En sevdiklerimize el uzatamadığımız, dertlerini dinleyemediğimiz günlerden geçiyoruz. Mevsim kabullerimden daha karanlık ve rahatsızlık verecek kadar sessiz. Üstelik bu defa ne ışığım var etrafa saçacak, ne de sesim bahara çıkmaya yeter. Diğer şanslı, hatta kim bilir belki de imtiyazlı insanlar gibi bugün tok, bugün sıcakta, bugün sağlıklı olmakla yetiniyorum. Ayrıcalıklarıma saklanmış, sessizliği seyrediyorum.
Bu eve taşındığımdan beri her sonbahar hayranlıkla baktığım sarmaşığın coşkusuna bu sene katılamadım. Ona bakmıyor değilim ama doya doya tadına varmaktan, renklerin geçişini hakkını vererek izlemekten epeyce uzağa düştüm. Ne eve sığıyor gönlüm, ne de sokağa çıkma isteğim var. Yapılacak iş listemden acil olanları seçip, yaşamı döndürmeye yetecek kadarını iyi kötü hallediyorum fakat yeni projelere veya askıya alma lüksüm olan işlere fevkalade kayıtsızım.
Olan ve olmayanların benim kişisel başarısızlığımdan bağımsız seyrettiğini, hayatın tamamını ilgilendirmediğini, yalnızca dönemsel olduğunu da biliyorum. Tek yapmam gerekenin yağmur yağdığında yağmurluk giymek, eğer kar başlarsa eldiven takmak gibi şeyler olduğunu da elbette hatırlıyorum. Buna rağmen ne kendi adıma, ne de diğerleri için an be an yükselen kaygımı yönetemiyorum.
Ömrüm boyunca istemediğim kadar istiyorum bir tekkeye veya yeraltı şehrine yerleşmeyi. Hatta soğuk kanlı hayvanlar gibi az eşelenip, en kudretli ağacın altında derin uykulara dalmayı. Fakat gel gör ki kaygı demek, uykumun başka ülkelere göçü demek. Bırak kış uykusunu, uyku bana geceyi tamamlatacak kadar bile uğramaz oldu.
Mitolojik hikayelerden bildiğim mevsim döngüleri, şenlikler, bayramlar ve döngülere eşlik eden kahramanlar, mitolojik hikayeler eskiden fersah fersah uzağımdayken, yaşım ilerledikçe İştar'ı mutfağımda, Persephone'yi kanepemde, İsis'i banyomda görmek aşırı yorucu geliyor. Yeraltına inmek yerine, niçin benim evime çekildiklerini anlamakta zorlanıyorum. Benimle konuşmayarak, sadece etrafta dolaşmaları besbelli ki boşuna değil, tamam ama beklentilerini anlayamamak aşırı canımı sıkıyor.
Bazen saatlerce dikiş makinesine veya sepetteki renkli yünlere bakıp, uzun kış geceleri boyunca elleriyle hayata tutunan milyarlarca kadını düşünüyorum. İstisnasız her coğrafyada güneş yavaş yavaş gezegenden uzaklaşırken reçel, domates kaynatan, erişte kesen, turşu kuran kadınlar... Kış boyunca yün eğirip çorap, battaniye, kazak örenler, halı dokuyanlar. Onlar hakikati anlamış ve mevsim dış dünyayı zor kılıp, ayakları sınırlarken, elleriyle bahara ulaşmaya gayret edenler.
Ben neyi niye öğrendiğimi bile anlamadan debelenirken, bana rağmen dönen Dünya ve ben olmadığımda da ard arda gelip geçecek mevsimler. Hiçbir mevsimi tekrar göreceğimin garantisi yokken tek yapabileceğim uyum sağlamak ve üretimde kalmak, aslında hepsi bu kadar. Bu sabah eski bir öğrencime hatırlattığım belki de aslında apaçık kendime söylediğim şuydu: "yapacaklarından geri düştüğünde kendine öfkelenmeye, diğerlerinin olur olmaz eleştirilerine hak verircesine yetersiz hissetmeye harcayacağın zamanı, tekrar ayağa kalkıp devam etmek için kullan! Hepimizin var tekrar eden dersleri ve bunun yaşımızla, yaşanmışlıklarımızla ilgisi yok. Onlar bizi biz yapan şeytanlarımız. Ve en az meleklerimiz kadar değerliler. Neyi ne kadar anladığımızdan emin olmak adına bizi arada sırada yokluyorlar. hepsi bu!"
O halde benim şeytanım ne? Kim? Galiba önce onun gözlerinin içine bi bakmak lazım. Beni bu mevsimde sarmaşığın içindeki sığırcıklar gibi şakımaktan, yazmaktan, okumaktan, uzun uzun yürümekten, asla yayınlanmayacak bile olsalar eski öykülerimi derlemekten, matımdan, hayallerimden uzak tutan ne? Kaygı başlığı altında kargacık burgacık yazdıklarımı artık bi okusam mı?
İnsan sonsuzluğun içinde sonlu olduğunu böylesine inkardayken, ne melek ne de şeytan değil mevzu, akıl etmek lazım ölümü, ölümlülüğü, geçiciliği. Tıpkı uzak bir şehre kısa bir süreliğine seyahat etmek gibi değil mi Dünya'ya bedenlenmek? Neden hep daha anlamlı kılmak zorunda hissediyoruz? Veya illa bir iz bırakmamız gerektiği baskısına yenik düşüyoruz?
Ben şimdi sarmaşıktan özür dilemeye gidiyorum. Şu andan itibaren ona hakkını vererek bakacak ve dikiş makinemi de bir daha kış boyunca kapatmayacağım. Okur yazarlık için kaypak davransam? Oradaki değersizliğimle henüz halleşemedim.




