16 Ağustos 2017 Çarşamba

İŞARET

 
 
Onu seyrederken aklımdan bir şey geçmiyor. Ha tabii atlattığımız badireler hesaba katılırsa hala endişelendiğim ve orasına burasına bakıp, evham ettiğim oluyor tabii. Ama asıl hissettiğim şu ki, her ne yaşanıyorsa tam kalbimin içinden, ortalık yerinden geçiyor.

Ne kadar uzun zaman olmuş bir canlıyı içim titreyerek, kendimi geri çekerek, onu başımın tacı yaparak sevmeyeli. Ne kadar uzun zaman olmuş sevme potansiyelimi görmezden geleli, yok sayalı..
Onun karnı tok, onun neşesi yerinde, o huzurlu uykulardaysa, işte o vakit ben uçsuz bucaksız  denizlerde bir su damlası olmuş keyifle salınıyorum.

Abartıyor muyum? Yooo, bence  eksik kalıyorum, anlatamıyorum.
 
Şimdi yavaş yavaş büyüyor. Hala minicik ama kendi maması ve tuvaleti ondan soruluyor artık. Keskinleşen süt dişleriyle beni zorlasa da ona kızmıyorum aslında, sadece korkuyorum. Hızlı hareket eder de canını yakar mıyım diye.
 
Öğrenmeye hazır öğrencinin öğretmene değil, öğrenme yolunda bir vesileye, işarete ihtiyacı var zannımca.
 
Theodora benim işaretim, unuttuğum kadim dilim, üzerine toprak örttüğüm hayatım!

Hiç yorum yok: