31 Mart 2026 Salı

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK



Yaklaşık iki ay önce spora başlamış olman elbette tesadüf değil, tam olarak hayatta kalma arzusu, hatta itkisi. İyi geldi mi geldi, sorunlarımı çözdü mü hayır. Her zaman olduğu gibi görünür kıldı, tesbit etmeme yardımcı oldu ama iş çözüm üretmeye gelince yalnızım, basiretsizim.

Başkalarının sorunlarına çözüm ararken ve onlara el verirken gösterdiğim içtenliği, cesareti neden kendimden esirgediğimi asla anlayamıyorum. Sadece tembellikle açıklanabileceğine de ikna değilim. Cesaret eksikliği, konfor alanını korumanın erken yaşta öğretilmiş olması kim bilir neler neler vardır zihnin halıları altında.
Bütün bunları tesbit etmekle çok zaman kaybettiğimi, asıl olandan hızla akıp geçmekte olan zamandan an be an uzaklaştığımı hissediyorum. Tıpkı film izlemek gibi; çok beğensek de, hiç hoşumuza gitmese de o bileti aldık, salondaki koltuğa oturduk ve belli bir süre sonra da bitecek. Oysa doğumla bana verilen biletle içinde olduğum filmin süresi belli değil, oyuncular değişken ve spontanite dışında makul bir seçenek yok.... 

Yaşadığım şeyler beni ne kadar güçledirdi emin değilim. Çok bişi yaşadım mı ondan da emin değilim. Bazen hayatım epeyce dramatik görünüyor gözüme, kimi zaman da fazlasıyla korunup kollanmışım diyorum. Her ikisinin de doğru olmadığını bilerek, şu iki saçma uçta gidip gelmediğim dürüst alanlar özlüyorum içimde.

Beraber yürüyeceğim kimseyi bulamadığımdan aşırı kırgın hissediyorum. Mutlaka birilerine hayal kırıklığı olmuşumdur şu hayatta ama bana hayal kırıklığı olanların düzinelere ulaşmış olması anormal değil mi? Gerçekten bu kadar talihsiz olabilir miyim yoksa bu sadece benim algımla ilgili bir sorun mu?

Neden kendimi merkeze alamıyorum? Neden sadece varolduğum için sevilesi bulmuyorum? Herşeyi çözmek, herkese yardım etmek zorunda mıyım? İyi biri miyim ben, yoksa kibirli mi?

Yorulmadan ve yormadan, kafa içi seslerden muaf bir hayat olmalı, ben onu mümkün kılmanın yolunu bulmalıyım. Yoksa şu önümden akan zamanın içine asla atlayamayacağım. çatlatamadığı yumurtanın içinde havasızlıktan ölen bir civciv gibi çekip gitmek hiç istemiyorum.

Peki şimdi bu öğrenilmiş çaresizlik valizini ne yapacağım? Metaforlar içinde yuvarlanmak dışında elimden ne gelir? Öncelikle belli ki er ya da geç tek başıma yürümeyi öğrenmem gerekecek. Hamle yapmaktan korkmamayı, gücümü giyinmekten kaçmamayı, değişim ve dönüşümden ürkmemeyi, birilerinden güvence beklemek yerine hayatın kendisine güvenmeyi...

Acaba ben bunları becerebilir miyim? Becerir gibi olduğum günlerin hatırası ivmelenmeme yeter mi? Of!



Hiç yorum yok: