BÜYÜKLERİMİZ "nerede hareket orada bereket" der. Hatta İşleyen demir ışıldar, tebdili mekanda ferahlık vardır da der aynı büyükler. Onlar kimdir, nerede yaşarlar hiç bilmiyorum. Tek anladığım arada bir ortaya çıkıp, birkaç kelam edip kayboldukları. Artık in midir o büyükler yoksa cin mi orasını sır. Ama var bi büyükler meselesi, orası kesin.
Şahsen kendileriyle tanışmadım. Tanışmış ve kim olduklarını anlamadıysam da affetsinler. Sadece, yaşım ilerledikçe sağa sola bıraktıkları kelimeleri daha bir görür, duyar oldum. Sonra bir an geldi Hansel ve Gretel'in ormanda takip ettikleri kırıntılar gibi büyüklerin kelimeleri beni bana götüren yol oluverdi. İnsan bir kez duymanın ötesine geçip idrak edince, mananın kokusu doluyor ciğerlerine. İşte, o Kaf Dağı ardındaki büyüklerin sözleri tam olarak böyle bence; önce kulağına, oradan ciğerine doluyor insanın ve malumunuz ciğerden kalbe düşüş an meselesi!
Velhasıl sezdiğim şu ki, büyüklerle kontak iyidir. Fakat biz istedik diye olmaz, zamanı onlar belirler. İnsan bir kere büyükleri duyup, kendine bağlandı mı oradan, yani kendi merkezinden diğerleriyle iletişim çok daha kolay.
Sabah sabah yine kendine dolandı Elvan diyorsanız, yanılıyorsunuz, benimki olsa olsa çözülme hali, dolanma değil. Çünkü filmi geriye sararsanız hepiniz kendi hayatlarınızda açıkça göreceksiniz ki, yaşama sevinci, içsel neşe, yaratım gücü daima kımıldamakla, hareketle gelir. Canlılıkla kımıldamak arasında delice bir ilişki var. Tantra, sema, spor, toprakla haşır neşir olma, sanatsal veya zaanatla ilintili üretim... Özellikle elleri aktif kullanmak, mesela yemek pişirmek ve sonrasında gelen genişleme hissi. Ya da dip köşe temizliğin garip, adını koyamadığımız hazzı? Ne ola bütün bunlar? Peki bağ bozumu ne? Hasat şenlikleri? Kına geceleri? Lohusa şerbetleri? Ne bütün bu sırlanmış kımıldamalar?
İnsanın kendine ulaşmasının binbir yolu elbette vardır fakat en kestirme, en dolaysız olan hareket etmek! Bunu ben söylemiyorum, zatımın keşfi falan da değil sadece fark edişim diyebilirim. Anlamlandırmaya çalışmak aşırı saçma, fazla nafile bişi. Diğerinin duygusunu, düşüncesini anlamaya çalışmak, eylemine kılıf aramak boş, bomboş işler. Neyse işte tek tek yazamayacağım, hepsi, bütünü deli saçması. Zihin koskoca ömrü böyle çer çöp şeylerle dolduruyor. Buna da dünyevi olana, nefse yenilmek diyoruz. Muhammedi inançta anlatıyor ya imam üç defa seslenince hakkın rahmetine kavuşan zat tabuta kafayı vurup "ha s.tir öldüm!" diyormuş. Hah bildin mi? Hal o hal genellikle. Uyanmanın en geç, en vah hali ölüm! O yüzden hep o, ölmeden evvel ölünüz mevzuları.
Ben ne zaman neşelensem ama sahiden, içtenlikle neşelensem altında kesin hareket vardır. Taşınma, dans, yoga, spor, yüzme, yürüyüş, seyahat, mutfakta kaybolma, ev temizliği, tarlada ot yolma, sevişme, öpüşme, sarılma ve benzeri herşey. Elbette mekana, zamana ve kişinin dünyevi biriktirdiklerine göre kımıldama değişir; bana yoga olur, sana namaz, diğerine balık tutma. Orasını ben bilemem. Yunus'a odun toplama olmamış mı? İdris'e dikiş dikmek? Mecnun'a beşeri aşkla çöllere düşmek, Ferhat'a dağları delmek? Tam olarak bu işte; insanın beden, zihin ve ruh arasındaki harmoniyi yakalamasının biricik yolu kımıltı.
Cümlesi var yahu, kader gayrete aşık derler!
Bunu modern tıp da onaylamaya başladı. Ruh sağlığı nanay olanlara seyahat et, müze gez, yüzmeye git, ormanda dolan demeye başladılar. Kuzey Avrupa ülkelerinde bu şekilde reçeteler yazılmaya başladı. Türkiye'de belli bir kesime zimmetlediğimiz zikir, döndü dolaştı nefes egzersizi oluverdi di mi? Diyorum ki eteğinle bluzunu kombinlerken ruhunla zihnini de bedene mi kombinlesen acaba? Ben deniyorum güzel oluyor. Sana kebapçı tarifi verir gibi iyi hissetme hallerine dair reçete vermek elbette haddim değil ama şu mini minnacık keşfimi de yabana atma, bi düşün bak, içeride sende de benzer bişiler vardır.
On sene evvel annemi götürdüğümüz nörolog söylemişti; anneniz spor yapsın, dans etsin, eve her gün farklı sokaktan gitsin, ezbere düşmesin demişti... Yaşıtlarıyla sosyalleşsin. Çayını evde değil, pastanede içsin... Annem mi? Hiçbirini yapmadı. Yavaş yavaş kımıldamaya dair tüm eylemlerini evle sınırlamakta ısrar etti. Sonuç şu an için çok iç açıcı görünmüyor. Çünkü eylem azalıp, belli alanda sınırlı sayıya düştükçe beden ve zihin kapasitesi doğru orantılı olarak geriliyor. Anneme bakarken sadece onu değil, olası geleceğimi de seyrediyor ve kaderi daha olumlu biçimde yazmaya gayret ediyorum. İstiyorum ki şu ufacık tefecik blogumu okuyan da nasiplensin.
Kitlesel uyanış tırı vırı olsa da sen, ben, bizim oğlan beraberce uyanabiliriz. İyi de olur, uykunun rehavetine dönenen olursa aramızda, ki olacaktır, hemen dürtüveririz. Olmaz mı? Olamaz mı? Bi düşünsen şu kımıldama işini?