21 Ekim 2012 Pazar

ÖZ MASALI BÖLÜM I


Uzak ülkenin birinde saçları kınalı, elleri boyalı ve yüreği yamalı bir kız yaşardı. Bütün istediği yalansız bir hayattı. Ve birgün uyandı. Uzak ülkeyi terk etmeye karar verdi.

 
Başladı dağ tepe demeden yürümeye. Gitti gitti yoruldu. Durdu dinlendi sıkıldı. Acıktı ağladı. Uyudu, rüyalarında  yalvardı. Tüm isteği yalansız bir hayattı.

Birgün yolu sakin bir adaya düştü. Adanın sakin olmayan tek noktasında eski bir yanardağ vardı. Kız dağa yaklaştı, dağ kıza. Aramaktan iyice yorgun düşen kız, dağın eteğinde derin bir uykuya daldı. Dağ gece boyunca kızı ısıttı, sardı sarmaladı. Külleriyle yüzünü okşadı. Kıvılcımlarıyla ona ateş dansları seyrettirdi. Kız günlerce, aylarca, yıllarca bu sakin adanın, sakin olmayan tek noktasında yaşadı. Sırtını dağa yasladı ve gökyüzüne baktı. Dağın içinde kaynayan lavları hiç görmedi.. Görmek istediği tek şey yalansız bir hayattı.

Ve bir gün tam kız dağın eteklerine bir ev inşa etmeye karar vermişti ki, dağ alevler akıtarak hayallerini yok etti. Dağ, kız daima onunla kalsın ama asla bir evi olmasın istiyordu. Ve kız da dağın yamacına bir ev yapıp sonsuza kadar sıcacık bir hayat yaşamak derdindeydi; sıcak ve yalansız.

Fakat dağ öfkesine yenilmişti. Kız da korkusuna.

O gece kız dağı terk etti. Ve yeniden yalansız bir hayat aramak için dere tepe düz yürümeye başladı. O kadar uzun yürüdü ki, neden yola çıktığını unuttu! Ve bir gün büyük bir okyanusu geçip, eski bir nehrin kıyısına ulaştı. Nehir boyunca yürüdü, yürüdü… Nehir onu küçük, yeşil bir tepeye getirince kız ayakkabılarını çıkarttı ve kendini bu minicik tepenin kollarına bıraktı. Tepe ne sıcaktı, ne de yüce. Sadece tepeydi işte.

Kız günlerce uyudu. Yolculuğunun en huzurlu uykularını tepenin çimleri üzerinde uyudu. Ve bir sabah sonsuza kadar o tepede yaşayabileceğini hissetti.. Fakat bu kez bir ev inşa etmek istemedi. Çünkü asıl istediği yalansız bir hayattı. Sırtını tepeye yasladı. Tepe, kızı bahar çiçekleriyle sarmaladı.

Tam o sırada şangır şungur camlar kırıldı. Sabahın ilk saatlerinde tepenin hikayesi bütün havayı doldurdu:
Zamanlardan geçmiş zaman, orman derin bir uykuyla kaplıyken, tepedeki kalenin pencereleri patlamıştı. Fırtına yoktu dışarıda, taş atan da olmamıştı yamaçtan. Kimbilir, belki herşey tam da kalenin ortasındaydı… Kız görmemişti. Duymamıştı. Bütün bunlar tepenin geçmişindeydi...

Olay yerine gelen kartallar suçluyu bulamamış, tepenin kan içinde kalan eteklerini de görmemişlerdi. Ağaç gövdelerine, nehirdeki balıklara, gelinciklerin gözüne saplanan cam kırıkları ve tepenin zirvesindeki çığlık ne görülmüş, ne de duyulmuştu diğerleri tarafından.

Tepe kan kokmuştu günlerce ve kokusunu alan da olmamıştı birkaç tilkiden gayrı. Bu haliyle olmazı olur kılmış ve  sessizce yürümüştü tepe. İmkansızı başararak varmıştı nehrin kıyısına.

Fakat orada da onu fark eden olmamıştı…

Kız uzun zaman sonra gelen ilk misafiriydi. Pek çok ülkenin ve kalenin sürgünü. Kale bendliğinden azat bir köle, fırtınalardan sağ kurtulmuş bir forsaydı. Yaraları görünmezdi, tıpkı tepeninkiler gibi..

Bir aşk hikayesi yaratmak zordu. Tek tek inşa etmek gerekirdi kuleleri. Uzun, zor merdivenleri vardı aşk hikayelerinin. Yorgun aşıkları vardı.

Aşkta kalbini kaybeden, onu bir kez geri alırsa bir daha kimseye veremez derler. Oysa kalbini bir kez verebilenin, tek arzusu vardır; bunu tekrar yapabilmek.

Kalbi elindeydi kızın, tepenin  mutsuzluğuna bakıyordu. Orada kız yoktu. Kız o mutsuzluğun bir parçası değildi. Ama tepenin karanlığıyla başa çıkabileceğinden de emin değildi. Mutsuz kalmaya karar vermiş gibiydi tepe.

Tepe kararlarında inatçıydı, kız mutlu olmakta ve yalansız bir dünya yaratmakta.

Tepeye bir kale inşa edebilirdi kız yada  kalbini alıp, yolculuğunun nihai noktasına doğru yürümeye devam edebilirdi. Yalansız ve huzurlu bir aşk hikayesi yaratabilirdi! Ama mutsuz kalmaya yeminli bir tepeyi mutlu edemezdi.

Önce gitmek için ayağa kalktı. Sonra durup düşündü. Tepenin çimenlerle kaplı yamacına uzandı. Kulağını yumuşacık çimenlere iyice yaklaştırdı. Nemli toprağın kokusu bir nefes uzağındaydı. Kocaman bir nefes aldı ve bütün dikkatini tepeye verdi. Gitmeden, terk etmeden evvel bir ses duymak için…

Mutlu olmaya niyetli bir ses beklemeye başladı…

 

 

 

8 yorum:

Enis Diker dedi ki...

Elinde kalbi olanın başka bir şeye ihtiyacı mı olur:) Atan bir kalbe sahip olanın belki tek ihtiyacı bunu bir başkasının da bilmesidir.:) enis

Fortunata dedi ki...

:)Gazeteye ilan mı versem?

guguk kuşu dedi ki...

Atan diğer bir kalp bunu görecek, tıpkı benim kalbimin seninkini her gördüğünde sırıtması gibi:)sen sadece o kalbi sevmeye devam et:)
bu da benden sana olsun o zaman:
http://grooveshark.com/s/Sonata+In+D+Minor+Kk+9/4Oei2X?src=5

Fortunata dedi ki...

:) öperim seni Guguk kuşu!!! Sağol.

Enis Diker dedi ki...

Yalnız şunu da ekliyim fotoğrafçınıza iyi bakın, bu işi iyi biliyor:)) internette iyi fotoğraf veren benim tanıdığım iki kişiden birisiniz:))

Fortunata dedi ki...

Aşkolsun Enis Bey, parmağım kareye girdi diye takılıyorsunuz bana di mi? :)))

Enis Diker dedi ki...

Sadece bu resim değil, diğer resimlerinizde de makina sizi seviyor:) Parmak küçük bir ayrıntı, siz yazana kadar dikkat etmemiştim:)

Fortunata dedi ki...

:)