28 Ocak 2026 Çarşamba

KENDİNİ BİL




Sana yemeğe geldiğim gece "eğer eşikteysen ve kımıldamamakta ısrar ederek tılsımlı şeyler bekliyorsan, anlatsana bana orada neler oluyor?" diyerek nurtopu gibi bir soru bıraktın kucağıma ve kesinlikle haklıydın; tanıdık bir eşikteydim ve tez zamanda seçim yapmam gerekiyordu.

Aşkın ve sevginin her zaman yapıcı, onarıcı olmadığını, hatta çoğu zaman içimizdeki tüm kuleleri ve hatta bentleri yerle bir edebileceğini hepimiz biliriz. Çünkü yaşamak yavaş yavaş ve istikrarla öğretir ki, etrafta kuleleri kaleleri yıkılmayan, şehirleri kuşatılıp, işgal altında kalmamış tek ruh yoktur ve hayat acının, kederin, ıstırabın eşit dağıtıldığı, kazanan veya kaybedenin önemli olmadığı, insanın dönüp dolaşıp aynı sorularla sınandığı ve idrak edene kadar da çarklar arasında dönüp durduğu, sıkıldığı, sıkıştığı bir saçma sapanlık meselesinden ibarettir..

Sevgi, sıcaklık, yol arkadaşlığı, aşk veya dostluk artık adına ne derseniz o, işte böylesine gerekli, hava ve su kadar ihtiyaç duyduğumuz ama yere burnumuz düşse almayacağımız gibi olmasa da olurmuş tadında yaşadığımız, aslında umutsuzca düşlenen o his ya aniden geliverirse? Ne yaparsınız? Şimdi ben ne yapmalıyım?

Kontrol edebilirim zannettim. Zaten zan ve umut değil midir insanı zihin ve kalp arasındaki hendeğe yuvarlayan? 

Yuvarlandım.

Eşiktedim. Sokağa bakıyorum. Üzerimde pijamalarım, başımı kaldırmış yavaş yavaş aydınlanan gökyüzünü seyrediyorum. Önceki sabahtan hiç farkı yok gördüklerimin; ıhlamur ağacı solda, komşu çatıdaki kediler mama beklentisinde, sığırcıklar desen yine pür neşe. 

Eşiğe basmaz Eski Türkler, inanışa göre eşik kutsaldır ve eşiği koruyan ruhların varlığına inanılır. Eşik ruhları iki alem arasında gidip gelebilen, kaderimizi, bahtımızı biçimlendirirken bize yardım eden ruhlardır.

Yavaşça oturuyorum eşiğe ve orada olduğuna dair tek işaret almadığım  eşiğin ruhuna bizden bahsetmeye başlıyorum. Seninle nasıl tanıştığımı, ilk andan itibaren hissettiğim o akıllara zarar tanıdıklık hissini ve sonrasında nasıl yaralanıp, nasıl eski kuyulara yuvarlandığımı. Küsmelerimizi, barışmalarımızı artık ne olup bittiyse aramızda hepsini tane tane anlatıyorum. İyi geliyor biliyor musun, anlattıkça orada beni dinleyen biri olduğuna basbayağı inanıyorum. Hatta biraz daha yerleşiyorum eşiğe, kürek kemiklerimi ortalıyorum kapı pervazına ve sonra karşı pervaza da üst üste ayaklarımı dayıyorum. Eşik küçük bir kutucuk oluveriyor ve ben iyice içine yerleşiyorum. Anlattıkça hem eşiğin sınırlarına, hem de kendi içime sokuluyorum. 

Saatlerce kalıyorum burada, ne içeri giriyorum ne de oturduğum yerden kalkıp sana geliyorum. Sadece rüyanı suya anlat diyen annemi düşünerek, seni eşiğe anlatıyorum.

Karmakarışık anlattığımı fark ederek ama bir dakika bile susmadan saatlerce devam ediyorum. Kibre düşmeden kendimi anlattığımı ama senin anlamaya yanaşmadığını, hadi gidelim dediğimde gelmediğini, kal dediğimde gittiğini söylüyorum. Basbayağı şikayet ediyorum seni. Eşik benim, hikaye benim ya, sırf bu yüzden nalıncı keseri gibi kendime yonta yonta, haklılığımı parlata parlata anlatıyorum hikayemizi.

Böyle böyle öğle güneşi yükseliyor iki kaşımın ortasında. Gözlerimi kısıp, kalbimi oda oda açıyorum ılık ışığa. Gevşiyor çatılmış kaşlarım. Birden dişlerimi sıktığımı farkediyorum. Anlatmaya ara verip, dikkatimi nefesime yoğunlaştırıyorum. Sanki kapı pervazında değil, Delphi Tapınağı'nda iki sütun arasındayım artık. Ayak tabanlarımda mermerin sıcaklığı, sütunun ardında sen! Gülümsüyorsun. Gülüşünü gördüğüm halde görmezden geliyorum. Uyuyakalmış gibi derin nefesler alıp vererek kim bilir kaç hayat sonra yeniden burada oluşumuza inanamıyorum.

Birden anlıyorum neden buradayım ve neden bir kez daha ikimiz buradayız. Beni yoluma, beni merkezime getiren tek gerçeğin, sevebilme gücünün, koşulsuz akışın bedenlenmiş hali senin varlığın! 

Gözlerimi açıyorum eşikteyim ama sen de yanımdasın. Hala gülümsüyorsun, bu defa ben de gülümsüyorum çünkü sen henüz bilmesen  de ben artık kendimi biliyorum*

*Delphi Tapınağı'nın kapısında altın harflerle yazar: kendini bil. Gnothi Seauton.








21 Ocak 2026 Çarşamba

 




HAYATTA NE İSTER İNSAN?

BİLSEK!

19 Ocak 2026 Pazartesi

hayat


Neye inanacağımı bilmediğim dünyada, kendimden başka seçenek kalmayana kadar dolaştım. İslam düşünürlerinden, Antik Yunan'ın ve Roma'nın en saygıdeğer felsefecilerine kadar herkes ne demiş, şu dünya oyununda nasıl top sürmüş diye tek tek baktım. 

Hayatın takım oyunu olmadığına aydım.

12 Ocak 2026 Pazartesi

KAFA KARIŞTIRICI KARŞILAŞMALAR

 

Size de olur mu? Olur. Başınıza bişi gelir ve daha önce yaşadığınız başka bişeyle benzerliğinden yola çıkarak yaşadığınız duyguya hızlıca isim vermek istersiniz. Merhamet, öfke, sevgi, nefret neyse o durum ya da kişinin sizde çağrıştırdığı daha fazla zihninizi yormadan yaftalar geçersiniz, di mi? 

Oysa bazen hikaye bambaşkadır....

Bana ahir ömrümde birkaç kez oldu ve sanırım şu sıralar bir kez daha oluyor. Belli vazifeyle ve karma temizliği için önüme çıkan olay ve insanları duygu dünyamda yerlerine yerleştirmekte zorlanıyorum. Tıpkı puzzle tamamlayıcısı gibi sabırsızım. Hemen, şimdi ve çabucak olsun diye mızmızlanıyor, kendimi zapt edemeyip akışa müdahale ediyorum. Oysa azıcık kenara çekilip durduğumda görmem gereken yani büyük resim ayan beyan kendini belli ediyor.

Hayatla dansımda hala ritimsiz olsam da en azından artık ayaklarına basmıyoruz birbirimizin ve ben bu dansın hep ileri adımlarla mümkün olmadığını güzelce idrak ettim. Biraz yavaşlıyorum şimdi, daha yumuşak bir yerden bakmak istiyorum yaşadığım şeye ve bana çağrıştırdıklarına. İnsan uzun soluklu bir dostluk ihtimalini soğuk mevsimlere kurban etmemeli.


11 Ocak 2026 Pazar

ACABA AŞIK MI OLDUM?




"
Belki ya da besbelli aşık oldun. Umarım olmuşsundur ve umarım bu defa can acıtmayan cinsten olur."

     Olmaz çünkü aşk acıtır. 

Bana olan mı? Aşık olamamışım, yanlış alarm. Sadece istemişim, hissi özlemiş, o his bana döner sanmışım. Olsun, fırtına seven birinin melteme razı gelmesi makul değildi zaten.

Dün İstanbul uçtu. Gönül isterdi ki benim için de benzeri olsun, hava gibi darma duman, gözü kararmış ve fırtınanın içinden geçen bir ben olsun. İsterdim fakat içim bambaşka tepki verdi; kenara çekilip izledi. Ve bu büyümek değil, bu iyileşmek veya olgunlaşmak da değil, düpedüz görmek. Olanı olduğu gibi görüp, olduğum yere sabitlenmek.

Koral demişti çocukken "nişanlanalım Elvan, gerçek aşkımızı bulana kadar nişanlım ol"

Aşk hakkında duyduğum en dürüst en içten teklifti. Koral genç bir adam oldu şimdilerde ve dilerim gerçek aşkını bulacak. Ben mi? Ben hala payıma düşen nedir bilmiyorum. Birgün bilmeyi umarak yaşamaya devam ediyorum. Sanırım KOral'ın sunduğunu özlüyorum; samimiyeti ve derinliği.

Cevap veriyorum: aşık olmamışım...


5 Ocak 2026 Pazartesi

KABULLENİŞ.

 



Karaya vurmuş balık gibiyim; ne denize dönecek gücüm, ne de güneşten saklanma isteğim var. İyi sopa yemiş gibi yorgun, toparlanacağımı bildiğimden sakinim. İlk kez gelmiyorum aklımla kalbimin sınırına ve besbelli son da olmayacak.

Benim Dünya sınavım besbelli sevgi. Her defasında daha da zor bir paketle karşıma çıkan, kafamı, hayatımı karıştıran ve nedense hep ama hep en zor günlerime denk gelen... Yeni seneyi böyle karşılayacağımı düşünmemiştim. İçinde zor fakat dayanışmadan yana şanslı günler umuyordum. Oysa hikayenin daha en başında yine uçsuz bucaksız ovalık arazideyim.

Korkuyorum ben, üstelik çok ama çok korkuyorum, yakınlığın her türlüsünden deli gibi korkuyorum. Acı çekmekten değil, düştüğüm yerden kalkamamaktan korkuyorum. Her korktuğumda beni sevmek isteyeni incitmekten korkuyorum. Ve korku korktuğumu yaşatıyor. Belli ki artık kabul etmem lazım. Benim bu hayatta payıma düşen kuşlar, kediler ve ağaçlar. Şu Dünya'da beni ısıtacak tek şey de güneş. Kabul edeyim gitsin!

Hoşgelmiş kabullenişlerin senesi. Hoşgelmiş sabaha pembe bulut bırakan periler.