6 Kasım 2020 Cuma

KASIM'DA BİR PANDEMİ SABAHI

 


Hepimizin korkuları depreşti. İçimizdeki odaların kapıları, pencereleri açıldı. Ortaya saçılan yaşanmışlıklar artık saklanmak istemiyor, bırakıldığı yere sığmıyor hayat. Görülmek, temize çekilmek istiyor. Aksel "neden sakladın, yak artık onları" dediğinde, baharda yemyeşil parlayan ağaçların, sonbaharda alev alev yanan yapraklarını düşündüm. 

İnsan neden bir ağaç gibi kabulde değildir?

Sevdiklerimi kaybetmekten çok korkarım ben, ki defalarca yaşadığım düşünülürse çoktan alışmış olmam beklenirdi. Ama olmadı. Alışmak olan bitene duyarsızlaştıran bir şeyse eğer, ben hiç alışamadım.

Rüyalarımın kabusa döndüğü bir geceden uyandım. Kırgınlıklarımdan, korkularımdan bir senaryo yazıp, bütün gece oynadığımdan sabah çok yorgunum. Kah ağladım, kah hesaplaştım.  Oyuncak bebeklerini konuşturan, duygusunu düşüncesini ancak onların dilinden ifade edebilen küçük bir kız çocuğu gibi cılızlaştım.. 

Rüyam konuştu, ben dinledim.

O kadar uzun, öyle yoğundu ki gördüklerim, kasılmış sol kürek kemiğim, tüm endişelerini burun deliklerinden çıkartmaya çalışan bilincim ve hırpalanmış bitkin bir bedenle merhaba dedim sabaha.

Kederli değilim, kabuldeyim. Fakat bilmediğim sular buralar, endişemi yüzeyde tutup, umudumu boğmaktan çok korkuyorum.

Hiç yorum yok: