4 Aralık 2011 Pazar

AĞAÇ, SABAH, RUH.


Penceremden dışarı bakarken hissetttiğim şeyi bazen yaşarken hissediyorum. Nadiren de olsa, sustuğum zaman kendime dışarıdan bakıyorum. Yaptıklarım, söylediklerim hiç olmadığı kadar tutarlı, Hayatım hiç olmadığı kadar amaçlı, dolu, anlamlıysa da her şey çok boş bazen. Şu pencerenin önünde hissettiğim duygu bana yaklaştığında korkuyorum. O kadar dışındayım ki yaşamın.. Cimdikliyorum kendimi yaşayıp yaşamadığımı anlamak için.
Ağaçları görüyorum, güneş yapraklarına vurmuş, rüzgar onları savuruyor.. Bir sesi ve kokusu var biliyorum. Bir kol mesafesindeyim. Uzanmıyorum. Biliyor ama hissetmiyorum. Çünkü içerideyim. Seyirciyim. Sırtımı bir ağaca dayayarak oturmayalı aylar oldu. Sizin? Yıllar mı? Peki ne yaptık daha anlamlı. Bunun yerine ne koyduk?
Dans etmeyi öğreniyorum. Çocuklarla yaptığım dersi izlemeye gelen çok tatlı bir stajer kadın, etkilendiğini söyledi. Neşemden... Ben de etkileniyorum neşemden. Yine de o durma anları beni korkutuyor. Bazen korkunun dibini görmek adına durabildiğim kadar durmak istiyorum. Sonra ders saatim geliyor ya da banyo yapmam gerekiyor... Zihnim beni ruhumdan kopartıp, gündelik telaşıma bırakıyor. Ruhum bedenimde öksüz, evsiz. Bir sokak çocuğu gibi yaşıyorum o andan itibaren..

2 yorum:

Enis Diker dedi ki...

Esen rüzgar, öten kuş, ertafımızda dönüveren dünya

Varlık gelmiş ki akan zaman nehrinde yıkanmaya

Fortunata (E), ayaklarımız yer değerse arasıra temaşaya

Korkma, enişelenme işarettir bu zamanın efendisi olmaya

:)) sevgiler

Fortunata dedi ki...

:) Eyvallah Enis Bey