11 Ocak 2019 Cuma

ARADIĞIM ŞEY, DURDUM.








Aradığınız şeyin de sizi aramakta olduğu ; öylece durursanız, sakince oturup beklerseniz onun sizi bulacağı söylenir. O uzun bir süreden beri sizi beklemektedir. Yanınıza geldiğinde bir yere kıpırdamayın, arkanıza yaslanıp dinlenin. Daha sonra olacakları bekleyin.

Sayfa 172, Kurtlarla Koşan Kadınlar

Fantastik sahneler geliyor gözümün önünde. Zamanı  kestiremediğim mekanda kocaman bir kitap duruyor; neredeyse tamamını okuduğum, içi tıka basa sırlarla dolu büyük, deri ciltli, azıcık da küf kokan bir kitap. Gecelerden o gece, kitabın sayfaları arasından süzülüp çıkıyorum. Dışarıda beni bekleyen bir kapı  görüyorum. Uzun, dar tahtalardan yapılmış kapı, ancak başımı eğerek girebileceğim kadar alçak. Paslı bir asma kilidi var ama göstermelik. 

Aslında kapı aralık!

İşte ben o kapının önünde kırk dört koca yıl geçirdim. Ne vazgeçtim, ne de içeri girecek kadar cesaretimi toplayabildim. Dolandım durdum etrafında. Onu unutmak için tekrar kitabın sayfaları arasına karıştığım,   sonra "hadi bi gayret kızım" diyerek elimi paslı kilide uzattığım, geceler boyu eşiğinde sabahladığım çok oldu.  Fakat ne hikmetse başımı eğip, içeri girmedim, giremedim.

Belki de çok kımıldadım. Dikkatimi olur olmaz şeylerle dağıttım. İnsanların alkışladığı, takdir ettiği biri olmak adına öylesine fazla çırpındım ki, kendi hikayemin kahramanı olduğumu unuttum!

İnsan gençlik yıllarında farklı bir gerçeklik algısıyla yaşıyor. Zaman ve içindeki herkes bitip sonlanmayacak bir filmin dekoru, kostümü gibi hissediliyor. Oysa tam olarak öyle değil... İnsanlar vakitli vakitsiz, bazen sebebini bile söylemeden terk ediyorlar bizi. Sonra zaman hep aynı hızla akmıyor. Bazen nefessiz bırakacak kadar yavaşken, gün geliyor tam gaz koşsan bile asla tutamayacağın kadar hızlanabiliyor.

O halde elle tutulur ve gözle görülür biricik hazinenin şimdiki zamanın kabuller basamağı olması hiç şaşırtıcı değil!

Baharda açacak lale soğanlarımı dikerken, avuçlarımdaki toprağa baktım  ve yan tarafta soğanından çıkmaya çalışan nergisi seyrettim. Nasıl bir iç zamanı vardı acaba? Lalemin açtığını görüp görmeyeceğim muamma iken, nergis tam şu an oradaydı. Nergis şimdiki zamandı!

Doğanın sessiz sedasız, dilsiz bir bilge gibi yineleyip durduğu döngülere neden sağırdır yürek?  İnsan kendi doğasını kabule bunca davet almışken acaba neden icabet etmez?

Miss gibi kokan nergisler, alçak kapıların aralığından içeri süzülsün. Zaman aksın. Nicedir bir bacası bile olmayan evlerden,
kendini pişiren kadınların şarkıları yükselsin.


Hiç yorum yok: