3 Mayıs 2017 Çarşamba

SESSİZ BİR ORMAN...



Yemyeşil bir denizdeyim. Belki bahar yüzünden... Tazecik, incecik yeşil yapraklar ve kalın, koyu yeşil olanlar. Ve tabii onların arasında yüzlerce farklı ton, benim gözümün seçemediği incelikler..
Ağaçlar kocaman. Hani o kitaplarda gördüklerimize benziyorlar. O kadar uzun, o kadar uzunlar ki, istesem de güneşi göremiyorum. Sadece yer yer toprağa  değmeyi başarabilen ışık hüzmeleri var, bana  güneşin orada olduğunu hissettiren.
 
Bastığım yer ne çim ne de toprak; yosunumsu, yumuşacık bir halıya benziyor. Ayak tabanlarımı gıdıklıyor bu garip yumuşaklık. Kara Orman burası. Yıllardır düşlerimde gördüğüm masal ormanı. Bu gece kamp yapıyorum. Ama beni en çok heyecanlandıran şey bir ağaç evde uyuyacak olmak. Neden? Çünkü...
 
Hava kararmaya başladı. Ağaca tırmanıyorum. Buradan gökyüzü öyle berrak görünüyor ki, bir tek bulut yok. Işık yok. Sessizce yıldızları bekliyorum. Ah işte! Tek tek geliyorlar. Neyse ki pusulamı almıştım. Kuzey neresi biliyorum, bu yüzden Küçük Ayı'yı hemen gördüm! Çok mutluyum. Nicedir rüyalarıma giren anı yaşıyorum; yaprakları kımıldatan ılık rüzgar ve uzaktan gelen kurt ulumaları dışında ses yok!
Kendimi, içimi duymak için buna çok ihtiyacım vardı... Rüzgarın saçlarıma dokunuşundaki şefkate  teslim, binlerce kandil gibi parlayan yıldızlara bakarak esniyorum..
 
Ve gerçek hayat! Hayalini kurmadığım, içinde çalkalana, yuvarlana, tutunmak istemeden, çoğu kez hırpalanarak yaşadığım gündelik hayat! İnşaat gürültüsüne karışan kuş sesleri, betona ve sonra yüzüme çarpan ve bu yüzden sevemediğim güneş... Hoyrat şoförler, acımasız politikacılar.. Yarınımı bilmeden yattığım, gecede on kez bölünen uykular.
 
Nasıl olsa bitecek tesellisiyle, yaşamaktan çok hatır için katlandığım eski bir tanıdık gibi hayat. Ve doğadan kopuk, kendime yabancı saatler, günler... Hızla dökülen erguvan çiçeklerini tek tek geri yapıştırmak, mor salkımların ve leylakların kokusunu kavanozlara doldurmak istiyorum.
 
İmkansızı istemekten yorulduğumda, ayarsızlığımla baş başayım...

Ağzını burnunu sevdiğimin şeytanı atla arabaya bas gaza diyor. Aç dört pencereyi, bangır bangır çalsın müzik. Ve yok yetmez, avaz avaz şarkı söyle! Kurt kuş duysun feryadını.

 
 
 
 
 
 
 

Hiç yorum yok: