Yumuşak başlayan fakat gece uykumu kaçıran dün. Hakkında hiç yazmadan, duyduklarımı duymamış gibi yaparak gidemezdim. Seni duydum. Üstelik duymakla kalmadım, düşündüm.
Sabah spora gitmiştim Egemen'le. İyi geldi. Antreman sonrası eskisi kadar canımın yanmadığını, mıymıntılığımın yerinde yeller estiğini fark ettim. Daha doğrusu hep sezdiğim şey, az daha belirgin bir hisle yine geldi. Mehmet Ali Hoca'ya da söyledim. Enerjim değişmişti. Yine aynı şey olmuştu; içimde kaybolmuş, yolumu bedene tutunarak bulmuştum. Aslında gayet iyi bildiğim senaryo tekrar edilmişti. Benim en iyi versiyonum hareket halinde olandı, mümkünse yüzen. Hep öyleydi. Ne zaman dursam, takılsam, donsam kendime dolandım ve canım yandı.
Çıkışta Ekin'e gittim. Gonca ve Ada da geldiler. Ekin'in doktor haberlerini dinledik. Korktuk, korktum, sustum. Gonca'nın spora başlamasına sevindik. Beraber yüzsek diye heveslendik. Mehmet bize hoca önerir diye düşündüm. Sonra sohbetin bir yerinde Gonca "bunca senede bir kez evlenmiş, sonra da hiç evlenmemişsin" dedi. Cümlenin önünde ve ardında ne vardı tam hatırlamıyorum ama gece yattığımda zınk diye tekrar etti kafamın içinde... Günden bana kalan sadece yorgunluk, doktor kontrolü değildi besbelli, birisi hiçbir art niyet olmaksızın benimle ilgili gözlemini paylaşmıştı, belki sadece şakalaşmıştı ama oradan bakılınca zor, zora koşan, yalnızlığı seçen ve daha kimbilir başka neler nelerdim... Öyle değilsem bile dışarıya yansıttığım buydu demek.
Eyvallah diyerek uykuya geçemedim. Duyduğum şey içimdeki kırgınlığı tetikledi; eksikti fakat haklılık payı vardı. Seçilmeyendim ben, kolayca vazgeçilen, türlü bahaneyle göze alınmayan, gücünden korkulan, çekip çeviren... Ne imaj ama!
Başka şeyler de vardı dışa yansımayan... Mesela kaç kez yarı yolda bırakılmıştım sayamadım. Evet kesinlikle masum değildim ama bana da az zulmetmemişti hayat. Aşırı yorulmuştum konfor alanını kollayan insanlardan, paraya tapanlardan, sosyal sınıfına putperest olanlardan. Ne malda gözüm olmuştu, ne mülkte, sadece yanımda duran birini istemiştim. Fakat hayat ya karşımda dikilen narsistlerle ya da ardımda kalan peltecilerle sınadı beni. Birilerine göre nefis bir satranç arkadaşıydım, bazıları eteğimin altında saklanıp sonsuz bir huzurla yaşamak istiyordu. Herkes kendince anlam yüklemişti bana ama kimse bu kudreti elde etmek adına verdiğim savaşları sormadı, bilmek istemediler. Kırılganlığım öfke paketiyle gelince önlerine, açmaya tenezzül etmeden kaçtılar. Kimsenin annesi veya çocuğu olmak istememiştim tek istediğim eşitlikti ve muhtemelen yanlış coğrafyada istedim.
Oysa ben bana rağmen, benle kalan birini istemiştim. Beni her korktuğumda, her kaçtığımda ensemden tutup kendime getirecek birini. Çok seçici olduğumdan mı yalnızım ben? Yooo, seçilmeyen olduğumdan, beni sırf ben olduğum için seçen olmadığından. Sonuçta Gonca hem haklıydı, hem haksız. Haklıydı, görünen tastamam onun dediği gibiydi. Haksızdı çünkü paketim yanıltıcıydı, birkaç dostum dışında tenezzül edip açan olmamıştı.
Şimdi bu sabah düşünüyorum. Sporda yeteri kadar güçlenirsem acaba bu top buradan döner mi? İnsan kendini yeniden paketleyebilir mi? Ne garip di mi? Biri bir kuyuya taş atıyor, sonra ben kuyunun dibinde mal gibi kalıyorum:))
Ah be Gonca!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder