Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2014 Cuma

RUHUNU KAFESTEN KURTARAN PADİŞAH: III. SELİM

 
Osmanlı tarihi bilmem. Yani bilirim de, işin astık, kestik bölümünü bilirim. 1444 Varna, Preveze Deniz Savaşı, damdan dama atlayan Lale Devri biçareleri, yanıp kül olan canımın içi köşkler ve Patrona Halil İsyanı gibi gibi..
 
Ama müzik denilince bir duruyor insan. Sonra da soruyor tabii, bunca şiir, bunca beste arasında sen ne vakit savaştın be adam? Ne vakit sevdiğinin canına, kardeşinin nefesine azmettirdin diyesim geliyor.
Osmanlı, beni düşündüren, estetiği önünde eğildiğim ancak kalbime kalbinde yer bulamadığım bir külliyat. Oysa Bizans, hele ki Selçuklu her odasında soluk alabildiğim dev bir kütüphane! Anne kucağı  mübarek!
 
Şimdilerde, ne vakit bilgisayarımda yer edindiğini bilmediğim besteler, III. Selim'in besteleri dinliyorum. Onun içli hali, sedire çöküp, notalar arasında alem değiştiren ruhu sahi yok mu oldu? Hadi canım, burada işte. Bu yazıya geldi, parmaklarımın efendisi oldu. Hikayesini anımsamamı, anımsatmamı istedi.
 
Amcasının bağışladığı hayatını kalem işiyle süslü odalarda müzik ve edebiyatla avutan can, Fransız İhtilali'nin Avrupa'yı salladığı bir anda tahta çıkan bu genç sultan, Napolyon'a karşı direnmiş, orduda yenilikler yapmış ama yine de kafese dönmekten kurtulamamıştır... Oysa bana sorsanız onun ruhu hiç kafese girmemiştir. Zira bu besteleri dinlediğimde eli kılıç tutan bir adam değil, zamana ve mekana yenilmeyen, tevazu sahibi bir ruh görüyorum. Gözlerini geleceğe dikmiş, kaftanından notalar süzülen bir sultan..
 
Ne zaman Divan Yolu'nda yürüsem, hayalimde onun ölmemek için nasıl çırpındığına dair sahneler belirir. İçim cız eder. Ellerimi açar ve kafesten mezara yapılan bu hazin yolculuktaki insana  Fatiha okurum. Ben inanmasam da, belki O inanıyordur diyerek amin derim.
 
Bunca cinayete sahne olmuş şehir, bazen seni sevdiğimden şüphe ederim!
 
 
 

2 Temmuz 2010 Cuma

ANONYMOUS



BANA OKLU KİRPİ DİYEN BİR ADAM VARDI YÜZYILLAR ÖNCE... HAKLIYDI, HAKSIZDI HİÇ ÖNEMİ YOK. ONU SEVDİĞİMİ DÜŞÜNÜRDÜM. HATTA ONUN DA BENİ SEVDİĞİNİ DÜŞÜNECEK KADAR İLERİ GİTMİŞTİM. BURADA KALDIM MI? ELBETTE KALMADIM. YILLARCA BAMBAŞKA HAYATLAR YAŞASAK DA BİRBİRİMİZ İÇİN VAZGEÇİLMEZ OLDUĞUMUZA İNANDIM. DÜŞÜNDÜM. YAZDIM. TEKRAR DÜŞÜNDÜM. HATTA DÜŞÜNMEKTEN HASTA OLDUM. BÜTÜN BUNLARI DA BELKİ UTANIR AKILLANIRIM DİYE DURMADAN YAZDIM. AMA AKIL DENİLEN ŞEY ORMANDAKİ KÖR DİLENCİYSE BENİM SUÇUM NE?


HAYAT BENİ HİÇ BİLMEDİĞİM BİR YERE DAVET EDİYOR. HOCAM "DAVETE İCABET GEREK" DER. ETTİM GİTTİ. MUTFAKTAKİ ELMALI KEK KOKUSUNA KOŞAN BİR ÇİZGİ FİLM KARAKTERİ GİBİ, SAF VE TEMMİZ OLAN KIRINTILARIN ARDI SIRA EMEKLİYORUM.


ŞİMDİ ŞİMDİ, DÜŞÜNE DÜŞÜNE BİR YERE VARAMAYIŞIMIN, SADECE HASTALANIŞIMIN SEBEBİNİ GÖREBİLİYORUM. DÜŞÜNMEK HİSSETMEK DEMEK DEĞİL. UĞRUNA YATAKLARA DÜŞTÜĞÜM ADAM İÇİN BİR KEZ İÇİM TİTREDİ Mİ? HAYIR. BUNU AŞIRI KONTROL SANMIŞTIM, OYSA ŞİMDİ ANLIYORUM Kİ, YAŞADIĞIM GERÇEK AŞK OLSAYDI TİTREMEMİ KONTROL EDEMEZDİM. KOSKOCAMAN OLDUĞUNU SANDIĞIMIZ PROBLEMLERİ ELİMİN TERSİYLE İTER, YÜRÜRDÜM. BÜTÜN BUNLARI YAPABİLİRDİM, EĞER HİKAYEYİ YAŞIYOR OLSAYDIM...


BİZİM YAŞADIĞIMIZ -YA DA YAŞAYAMADIĞIMIZ- KADİM BİLGİNİN ANLATTIĞI AŞK DEĞİLDİ, ŞEHİRLİ İNSANIN TUTUNMAK İSTEDİĞİ, KENDİNİ İÇİNDE ÖZEL HİSSETMEK İSTEDİĞİ ZAVALLI BİR ÇIRPINIŞTI. ÇIRPINDIKÇA BATTIK, BATTIKÇA BİRBİRİMİZDEN UZAKLAŞTIK. HAYAT AŞKTAN DEĞERLİYDİ. ÖLMEYİ GÖZE ALAMADIK! ALAMADIN. ŞİMDİ BAKIYORUM DA, İYİ Kİ ALMAMIŞSIN:)


AŞK-I MEMNU'YU SEYRETTİNİZ Mİ? BEN DÜN FİNALİNİ SEYRETTİM. KIZIN TABANCAYI GÖĞSÜNE DAYADIĞI SAHNEDEKİ OYUNCULUĞUNA BAYILDIM. AYNISINI YAŞAMANIN KIYISINDAN DÖNMÜŞ BİR KADIN OLARAK SÖYLÜYORUM, BİZ KADINLAR DİĞER KADIN TERCİH EDİLDİĞİNDE KAFAYI ÜŞÜTÜYORUZ. HELE Kİ ADAM "ASLINDA BEN SENİ SEVİYORUM AMA ONA VEFA BORCUM VAR" DİYORSA, İŞTE BU EN ŞAHANE "BEN DE CESARET DENEN ŞEYDEN ESER YOK, YENİNİN BELİRSİZLİĞİNE ATILMAKTANSA EVDEKİ DÜZENİMİ KORURUM DAHA İYİ" DİYE TERCÜME EDEBİLECEĞİMİZ BİR CÜMLE. TABİİ O LİSANI BİLİYORSANIZ... ( AKIL BURADA BİR TEK DAKİKA İŞE YARADI ASLINDA, KENDİNİ SEÇMEYEN ADAMI SEÇMEMEMİ SAĞLADI! )


YİNE DE BENİM BU TERCÜMEYİ YAPMAM YİRMİ İKİ YIL SÜRDÜ! AŞK ZANNETTİĞİM ŞEYİN TAMAMEN ZİHNİMİN BİR KURMACASI OLDUĞUNU YENİ ANLADIM. AŞK ÜZERİNE YAZMAK, İMKANSIZ AŞK HİKAYELERİNİN KAHRAMANI OLMAK... BUNLARIN HEPSİ HARİKA, AMA BUNLARIN HEPSİ EGO İÇİN. PEKİ YA GERÇEK AŞK? O NEREDE?


DÜŞÜNMEKTEN VAZGEÇİP, HİSSETMEMİ SAĞLAYAN SÜREÇ KONYA'DA BAŞLADI. BENİM ZIRHIMIN ERİDİĞİ YER KONYA. AŞK NEDİR DİYE SORDUĞUM YER ORASI... BANA AŞKIN BİNBİR YÜZÜ İLE İLGİLİ HİKAYELER ANLATAN YER ORASI...


BU SABAH EVDEN ÇIKARKEN, ASHRAMIN KAPISINI AÇIP ORADA BÜTÜN GÜN TEK BAŞIMA OTURACAĞIMI VE AKŞAMKİ HALİÇ GEZİSİNE HAZIRLANACAĞIMI DÜŞÜNÜRKEN, TAM SOKAĞIN ORTASINDA BİZİM KİRPİLERDEN BİRİ YATIYORDU! APARTMANIN BAHÇESİNDE YAŞAYAN, YAZ GECELERİNDE NEFESLERİNİ DUYDUĞUM İKİ GÜZEL YARATIKTAN BİRİ...


ÖLMÜŞ! BAĞIRSAKLARI SOKAĞA SAÇILMIŞ... BELLİ Kİ KARGALAR HEMEN ÜŞÜŞMÜŞLER LEŞİNE. BAKMAYACAĞIM DEDİM AMA O MİNİCİK YÜZÜNE BAKMADAN DURAMADIM. GÖZLERİNİ YUMMUŞ, KÜÇÜCÜK KAFASINI UYUR GİBİ BIRAKMIŞ ASFALTIN ÜZERİNE... HALA AĞLIYORUM. AMA KİRPİYE DEĞİL, BENİ BU KİRPİ MASALINA İNANDIRAN AKLIMIN YANILGISINA AĞLIYORUM. KALBİMİN BİR KEZ BİLE TİTREMEYİŞİNE, HAYATIMDA BİR DEFA BİLE AŞIK OLAMAMIŞLIĞIMA AĞLIYORUM.


KİRPİ ÖLDÜ NACİ; KİRPİ ÖLDÜ, BEN DİRİLDİM. BEN DİRİLDİM, SEN ÖLDÜN. ARTIK BU ŞEHİRDE SENİN İÇİN GÖZYAŞI DÖKEN BİRİ YOK. SENİN YARIM YAMALAK HİKAYENİ HASTALIKLI BİR ŞEKİLDE TAMAMLAYAN MASALLAR YOK. MASALDAN KAÇAN PRENSESLER YOK. ALTIN TAHTINDA HÜKÜM SÜREN KRALİÇELER YOK. ÜLKE YÖNETTİĞİNİ SANAN KRALLAR, KRALLARIN KÖR OLMUŞ GÖZLERİ DE YOK. BURADAKİ TEK GERÇEK KALBİ KÖR OLMUŞ BİR KRALDI, ARTIK BENİM İÇİN O DA YOK!


YAŞASIN YENİ KRAL!


8 Ocak 2010 Cuma

PEREME

Vikipedi der ki: Peremeci, Osmanlı Dönemi'nden günümüze gelmiş bir meslek adıdır. Peremecilik Türkçe sözlüklerde "Pereme kullanan veya yapan kimse" olarak tanımlanmaktadır. Pereme ise "Gondola benzeyen bir kayık" *olarak ifade edilmiştir.
Pereme ve Peremeci ifadeleri hakkında henüz netlik kazanmamış tanımlamalar mevcuttur. Kelimenin aslının "pereme" mi yoksa "peremeci" mi olduğu tartışma konusudur. Çünkü bir kısım araştırmacı ve dil bilimcilere göre Peremeci, tanımda ifade edilen kayığı kullanan, yapan veya idare eden kişi değil, doğrudan bu kayığın kendisidir.
Naci Lûgati de ise, Pereme (Perama, Rumca) "iki kürekli yani bir çifteli ağır kayık" olarak ifade edilmiştir. 20. yüzyıl Larousse’un da ise "perame" kelimesinde iki yelkenli, Türk bayrağı taşıyan iri boy bir gemi resmi bulunmaktadı ve tarif olarak da "Bordası çok kavisli, ön ve kıç tarafları yüksek, yakın sahillerde işlemeğe mahsus bir Türk teknesi” yazmaktadır.
Rumca'daki "Pereme ya da Peremeci"nin ise "şeytan kadar/şeytan gibi korkunç" gibi bir ifadeye sahip olduğu söylenmektedir.
Bilinen haliyle Peremeci, Osmanlı Dönemi'nde İzmir'de inşa edilen ve genel olarak yük ve hayvan taşımacılığında kullanılan ve 13 metre boyunda olan bir taşıma aracıdır. Çok eskilere, Bizans dönemine kadar indiği tahmin ediliyor. Eski vergi kayıtlarında bir de peremeciyan (=peremeciler ) sözü geçmektedir.
Osmanlı Bahriye Teşkilâtı'nın 17. Yüzyılda Tersâne-i Âmire adlı kitabında, “pereme-i esb-i Üsküdar” olarak ifade edilip şu şekilde tanımlanıyor.
* Venedik ve İstanbul'un kimbilir daha ne çok benzerliği vardı eskiden.....