Kimsin sen allasan deseler sabah sabah ve aniden; aşık olduğu adamla evlenememiş, sevdiği kentte yaşamayı becerememiş, bir kez olsun kendini seçip, seçiminin arkasında duramamış, tezgahtan boğaza atlayıp kaderinden kaçamamış palamut. I ıh mı? Öksesiz daldan havalanamamış ürkek serçeyim o halde derim. Bildin mi beni? Hani şu eski kalıplara yeni karışımlar döküp, sonra niye dibi tuttu kekin diye kafası bulanan?
Derinimde öyle paslı puslu, öyle dolanık bir his var ki, durmadan "sen her yaşamda zoru seçtin, yapış yapış ökseye sarılmayı, denizi uzak ihtimal saymayı, acıdan donmayı!" diyor. Öyleyse sorarım o hisse, benim sevmekten, güvenmekten, bağlanmaktan yana otobandan şansa kurtulmuş kedi yavrusundan farkım ne? O ne kadar iknaysa güvende olduğuna al benden de o kadar; ne eksiğim, ne de fazla kilomdan başka!
Evet şaka yapabiliyorum. Fakat gülümseyecek yerlerime beton döküyorlar uykumda ve her sabah dudaklarımın kıvrımında öbeklenmiş beton kırıcı kuşların sesiyle uyanıyorum. Bedenimi hayata ikna etmek o kadar meşakkatli iş ki, çoğu zaman zihnim ve ruhuma gücüm yetmiyor, onları balkonda bırakıp çıkıyorum evden.
Rüzgar eken fırtına biçer derler, ister istemez merak ediyor insan, ne ekmiş olabilirim dönümlerce anlamsızlık biçmek için? Belki de düşündüğüm kadar anlamlı olmak zorunda değildir hayat? Belki sadece öylesine denk geldiğimiz yüzlerce hatta binlerce olasılıktan biridir eteklerimiz tutuşa tutuşa ataletle oturuşumuz? Kim bilebilir ki gerçeği? Hem ne malum başka bir evrende üç çocuklu, sabah güneşten önce uyanıp bahçesini sulayan, ailesine sofralar kuran mutlu bir anne olmadığım? Ya da hiç medeniyet görmemiş isimsiz kabilenin ot toplayan ninesi?
İkna oldum, yaşam sadece kurgu! Kimin? Kurabilenin.
Devamı başka sabaha...





