26 Aralık 2025 Cuma

2025 GİDERKEN



 Günaydın,

Ödülü cezası değilse de sınavı hediyesi boldu. Güldüm, sevindim, neşelendim, yürüdüm, yüzdüm, ağladım, öfkelendim. Ağır eleştirilere maruz kaldım. Yok sayıldım, söylediklerimi duyuramadım. Neyi sahipleneceğimi şaşırdım; kendimi mi, yoksa ihtiyaç sahibini mi? 

Cüzzi ve külli arasında sıkıştım.

Yeni insanlar geldi, yaz yağmuru gibi ve bazı insanları paketledim, kışlıkları uzak bir köye yollar gibi. Samimiyetsizlik ve dengesizliğe hiç yerim kalmadığını anladım. Sorularım değişti; seviliyor muyum yerine seviyor muyum, duyuluyor muyum yerine duyuyor muyum, dürüst mü acaba yerine ben ne kadar dürüstüm demeye başladı iç sesim. Kocaman kocaman kumdan kaleler vardı uçsuz bucaksız plajlarımda ve yıkılmasınlar diye bariyerler kurmuştum  ölü dalgalara. Hepsini tek tek kaldırdım. Kim gelecek ve yıkacaksa kalelerimi varsın yıksındı. Yıkılsın ve mümkünse beraberce yapılsındı.

Yepyeni kova kürek takımları, hiç gidilmemiş plajlar ve tadına bakmadığım tropik meyveler yok muydu gezegende? Niçin tek kumsalda, o yüz yıllık kaleleri korumalıydım ki? Hem hani ben dalga deniz seviyordum? Karar vermiştim; dalgaya da samimi olacaktım, en az kumdan kalelerime olduğu kadar. Sadakat planımı değiştirdim.


Uzun ve kısa günler oldu, sıcak ve soğuk. Bazen dışarısı alev alev yanarken içimdeki buzullarda donacak hale geldim, bazen de tam donarak öleceğimi kabullenmişken dış dünyada, birilerinin kalbinde battaniyelere sarılıp sarmalandım. Hiç bilmediğim yerden gelen sorularla, bin kez cevapsız bıraktıklarım aynı kağıttaydı. Üç yüz altmış beş gün süre verilmişti yine. Bu defa dört yanlış bir doğruyu götürür korkumu bıraktım. Çoğunu cevapladım.

Yoruldum, dinlendim. Hastalandım, iyileştim. Kasabalar kurdum içimde. Ateş yaktım kalbimin en geniş meydanına ve tam sevdiğim gibi dev bir kazanda kaynatıyorum çorbayı. Ne kırk köyün ıssızlığına ağıt yakıyorum artık, ne de beklenti içindeyim. Sadece güle oynaya, şarkılar söyleyerek kah dönüyorum kazanın etrafında, kah karıştırıyorum çorbamı dibi tutmasın diye.

Mekandan ve zamandan bağımsız, bana biçilen tüm rollerden azadeyim. Kendi gülüşüm yankılanıyor ormanın derinliklerinde, kimse yoksa bile ağaçlar var, kuşlar var diye içim şenleniyor. 

Kalbimden taşan yaşama isteğimin ateşini yakan yıla ne kadar teşekkür etsem az.



15 Kasım 2025 Cumartesi

MEVSİM GİBİYDİM BUGÜN




 

İyi akşamlar, biraz sonra güneş batacak ve hepimiz sıcacık evlerimizde karnımızı doyurup, yarın sabaha kadar birbirimize veya battaniyelerimize ve kedilerimize sarılıp, saklanacağız. Yani şanslı olanlarımız böyle yapacak ve kendisi kadar iyi koşullarda olmayanlara da dilerim dua edecek.

Bu sene bana bir haller geldiğini her mevsimi bayıla bayıla yaşadığımı hatta kuru fasulye yemişim de aman suyu ziyan olmasın diye diye ekmek banarcasına keyfini çıkarttığımı biliyorsunuz. Sevdim ben yeni bakış açımı, zira ilk kez hayatın yanımdan geçip gitmediğini, benim ona dahil, onunla paralel, hatta iç içe  olduğumu hissettim. Kaçırdığım mevsimler mi? Onları düşünmedim. Elimdekiyle o kadar tatmin olmuş, aldığım her nefese ve adıma öylesine minnetle doluydum, doluyum ki, aklımın köşesinden geçmedi eski mevsimler. 

Tek mevsim vardı, içinde olduğum. Sonbahar.

Sık sık arkadaşlarımla buluşuyor, konuşuyorum. Bazen kendime uzun ve içinde oyuncaklarımı açtığım ev ortamları yaratıp taşlar boyasam, kekler, yemekler pişirsem de sevdiğim, kıymet verdiğim insanları görmeyi atlamamaya dikkat ediyorum. Yalnız hissetmek ve eksiklenmek hoşuma gitmiyor. Kendimi sevilip, sevdiğim, korunduğum ve kollandığım bütünlüğe ait hissetmeyi tercih ediyorum. Yalnızlaşmak hiç akıllıca ve sağlıklı gelmiyor.

Uzun sabah yürüyüşleri çok iyi geliyor. Tazelendiğimi, uzun ve buz gibi bir kışa hazırlandığımı hissediyorum. Bu sabah ilk kez kahvaltıda çorba içtim. Yani kendimce yaklaşmakta olan kışa merhaba demiş oldum. Sonra sakin sakin taşlarımı boyadım. Her birinin hikayesini görmek için gözlerimi ve kalbimi açma oyunu oynadım. Biri annem için, biri de kendimeydi. Sonuncusunu da çok sevebileceğim ama kendini hiç sevmeyen bir dostum için boyadım. Boyarken umut ettim, bir sabah uyanır ve kendini sevmeye niyet eder ve beni arayıp "hadi bana yardım et" der diye. Bu bir dilek tabii. Tüm diğer gerçekleşmesini umduklarım gibi.











7 Kasım 2025 Cuma

MANASIZ BİR ROMANTİZM İÇİNDE KIVRANAN RUHUM..




 

MEVSİM BENİ YOK ETTİ! Renklerin güzelliğinden, rüzgarın yumuşaklığından fena halde sarhoşum. Kendimi çok huzurlu bir tablonun içinde yan gelmiş yatıyor hissediyorum. Kaldı ki dün parkta iki seksen uzandım. Yer gök güneşti, eve giremedim.

Bugün daha sakin hem bulutlar hem de güneş. Rüzgar yok. Soğuk değil, sıcak değil. Akşam tiyatroya gidecek gücü ve isteği bulmayı umut ediyorum. Bakalım olabilecek mi?

Yazmak istediğim çok şey var. Mevsim hakkında, aşk hakkında, insanın asla sakinleşmeyen ruhu hakkında... 








10 Ekim 2025 Cuma

 


Günaydın, 

Son birkaç sene kendimizi ayakta tutma gayretiyle geçti. Ama ne gayret! Yorulduk, tükendik hatta hastalandık. Arada güzel şeyler yaşanmadı diyemem, elbette iyi zamanlarımız da oldu fakat toplama bakınca zorlanma görüyorum. Hayatın gayet basit olduğunu bile bile insanın niçin bu kadar  geri düştüğünü de gerçekten bilmiyorum.

Zaman beni düşündürüyor. Bazen lastik gibi uzarken, çoğunlukla avuçlarımdan kaydığını hissediyorum. İkimizin arasında kazananı çoktan belirlenmiş bir yarış olsa da, kaybımdan kalan kazancı kolluyorum. 

Bu hafta Nefes'le derslerimiz başlıyor. Özledim ikimizi. Artık orta okul çocuğu oldu. Bambaşka bir yere evriliyor hayatı ve ben bu süreçte yanında olacağım için mutluyum.

Ayrıca yeni arkadaşlarım gezginlerle kampa gideceğimiz için de mutluyum! Bence bu uzun zamandır özlediğim orman seslerini getirecek bana. Sadece teyzemin iyileşmesi kaldı geriye....

Güzel bir hafta sonu olsun herkese.



28 Eylül 2025 Pazar

YENİ OYUN ARKADAŞLARIM


 

Günaydın İyi Pazarlar,

Bir süredir kendimi hafif hissediyorum. Elbette verdiğim üç beş kilonun ve gördüğüm tedavilerin faydası sonsuzdur ancak asıl güzellik kendime yepyeni oyun arkadaşları bulmuş olmam. 

Şanslı, zor, karışık duygularla geçen bir yazdı. Açıkcası sonbahar da öyle. Kendimi zaman zaman yüzeye çıkıp nefes alan balıklar gibi hissediyorum. Nefes almanın önemini unutmamaya çalışıyorum. 

Burhan hala kazıda. Bu ay sonu birkaç günlüğüne İstanbul'a gelecek ama bakalım ne zaman? Nefes'le dersler de henüz başlamadı, inşallah Ekim'le birlikte. Onlar da hayatıma dönünce doya doya oynayabilirim.

Ne kadar değerli birşey beklentisizce iyi zaman geçirmek. Havadan sudan konuşup şakalaşabilmek. Özlemişim. Sakince, nazikçe ve içtenlikle kendim gibi davranabilmeyi özlemişim. Birilerinin beklentilerini karşılamak zorunda olmadan, kendimi beğendirme veya onaylatma derdine düşmeden, öylece ve sadece orada olmayı özlemişim.


En çok istediğim şeylerden birini yaptım bu yaz, İstanbul Boğazı'nda yüzdüm. Hem de ne yüzmek! Hayatımın en beklentisiz, en sakin günlerine iki tane daha ekleyerek.

Şimdi sırada sonbahar ve kış var. Yaşamak, çalışmak ve eğlenmek için. Kelimelere dökmekte tutuk kalsam da yeniden oyuncu olmak hoşuma gitti demek istedim.

Oyunda kaldığımız güzel bir hayatımız, güzel bir Pazar günü olsun.

18 Eylül 2025 Perşembe

YÜKSELİŞ, DÜŞÜŞ VEYA YERİNDE SAYMAK

 




Günaydın,

Bence hepsi, herşey aynı kapıya çıkar, insan ölümlü. Yaşam su gibi akmakta ya da insan o suda akıp geçmekte. Durmayan bir devinimdeyiz. Hatta ölümden sonra bile. 

Düşünsene; çürüme, çürüyenin toprağa karışması, orada biten otu beslemesi, aynı otu kuşun böceğin yemesi, yediğini sıçması.... Dur durak yok! Hal böyle olunca da anın, anın getirdiklerinin geçiciliği içinde sağduyulu olmaktan gayrı çare yok. 

İnsanlara göre şekil alamayız, onların gelgeç hırslarının, anlık sevecenliklerinin bizi duygudan duyguya sürüklemesine izin veremeyiz. Zihnimiz de güvenilir birşey değil, ona hiç güvenemeyiz. İnsanı çöllere düşürmeyen, dağlara çıkartıp, denizlerde boğmayan tek  durum gözlemci olabilmesidir.

İnsan kendini bir fosil inceler gibi sakince izlemeli. Hangi duygu bizim, hangisi öğrenilmiş? Ne vakit ezberden okuyoruz? Hepsini bir bir yakalamalı. 

İnsan bu dünyaya mutlu olmaya değil, insan olmayı deneyimlemeye geldi. Hep hatırlamalı... Hatırlatmalı.




6 Eylül 2025 Cumartesi

HERŞEY TEKRARDAN İBARET, SIRF İNSAN ANLASIN DİYE....



Herşey tekrardan ibaret. İspatı mevsim döngüleri. İnsana defalarca şans veriliyor, baktığını görsün, gördüğünü anlasın, anladığını sevsin, kıymet bilsin diye.

İnsan kör, insan uykuda, insan unutmuş kendini haritada işaretlenmemiş uçurumlarda...

Kaç mevsimi ziyan ettikten sonra idrak edilir ki yaşananın son olma ihtimali? Kaç mevsim avuçlarımızdan kayıp gittikten sonra kıymeti bilinir sımsıcak bir çift çorabın ve yumuşacık şalların?

Kış kapıda. Kış zor bekliyor sırasını; ağırlığı, ödülleri ve cezalarıyla sabırsız... Bir kase çorbayla şansımıza gülümseyip, havalara uçacağımız erken inen akşamlar kapıda... Ama önce sonbaharı seveceğiz. 

Bu sabah yılın ilk yağmurunun şarkısıyla uyandım. Şükrettim sabahın serinine, kahvemin lezzetine, sarmaşığa düşen ilk sarı renge.

İlk sarı yaprağı düşündüm uzun uzun... Acaba farkında mı ne kadar cesur olduğunun? Diğerlerini usulca döngüye davet ettiğinin? Muhtemelen değil, öylece, kendiliğinden oluvermenin tevazusunda, düşünmeden akmanın sadece dönüşmenin büyüsünde... 

O ilk sarı yaprak olmak istedim bu sabah; usul usul rengimi değiştirmek, sessizce ilham olmak istedim geleceğe adım atmaya çekinen parçama. Sonucu ne olursa olsun diyerek, o ilk sarı yaprak kadar teslimde olmak istedim değişenler karşısında.

Nicedir çığ gibi büyüyen hastalıklar ve ölümler sardı etrafımızı. Sokaklarda korkuyla, tedirgin yürüyen kediler ve köpekler. Onların korkusuna elleri kolları bağlı seyirci kalan bizler... Bu sabah benim kadar şanslı olamayan, uyanamayan nice çocuk, genç Dünya'nın bir yerlerinde... Onlar uyanmadılar...

Ruhlarımızda ağır bir bulantı, bedenlerimiz direncini korumaktan utanmışken son inadımla, son gücümle mevsimi seyrediyorum. Bana bir sonbahar daha verilir mi hiç bilmiyorum?

Ne elin kolun bacağın, ne gözlerin, ne damağındaki tat... Hiçbiri sonsuza kadar senin değil. Verilirken de alınırken de teslim olmaktan başka çaren yoktu, hatırla. Tek gün var, tek saat, tek dakika ve sen o hangisi asla bilemeyeceksin... O halde benimle ol ve o ilk sarı yaprağı düşün şimdi, onunla bir, benimle bir, nefes alan, alamayan herkes ve herşeyle birlikte sadece ol. Sadece nefes al, hakkın olan nefesi uzun uzun al ve ver. 

Dünya'yı son defa koklarcasına içine çek rüzgarı ve sakince verirken mevsimi selamla benimle birlikte :)