26 Mart 2009 Perşembe

Umut Kötülüklerin En Kötüsüdür!

Dönem filmi seyretmeyi sevenlere ( 1930- 1940!lı yıllar ) ve özellikle Dublin gibi iklimi soğuk, insanı sıcak coğrafyalara meraklılara bu film şiddetle tavsiye edilir. Elbette dvd olarak izledim. Ve elbette Burhan getirmeseydi muhtemelen haberim bile olmayacaktı. İşte benim sinema denilen harika şeyle ilişkim!


Her neyse, çok enteresan bir hikaye beklemeyin. Benim bu kadar beğenmemin sebebine gelince... Aslında iki sebebi var. Birincisi "özür nedir?" sorusu bir sinema filminde irdelenebileceği en iyi şekilde irdelenmiş. Yani benim gibi ortalama bir izleyici için yeterince tatmin edici. İkincisi ise zaman zaman erkekler hakkında yana yakıla yazdığım bir gerçeğe dokunmuş yönetmen: duygusal zeka!


Hikayede bedensel özürlü bir adam var - ama ne adam!- ve tabii onun fedakar annesi.. Fakat sahip oldukları ailenin güzelliğinden, insanın içini ısıtan sahnelerden ziyade, D.D. Lewis denilen amcanın oyunculuğuna vurulduğumu söylemek isterim. Aslında bütün oyuncular inanılmaz iyiydi ama Lewis, canlandırdığı karakterle "asıl özür nedir?" sorusunu kendimize sormamıza neden oluyor. Ve kendi adıma şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, film bittiğinde benim ondan çok daha fazla özürlü olduğumu anladım! Bir tek sol ayağını kullanabilen Christy, o ayakla neler neler yapıyordu ama ben, iki kol iki bacakla hala armut topluyorum zaman denilen bahçede!

Zaten filmde tam da bu ruh durumunu anlatan bir cümle var: "Ertelenen umutlar kalbe zarar verir!"


Kısacası pek çoğumuzun ruhsal özürünün yanında onun bedensel özürünün hiç bir engel teşkil etmediğini apaçık anlatıyor film. Christy o haliyle hayattan hakkı olan her şeyi istemeye cüret ediyor. Cüretkarlığı, zekası ve özgüveni ise etrafındaki kadınları baştan çıkartıyor! Çünkü kışkırtıcı! Çünkü çekici!


Onun vazgeçmeyen ve kararlı hali, hayata dahil olmaktaki samimiyeti inanılmaz.. Özellikle Hamlet hakkındaki görüşlerine bayıldım! Tam olarak şöyle diyor Hamlet için: "O bir sakat, harekete geçemiyor!"


Daha fazla anlatmayacağım. Hala seyretmeyenler varsa aranızda berbat etmeyeyim dvd zevkinizi. Ama yazının sonuna eklemem gereken son iki şeyi atlayamayacağım.


I. Filmde, Christy aşık olduğunda anne çok endişelenir ve şöyle der: "Kırık kalp , sakat bir vücuttan daha çok acı verir..." Ve elbette bu çok tanıdık cümle bir kez daha kapak olur izleyiciye. Alçıdaki kalbinize baka kalırsınız, sızlayan bişi var di mi orada?

II. Aynı endişeli anne, Christy Hamlet'den olmak ya da olmamak tiradını durmadan tekrarlarken babaya şöyle der:


- Bu seste bir şey beni rahatsız ediyor.


- Ne?


- Çok fazla umut var!


Ki, Nietzsche de aynı fikirdedir; ve şöyle der: "Umut kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır!"

4 yorum:

kelebeklerözgürdür dedi ki...

bir noktaya dikkat çekmek isterim. bu "zeki" adam, umuttan da korkmuyor. onu seven ve üzerine titreyen annesi onun adına endişelense de, kendisi tüm duygularıyla yüzleşebilecek ve dahi bunu insanların yüzüne püskürtebilecek kadar cesur ve/veya dirençli...belki de iyi ve kötünün ötesine geçmiş. ya da istemeden talep etmeden hatta uzanıp almaya cüret etmeden, odasında bir örtü altına saklanarak hayatın ona birşey vermeyeceğini öğrenmiş.

neymiş? fuck platon :)

Fortunata dedi ki...

Sevgili Külkedisi,
Allah tüm isteyenlere bir tane, bir de yetmez beş tane, beş de yetmez yedi tane "saklanmayan" nasib eylesin:) Öyle cesur bir adam çıksın vallahi haftasına evlenirim!
Ve Burhan'ın da dediği gibi Platon'u s..tir et gitsin!( ya ben küfür etmem ama oldu bir kere:))

Susila dedi ki...

:) Platon'la isiniz bitince bir posta da ben alabilir miyim? Gorulecek birkac hesabim var kendisiyle.

Talep etme, uzanip alma konusunda kendi capimda eylemlerim var ama galiba daha net ve anlasilir olmak da onemli yoksa hayatla boyle ses gecirmez odadan el kol isaretleriyle anlasmaya calisma nereye kadar degil mi?

Fortunata dedi ki...

Susilia,
Çok haklısın, ses geçirmez odalardan çıkalım. Nasıl olsa bahar da geldi. Kim tutar bizi?:))