geri bildirimin etkisi vardır. Bu yüzden bizim sınıflarımızda ses vardır. Öğrencilerimize yanlışları sonrası olumsuz geri bildirim verilmez. Yanlışlar mutlaka düzeltilir ama bu süreç öğrencilerin konuşmalarını engelleyecek şekilde yönetilmez. Hatta öğrencilerimiz gerekirse hata yapmaya yöneltilerek, sonuçlarının korku gerektirmediğini görmeleri sağlanır. Tüm öğrenciler risk almaya ve hata yapsalar bile tekrar denemeye teşvik edilirler.
 
paragrafıyla sesten korkmamayı öğütleyen bir okulda sonunda gerçek anlamda "kalbimi de işin içine katarak yapacağım dersler" dileyebilirim.
 
ve...
Araştırmalar, ne iş yaparsa yapsın, yaptığı işte çok başarılı olan insanların tek bir ortak özelliği olduğunu gösteriyor: Asla yılmamaları. Hayatın bu kadar hızlı aktığı, teknoloji sayesinde işlerin bu kadar çabuk halledildiği bir dünyada, isteklerine çok çabuk ve az çabayla ulaşan çocuklara kendi yollarında yılmadan ilerlemeyi nasıl öğretebiliriz? Fidede çocuklar hedeflerimiz olduğunu bilir. Çabalamanın çok değerli olduğuna ve çok çalışmanın hedeflerine ulaşmalarını sağlayacağına inanmayı öğrenirler.
 
Köşe bucak sakladığım hazinelerimi "yılmadan ve yılmadan eteğimden dökmeyi bu yeni ortamda öğrenmeyi" dileyebilirim..
 
Sonuç olarak pek çok dileği kabul edilmiş bir insan olsam da bu gece gül ağacının altına gidip, kulağına "hey, bir iki şey daha var..." diyebilirim...
 
İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar şu alemde!*
 
 
 
Deniz Türküsü, Yahya Kemal Beyatlı'dan muhteşem bir şiir dir. Cüneyt Türel ve Reha Erdem'le nasıl da güzel!