25 Ekim 2008 Cumartesi

Bir Tutam Bildik Hikaye.

Perşembe gecesi mevsimin ilk sıcak şarabı eşkiğinde Türk - Yunan yapımı bir film izledik. Açıkcası, teknik olarak ciddi bir hayal kırıklığı olan bu film, bence uzun bir hikaye olarak kalsaymış daha iyi bir tad bırakırmış. Neden derseniz, görüntülerle verilmek istenen her duygu film boyunca üzerinize bombardıman gibi yağıyor. Onca yılı anlatırken araya özlü sözler ve hayata dair tılsımlı bilgiler sıkıştırmak epeyce zahmetli olsa gerek diye düşünüp, bunalıyorsunuz. İzleyici bu zorlama ve gayret karşısında yoruluyor. Güzel fakat akmayan bir film kalıyor sonuçta. Üstelik görüntü için ayrılan sınırlı bütçenin sıkıntısı filmden sonra kalan en kötü his ne yazık ki.

Yine de güzel cümlelere vurgun olanlar, benim gibi bazı şeyleri attılar cebe şüphesiz. Mesela emekli kaptan dayı şöyle diyor yiğenine: "iki tür yolculuk vardır; haritalar üzerinde yapılanlar ve aynada yüzümüzü gördüğümüzde başlayan eve dönüş yolculukları... "

Benim hayatım yolcularla dolu. Bir kısmı harita üzerinde seyahat ederler, ki onlarla olan bağım araya giren yıllara ve yollara rağmen asla kopmaz. Diğerleri ise aynada yolculuk yaparlar; onlar hala ev nerede diye aramaya devam ediyorlar.
Ben? Her iki tür yolculuğu da severim. Hatta bunlara ek olarak, üstadın dediği gibi, "kan damarları boyunca seyahat" etmeye bayılırım. Fakat ilerleyen yıllarla, elde kalanın sadece somut geziler olduğunu görüyorum...

Ülkenin gerçeklerinden ve ondan fazlasıyla etkilenen kendi gerçeklerinizden bir nefes molası istediğinizde yapılacak en güzel şey yolculuk.
Yolculuğun türleri diye başlayıp konuyu dağıtmak istemem fakat, birinin kalbine yolculuk, eski hikayelere yolculuk, bilmediğimiz bir şehre yolculuk, aradığımız şeye/kişiye götüren yolculuk... Hepsi ne kadar anlamlı... Hatta çoğu zaman "varmak" kelimesinden çok ama çok daha gizemli değil mi "yolculuk"?

Bugün Cumartesi; ilham perim, annesi ve ben bir mutfak yolculuğu yapacağız. Haşhaşlı tatlı pişireceğiz! Gerçi dün gece yediğim acıbademlerden sonra hala tatlı krizinde değilim ama yine de mutfakta olacağım. Kokularla yapılan yolculuklardan birine bırakacağım kendimi. Belki geçen hafta Eminönü'nden aldığım lale kalıbıyla kurabiye de pişirebiliriz, kimbilir?

Hiç yorum yok: