HAYIRLI CUMARTESİLER,
Pek muhterem okur, farkındayım, son haftalarda disiplinsizim ama napıcan işte oluyor bazen böyle dönemler. Bakıyorsun sular seller gibi yazıyorum, sonra bi bakmışsın değil yazmak konuşmaya mecalim yok. Takdir edersin ki, insanım.
Şimdilerde şehirde bahar var. Gerçi güneşi, rüzgarı, bitmeyen bulutlu havasıyla dirlik düzen vermedi ama nihayetinde Nisan ayındayız ve erguvanlar açtı. His olarak sorarsan eğer ortada bahar mahar olmadığı gibi hem küçük Dünyamız, hem de büyük olan yangın yeri.
Herkesin evinde hem sağlıkla, hem de parayla ilgili kaygı var. En varsılından en yoksuluna hepimizin gelir gider dengesi değişti. Sokağa bırakacağımız her kuruşu dikkatlice tartar olduk. Üzücü mü dersen, e biraz ama yapacak birşey yok, pek çok defa bu döngülerden geçmiş insanlık ve her defasında kalanlar devam etmişler. Öyle ya da böyle hayat akmış.
Ben ve etrafımdaki bir avuç insan iyiden iyiye kaçan tadımız dışında, çözümlü dertlerimize sevinir haldeyiz. Zira hızla aramızdan ayrılanlar var ve bu gidişlerin hepsi vakitli değil... Geçmiş olsun, başınız sağolsun gibi kelimeler günaydın, iyi akşamlar kadar sık kullanılmaya başlayınca insan tedirginleşiyor, anlam vermekte zorlanıyor; acaba bu büyümek denilen şey mi, yoksa kontrolünü çoktan yitirdiğimiz bir trende miyiz?
Her ne yaşıyorsak, ki gerçekten artık anlamlandırmaya çalışmaktan bıkkınım, hayatı yavanlaştırdığı kesin. Hani kabak tadı verdi derler ya, öyle işte. Ülkenin dört bir tarafında olanlar basında çıkmıyor diye o evlere düşen acıyı hissetmiyor değiliz. Her an bilinmezlik, belirsizlik hakim Dünya'ya.
Bütün bu önüne geçilemez kaos ortamında insan an içinde durmanın kıymetini daha iyi anlıyor. Aldığımız nefes dışında herşey boş. Temiz bir yatakta uyumak, güzel bir banyo, bir kase çorba... O kadar basit ki aslında teşekkür edilecek şeyler... En sevdiğim arkadaşlarımdan biri romatizma tedavisiyle cebelleşiyor, bir diğeri annesini iyi kılmakla meşgul, başka biri MR sonucu bekliyor...
Ben mi? Ben spora gidip geliyorum, daha önce çalıştığım iki taslaktan kitap çıkar mı sorusunu kafamda çeviriyorum ve haftaya baharı görünür kılmak adına arkadaşlarıma kiraz ağaçları altında piknik planlayacağım. Daha ne yapayım. Ha bi de ayak tırnaklarımı düzeltirim bugün:)))
Yani diyeceğim o ki, bu kafa hiç gelmeyebilirdi. Her an olmasa da bir kısmını yakalayabiliyor olmak güzel. Olmamıştaki hayırı görmek, sakince nefes almak güzel. Eskisi kadar yükselmemek, öylece durmak güzel. Kıranla kırılanın, vazgeçenle, vazgeçilenin aynı kişi olduğunu görmek güzel.Daha ne olsun?



