23 Mart 2018 Cuma

İLETİŞİM

 
 
Yüzünüz  yara bere içinde olsa, kapıya da bir tanıdığınız gelse, muhtemelen açmaya çekinirsiniz. Soracağı sorulardan, yargılarından, yerli yersiz yorumlarından, kim bilir belki de sadece şefkatinden kaçarsınız. Oysa kapıya gelen yemek siparişinizi getiren çocuksa o kapı ardına dek açılır değil mi? Nasılsa bir yabancı sizi yargılamaz, soru sormaya da cesaret edemez...
 
 
 
Dün hiç beklemediğim bir an,  önümde birbirinin peşi sıra iki farklı kapı açılında durup durup bunları düşündüm. Tanışmak dediğimiz şeyin aslında karşılıklı kapı ve pencerelerimizi aralamak olduğunu hissettim. Nasıl bazen birbirimizin kapısına dayanıp, yumrukladığımızı, kimi zaman kapımızın önüne geleni gizlice gözetlediğimizi, bazen de daha zil çalmadan koşa koşa gidip ardına dek açışımızı düşündüm.
 
Yaşlanmak ve yalnızlık bile bazı kapıları sonuna kadar açmıyor... Sadece çaresizlik bizi birinin bacasından içeriye indirebilir.
 
 
 
Genç bir adamın toplum tarafından nasıl köşeye sıkıştırıldığına tanıklık ettim. Evlenmeye karar verdiği, muhtemelen bu karara zorlandığı kadını aslında hiç tanımadığı ve onunla iletişiminin hiç hoşuna gitmediğini anlattı. Aralarında suçlama dili vardı. Kadın suçluyor, küsüyor ve şikayetlerini dur durak bilmeden sıralıyor, adam sadece bu bombardımandan kaçıyordu. Olan bitene dayanabilmek için antidepresan bile kullanmış. Neden sonra fazla uyuduğunu görünce bırakmış. Fakat nişanlısı "keşke bırakmasaydın" dediğinde daha da üzülmüş.... Bir kadın konuşamadığı, anlaşamadığı, sessizliğini tercih ettiği bir adamı neden eş olarak ister?
 
 

Sonra da o dünyalar güzeli yaşlı kadın... Elinde bir defterle fotokopi makinasına yaklaştı ve benim sohbet ettiğim genç adama uzattı defteri. Gözlerimi ne defterden, ne de kadından alamadım... Çok özlediğim bir tavrı vardı. Fakat nasıl anlatılır bilemiyorum. İçimden onunla konuşmak geldi, neyse ki rahatsızlık vermeden sohbetin bir parçası olmayı başardım! Sonrası sabahın hediyesi olarak kucağıma düştü zaten. Parlak çiçeklerle süslü yağmurlu ve buz gibi bir mevsimde o hiç tanımadığım, kim bilir belki de fazlasıyla bildiğim ruhla güzel bir kahve içtim. Sanattan, çocukların sanatı içselleştirmesi için yapılması gerekenlerden bahsettik. Daha çok O, Zerrin Hanım anlattı, ben dinledim. Onunla konulurken, anneannemi, dedemi, Ertekin, Handan, Süheyla'yı... Erdal Amcayı... hepsini nasıl özledim....
 
Bir yabancının kapısından içeri süzülmeme yardım eden şey sanattı! Buyur edildiğim yerde uzun uzun kalmaya çok  hevesliydim. Yabancı kim, tanışıklık sandığımız aslında nedir, düşündüm. Düşündüm...
 
Zerrin Kehnemuyi inanılmaz bir bahar hediyesiydi...Kabul ettim! Kıymetli tesadüfler sandığıma yerleştirdim:)

Hiç yorum yok: