BİR SÜREDİR mağarada sıkışmış, daha doğrusu sıkıştığını zannederek kurtarma ekiplerini bekleyen acemi dalgıçlar gibiyim. Aslında ilk kez başıma gelmediğinden hikayenin sonununda ne yaşayacağımı gayet iyi biliyorum.
Önce bekleyeceğim. Sonra biraz daha bekleyeceğim. Hatta tüpteki hava rezerve gelecek, ben yine de bekleyeceğim. Ta ki hayatta kalma güdüm beni yüzeye fırlatana kadar! Aslında sıkışmadığım, kendimi sıkışmış zannettiğim gerçeğine uyanamasam da, hayatta kalma itkim beni son anda yukarı atacak. Biliyorum.
Ölmeyeceğim. Ölümüm ihanetten, zannetmekten, farz etmekten, yanılmaktan ve/veya hassasiyetten olmayacak. Sadece her deneyimle biraz daha vazgeçeceğim Dünya hayatından ve kendi türümle yakınlaşma ihtimalinden.
Mahkemeler inancımızı zedeleyen, korkularımızı tetikleyen, en gizli sırlarımızın üstüne basıp geçen insanları yargılamıyor ne yazık ki. Onları şikayet edebileceğimiz bir üst makam yok. Evet yok. Ama bize hissettirdiklerine sonsuza kadar tutunmak zorunda bırakan bir akış da yok.
Bugün itibariyle hayatın bir kez daha önüme çıkarttığı basiretsiz insan örüntüsünü bırakıyorum. Kendini sevmeyene sevilesi olduğunu gösterme çabamı, kendini iyi kılmaktan aciz olana el vermeyi, benden istenmeyen yardımı karşı tarafın ayakları altına sermeyi şimdi şu an tüm geçmiş ve gelecek hayatlarımda bırakıyorum.
Kalbimi ve hayatımı birlikte iyileşmek, şifalanmak ve olgunlaşmak isteyen ruhlara açıyorum. Bedenen, zihnen ve ruhen hizalanmaya inanan, düştüğümde ve korktuğumda usulca yanımda duran, aynı şey başına geldiğinde yara beresiyle yanımda kalabilen ruhlara açıyorum hayatımı. Ben artık sadece yaşamaya niyeti olan ruhlarla karşılaşmak ve devam etmek istiyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder