Başak ve Şirin'e
Affetmeye inanmam. İnsan ne diğerini, ne de kendini affedemez. Olsa olsa anlar ve halden anlayan da kızgın, kırgın olmayı sürdüremez. Ha, o makam herkese açık mıdır dersen, zannetmiyorum. Affetmek yemeğe tuz atmak gibi bişi değil, affetmek sahiden diğer taraftaki kötülüğün de her ne, her kim olursa olsun kendi ruhunun parçası olduğuna aymak! İnsan kolunu affedebilir mi? Ya da ona kızabilir mi?Yani kısmetinde, kabının çapında yok ise hiç kasma, affedemezsin ne kendini, ne de öteki parça pinçiğini... Geçmiş ola!
Neşemi çaldıklarında dokuz yaşındaydım. Ara sıra bahçeye çıkan, Bardakçı'ya giden, bazen de limanda gazoz kapağı toplayan gülüşüm birgün yüzümde dondu ve neşem gittiği yerden dönmedi. Uzun yıllar bekledim, dönmedi. Sonra sonra anladım, babamla gitmişti; neşem yanlışlıkla babamın kefenine sıkışmıştı! Bu yüzden uzun yıllar boyunca geri dönemedi... Babamı gömen ekip belki yanlışlıkla, kimbilir belki bile isteye neşemi de gömmüştü. Deli deli resimlerim, danslarım, mandalinadan parlak ışığım yedi kat toprağın altındaydı artık. Ben mi? Ben ya da benden kalanlar yeryüzündeydik. Hissetmiyor değildim, yediğim içtiğim de doğruydu ama neşem yoktu, tatsızdım. Yabancıydım buralarda. Dışarlıklı! Ve bütün bunları anlamlandıramayacak kadar küçük...
Hayat kalın, ağır bir yas perdesi bırakmıştı; sorumluluklarım boyumdan, kilomdan hatta çillerimden bile fazlaydı. Eğer taşımayı reddedersem diğerleri de gider, yalnız kalırım diye korktum. İşe yarar olmalıydım. Çözüm üreten, neşe saçan, ışıklı, istenen! Oldum da.
Hem de ne olmak! Arkeolog bile oldum yahu! Hani belki neşem kazarak bulunur bişidir diye eşelemediğim coğrafya kalmadı! Önce toprağı, sonra eşimi, dostumu, sevdiğim adamları, en çok da kendi ciğerimi didikledim durdum. İçeride huzursuz, kısmen kayıp dışarıda kudretli, yıkılmaz bişi oldum çıktım! Ve nihayetinde oldurduğum şeyden pişman, epeyce de şişman yaşlara kadar geldim. Son üç yılı kendimi affetmeye, anlamaya ve iyileştirmeye çalışarak geçirdim. Kısmen başardım da. Fakat anladım ki bu başarı öyle alıp kenara konulacak bir kupa gibi değil, çünkü neşe hırsızları her yerde! Tetikte ve dikkatli olmalıyım. Gerekiyorsa her gece ölmeli, her sabah doğmalıyım. Güneş gibi yaşamalıyım; keder geldiğinde kaçmamalı, sabah olduğunda tekrar neşeyi kucaklamalıyım! Ne olmayana dövünmeli, ne de bulduğumla rehavete düşmemeliyim.
Velhasıl kelam, neşem bana dönsün, yine benim olsun istiyorum. Beni gezegene bırakıp yuvasına giden babamın kefeninden nihayet kurtulan neşem; bunları sana diyorum, hadi gel, buradayım! İkimiz de ışığı hakettik! Aslında hepimiz ışığı haketmedik mi?
Öyleyse niyetimi buraya bırakıyorum: mutlu kertenkeleler gibi kalbimizi ve göbeğimizi güneşe açtığımız nefis bir yaz olsun!
Oleyy!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder