19 Nisan 2026 Pazar

NEFES'E YOGA DERSİ VERMEK NASIL BİRŞEY?

 




Hepinize iyi Pazarlar. Gerçi akşam oldu ama bana o kadar güzeldi ki gün, iki çift laf etmeden ve şu müthiş adamdan bahsetmeden başımı yastığa koyamayacağım.

Nefes benim yaklaşık iki sene önce tanıştığım, zamanla da fazlasıyla sevdiğim ve alıştığım tatlı mı tatlı bir genç adam. Ona genç adam diyebilirim çünkü artık on bir yaşında ve yavaş yavaş olgunlaşıyor. Geçen sene tanıştığım tatlı tatlı şımaran çocukla şu genç adam arasında inanılmaz fark var. Zaten çok zekiydi, sanırım pek çok yaşıtı gibi şimdiden ergenliğe girdi diyebiliriz.

Nefes başta ailesi olmak üzere çok sayıda mesleğinde uzmanlaşmış insanın ortak noktası. Diğer öğretmenleriyle tanışmamış olsam da Nefes'den dinlediğime göre neredeyse hepsiyle ahenkle çalıştığını biliyorum. Üstelik bu çalışmalar neredeyse haftanın her günü kesintisiz devam ediyor. Nefes'i benim için ayrıcalıklı kılan şeye gelirsek kesinlikle Çekmeköy'de oturuyor olması demem çünkü bana çok uzak! Şaka bir yana, Nefes, asla ricasını kıramayacağım çok güçlü bir referansla geldi. Açıkcası niyetim önce onunla tanışmak, sonrasında da ihtiyacını belirleyip, güvendiğim bir öğrencime dersleri devretmekti. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı, Nefes'i başka birine emanet etmek fikri içime sinmedi. Sonuç olarak iyi ki sinmemiş, iki yıla yakın süredir birlikteyiz.

Nefes bu süre zarfında matı, yoga felsefesine uygun oyunları, nefes çalışmalarımızı hatta savasana yani küçük dinlenmeyi çok iyi kavradı. Aramızdaki tanışma süreci uzun sürse de sonuçta birbirimize güvenmeyi, saygı duymayı öğrendik. Benim fiziksel yetersizliklerimle (kilo almıştım ve dizimi sakatlamıştım), onunkilere gülümsemeyi ve hatta birbirimizi olumlu anlamda zorlamayı, teşvik etmeyi öğrendik. Öğrendik diyorum çünkü bizim çalışmalarımızda tek öğrenci Nefes'miş gibi görünse de aslında ben de ondan öğrendim. 

Denemeden hayır dememeyi birlikte öğrendik mesela. Sevginin sınırlar zorlanmadan da yaşanabileceğini de. Açıklıkla kendimizi, o gün içinde bulunduğumuz duygu durumunu dile getirmeyi de. Başarı odaklı değil, an içinde olmanın kıymetini, her dersin çok şahane olamayabileceğini ve daha neleri neleri beraberce öğrendik. Her derse hazırlıklı gitsem de nasıl bir ders olacağına da her zaman beraber karar verdik.

Ve günün sonunda yoga pozlarını seven, kendi bedenini hizalayarak asanada başarı yakalayabilen, yetmediği yerde bile denemekten ve yettiği kadarı görüp şenlenen hallere ulaştık! Yoga bizi eğlendirdi, esnetti ve bağladı; hem birbirimize, hem de beden zihin ve ruhun birlikte güçlenmesinin güzelliğine bağlandık.

Şu yukarıda gördüğünüz fotoğrafta azıcık emeğim varsa ne mutlu bana. Asıl güzel olan ne biliyor musunuz? Kendini inşa eden genç bir insana destek olabilmek. O birgün kocaman olduğunda şu güzel genç adamın oluşumunda bende oralardaydım diyebilmek paha biçilmez olacak. Daha şahane bir his varsa Dünya'da, ki vardır, inanın değişmem. Nefes'e ders vermek, ona yoga öğretmek şu hayatta yaptığım en güzel şey.

Ondan aldığım ilhamla on yıl önce yazdığım, sonra küsüp bıraktığım çocuk yogası kitabımı yazmaya ve Nefes'e ithaf etmeye karar verdim, çünkü Nefes beni yeniden kendime bağladı. Dilerim ömrü boyunca sağlıkla, neşeyle, coşkuyla yaşasın! Maşallah ona!

18 Nisan 2026 Cumartesi

GEÇ GELEN HİÇ GELMESE DAHA MI İYİ OLACAKTI?




 


HAYIRLI CUMARTESİLER,

Pek muhterem okur, farkındayım, son haftalarda disiplinsizim ama napıcan işte oluyor bazen böyle dönemler. Bakıyorsun sular seller gibi yazıyorum, sonra bi bakmışsın değil yazmak konuşmaya mecalim yok. Takdir edersin ki, insanım.

Şimdilerde şehirde bahar var. Gerçi güneşi, rüzgarı, bitmeyen bulutlu havasıyla dirlik düzen vermedi ama nihayetinde Nisan ayındayız ve erguvanlar açtı. His olarak sorarsan eğer ortada bahar mahar olmadığı gibi hem küçük Dünyamız, hem de büyük olan yangın yeri.

Herkesin evinde hem sağlıkla, hem de parayla ilgili kaygı var. En varsılından en yoksuluna hepimizin gelir gider dengesi değişti. Sokağa bırakacağımız her kuruşu dikkatlice tartar olduk. Üzücü mü dersen, e biraz ama yapacak birşey yok, pek çok defa bu döngülerden geçmiş insanlık ve her defasında kalanlar devam etmişler. Öyle ya da böyle hayat akmış.

Ben ve etrafımdaki bir avuç insan iyiden iyiye kaçan tadımız dışında, çözümlü dertlerimize sevinir haldeyiz. Zira hızla aramızdan ayrılanlar var ve bu gidişlerin hepsi vakitli değil... Geçmiş olsun, başınız sağolsun gibi kelimeler günaydın, iyi akşamlar kadar sık kullanılmaya başlayınca insan tedirginleşiyor, anlam vermekte zorlanıyor; acaba bu büyümek denilen şey mi, yoksa kontrolünü çoktan yitirdiğimiz bir trende miyiz?

Her ne yaşıyorsak, ki gerçekten artık anlamlandırmaya çalışmaktan  bıkkınım, hayatı yavanlaştırdığı kesin. Hani kabak tadı verdi derler ya, öyle işte. Ülkenin dört bir tarafında olanlar basında çıkmıyor diye o evlere düşen acıyı hissetmiyor değiliz. Her an bilinmezlik, belirsizlik hakim Dünya'ya.

Bütün bu önüne geçilemez kaos ortamında insan an içinde durmanın kıymetini daha iyi anlıyor. Aldığımız nefes dışında herşey boş. Temiz bir yatakta uyumak, güzel bir banyo, bir kase çorba... O kadar basit ki aslında teşekkür edilecek şeyler... En sevdiğim arkadaşlarımdan biri romatizma tedavisiyle cebelleşiyor, bir diğeri annesini iyi kılmakla meşgul, başka biri MR sonucu bekliyor... 

Ben mi? Ben spora gidip geliyorum, daha önce çalıştığım iki taslaktan  kitap çıkar mı sorusunu kafamda çeviriyorum ve haftaya baharı görünür kılmak adına arkadaşlarıma kiraz ağaçları altında piknik planlayacağım. Daha ne yapayım. Ha bi de ayak tırnaklarımı düzeltirim bugün:)))

Yani diyeceğim o ki, bu kafa hiç gelmeyebilirdi. Her an olmasa da bir kısmını yakalayabiliyor olmak güzel. Olmamıştaki hayırı görmek, sakince nefes almak güzel. Eskisi kadar yükselmemek, öylece durmak güzel. Kıranla kırılanın, vazgeçenle, vazgeçilenin aynı kişi olduğunu görmek güzel.Daha ne olsun?

4 Nisan 2026 Cumartesi

HARMANDALI

 

Kış bitimsiz gibiydi, bitti. Seneca demiş "başlayan herşey biter" diye ve haklı; sahiden bitiyor. İyi veya kötü olaylar, ilişkiler, zarar, ziyan, kar hepsi geçiyor, gidiyor. 

Bu sabah şöyle baktım da, doğa aklını kaçırmış olmalı; son yağışlardan sonra inanılmaz gözalıcı görünüyor çayır çimen. Sabah, yağan yağmurun yumuşacık serinliğinde üşümeden ve ıslanmadan, üstelik güneş koruyucuya ihtiyaç duymaksızın yürümek iyi geldi.

Kuşlar memnun, kediler memnun, ben niye olmayayım ki dedim kendime. Herkes bahtıyla yar ise bende bahtiyar olabilirim. Olabilirdim de  eğer önümdeki su birikintisine yansıyan dalların fotoğrafını çekmeye kalmasaydım.

Kısacık, ufacık bir an nasıl da güçlü çağrışımlar yapabiliyor insanın hafızasında! Sabahın beni neden böylesine gevşettiğini ve aynı anda hüzünlendirdiğini anımsadım birden. 

Bundan uzun yıllar önce, ama sahiden uzun, hani neredeyse yarım asır evvel, yaşadığımız kasabada yağmur günlerce dinmez, dere yatakları taşar, komşu komşuya gidemez olurdu. Evindeki erzakla öylece kalakalırdı herkes bir tür inziva gibi. O vakitlerde beton direkler henüz dikilmediğinden yağmurun şiddeti elektrik ve elbette telefon hatlarını da etkilerdi. Gündüz hadi neyse de akşam çökünce bir iki saat daha yağ kandilleri ve mumlarla idare eder ve sonra erkenden yatardık.

Henüz okula gitmiyordum ve en iyi eğlencem tüm gün resim çizmekti. Boyama kalemlerinin her türlüsüyle balkon kapısının önündeki alana yayılır ve başlardım boyamaya. Orayı özellikle severdim, çünkü yalnız değildim. Balkon kapısının camında kendi aksimi görür ve benimle beraber bir arkadaşımın da resim yaptığını hayal ederdim. Belki isim bir vermiştim ona ama hatırlamıyorum. Günlerce bıkmadan usanmadan boyar dururduk kağıtları. Özellikle babamın kurutemizlemeciden gelen kıyafetlerinin sarıldığı ve tam ortasına oturarak resim yapabildiğim dev kağıtları severdim. Bu kocaman çarşaf gibi kağıtlar boyamakla bitmezdi.

Sonra yağmur diner, güneş açar ve ev sahibimizin babası Hüseyin Dede el radyosuyla bahçeye çıkardı. Kim bilir hangi Ege Türküsünün çaldığını duyar duymaz bir sonraki yağmura kadar hayali arkadaşımı unutur bahçeye fırlardım.

Peki şimdi ne olmuştu da bu ayaklarımın ucundaki su birikintisiyle cup diye düşmüştüm harmandalının ortasına? Besbelli yalnız hissetmiştim bu kış ve uzun gelmişti tekbaşınalık.

Yavaş yavaş eve doğru yürürken kuru pastelleri nereye koyduğumu düşündüm. Spotfy da Ege Türküleri dinleyerek, arkadaşımın adını anımsamaya çalışarak bekleyecektim güneşi. bahtımla yar olacaktım ince ince