7 Şubat 2026 Cumartesi

MINUET IN G MINOR, G.F. HANDEL

 

Dayımı gördüm rüyamda. Aslında ilk değildi ama bu defa konuştu ve mutluydu. Sanırım rüya bana huzur verdi. Bırakmam gereken şeylerin ne olduğunu hatırlattı ve tabii tutunmam gerekenleri.

Ölülerin konuşmadığını söylerler. İnanmam. Aşıkların heyecandan sus pus olduğunu da. Buna da inanmam. Ölüler bizimle konuşur ve gerçek aşıklar içlerinde o kadar büyük bir his taşırken susamazlar .

Duygu görülmek, bilinmek ister. Kelimeler, renkler, bir parça çamur, bir kap yemek, saksıya dikilmiş ufacık cılız fide. Eğer sahiden anlatmak, anlaşılmaksa arzumuz konuşmanın tek yolu yok.Yeter ki istensin.

Sessizliği veda kabul ederim.

6 Şubat 2026 Cuma

 



Günaydın, 

Sonsuz kış uykusundan uyananlarda ben varım bu sabah. 

Anlaşılan o ki daha fazla ısrar etmemeliyim. Hayat bana istenmediğin kapılarda ısrarcı olma derken, artık sahiden durmalı ve çarkın diğer yöne de dönebileceğine aymalıyım, ben artık mecburen u yan ma lı yım. Başka yolum yok!

Ölüm, kendi ölümüm ve ölümlülüğüm ilk kez bu kadar sahici bir yerden gözüme sokuluyor. Her zaman başkalarının sağlığı ve yaşamı hakkında endişelenen ben, onlara kendimce tavsiyeler, hediyeler ve bakım verirken acaba asıl kollanılması gerekeni ıskalıyor olabileceğim ihtimalini hiç düşündüm mü? Yoksa kendime ara ara verdiğim vitaminler ve üç beş doğal beslenme reçetesiyle kiloma ve yaşıma rağmen kazık kakcağım ilüzyonunda mıydım?

Belli ki uyuyordum! Derin, yarın hallederim kafasıyla, hem de çok derin uykudaydım. Fakat anladım ki yaşım genç değil artık ve ölüm benim de ensemde! Her canlı ölecek elbette ama mümkünse sürünmeden ölmek isterim. İste benim yeni hedefim bu, ruhumu ve bedenimi paçavra etmemek!

Teyzem yaptı. Bence babam da bir şekilde yaptı. Onlara mı öykündüm bilmiyorum ama durmam lazım. Herkesin tek hayatı var ve kendimize sahip çıkmak zorundayız.

Burası idrak noktam. Bir yıldır içselleştirmek, kalıcı kılmak için debeleniyorum. Kötü de yol almadım, kendi hakkıma girmek istemem ama  artık ivmelenmeliyim. Hala bir u dönüşü şansım varken, burasının tam da orası olduğuna uyanmalıyım.

O halde günaydın Elvan, bir kez daha kendine geldin ve çok şükür ki hoşgeldin!


4 Şubat 2026 Çarşamba

HİS




BİR SÜREDİR mağarada sıkışmış, daha doğrusu sıkıştığını zannederek kurtarma ekiplerini bekleyen acemi dalgıçlar gibiyim. Aslında ilk kez başıma gelmediğinden hikayenin sonununda ne yaşayacağımı gayet iyi biliyorum.

Önce bekleyeceğim. Sonra biraz daha bekleyeceğim. Hatta tüpteki hava rezerve gelecek, ben yine de bekleyeceğim. Ta ki hayatta kalma güdüm beni yüzeye fırlatana kadar! Aslında sıkışmadığım, kendimi sıkışmış zannettiğim gerçeğine uyanamasam da, hayatta kalma itkim beni son anda yukarı atacak. Biliyorum.

Ölmeyeceğim. Ölümüm ihanetten, zannetmekten, farz etmekten, yanılmaktan ve/veya hassasiyetten olmayacak. Sadece her deneyimle biraz daha vazgeçeceğim Dünya hayatından ve kendi türümle yakınlaşma ihtimalinden.

Mahkemeler inancımızı zedeleyen, korkularımızı tetikleyen, en gizli sırlarımızın üstüne basıp geçen insanları yargılamıyor ne yazık ki. Onları şikayet edebileceğimiz bir üst makam yok. Evet yok. Ama bize hissettirdiklerine sonsuza kadar tutunmak zorunda bırakan bir akış da yok.

Bugün itibariyle hayatın bir kez daha önüme çıkarttığı basiretsiz insan örüntüsünü bırakıyorum. Kendini sevmeyene sevilesi olduğunu gösterme çabamı, kendini iyi kılmaktan aciz olana el vermeyi, benden istenmeyen yardımı karşı tarafın ayakları altına sermeyi şimdi şu an tüm geçmiş ve gelecek hayatlarımda bırakıyorum.

Kalbimi ve hayatımı birlikte iyileşmek, şifalanmak ve olgunlaşmak isteyen ruhlara açıyorum. Bedenen, zihnen ve ruhen hizalanmaya inanan, düştüğümde ve korktuğumda usulca yanımda duran, aynı şey başına geldiğinde yara beresiyle yanımda kalabilen ruhlara açıyorum hayatımı. Ben artık sadece yaşamaya niyeti olan ruhlarla karşılaşmak ve devam etmek istiyorum.

28 Ocak 2026 Çarşamba

KENDİNİ BİL




Sana yemeğe geldiğim gece "eğer eşikteysen ve kımıldamamakta ısrar ederek tılsımlı şeyler bekliyorsan, anlatsana bana orada neler oluyor?" diyerek nurtopu gibi bir soru bıraktın kucağıma ve kesinlikle haklıydın; tanıdık bir eşikteydim ve tez zamanda seçim yapmam gerekiyordu.

Aşkın ve sevginin her zaman yapıcı, onarıcı olmadığını, hatta çoğu zaman içimizdeki tüm kuleleri ve hatta bentleri yerle bir edebileceğini biliriz. Çünkü yaşamak yavaş yavaş ve istikrarla öğretir ki, etrafta kuleleri kaleleri yıkılmayan, şehirleri kuşatılıp, işgal altında kalmamış tek ruh yoktur ve hayat acının, kederin, ıstırabın eşit dağıtıldığı, kazanan veya kaybedenin önemli olmadığı, insanın dönüp dolaşıp aynı sorularla sınandığı ve idrak edene kadar da çarklar arasında dönüp durduğu, sıkıldığı, sıkıştığı bir saçmalıklar silsilesidir. 

Sevgi, sıcaklık, yol arkadaşlığı, aşk veya dostluk artık adına ne derseniz o, işte böylesine gerekli hava ve su kadar ihtiyaç duyduğumuz, ama yere burnumuz düşse almayacağımız, olmasa da olurmuş gibi yaşadığımız ve aslında umutsuzca düşlenen o his ya aniden geliverirse? Ne yaparsınız? Şimdi ben ne yapmalıyım?

Kontrol edebilirim zannettim. Zaten zan ve umut değil mi insanı zihin ve kalp arasındaki hendeğe yuvarlayan? 

Yuvarlandım.

Şimdi mi? Eşiktedim. Sokağa bakıyorum. Üzerimde pijamalarım, başımı kaldırmış yavaş yavaş aydınlanan gökyüzünü seyrediyorum. Önceki sabahtan hiç farkı yok gördüklerimin; ıhlamur ağacı solda, komşu çatıdaki kediler mama beklentisinde, sığırcıklar desen yine pür neşe. 

Eşiğe basmaz Eski Türkler, inanışa göre eşik kutsaldır ve eşiği koruyan ruhların varlığına inanılır. Eşik ruhları iki alem arasında gidip gelebilen, kaderimizi, bahtımızı biçimlendirirken bize yardım eden ruhlardır.

Yavaşça oturuyorum eşiğe ve orada olduğuna dair tek işaret almadığım  eşiğin ruhuna bizden bahsetmeye başlıyorum. Seninle nasıl tanıştığımı, ilk andan itibaren hissettiğim o akıllara zarar tanıdıklık hissini ve sonrasında nasıl yaralanıp, nasıl eski kuyulara yuvarlandığımı. Küsmelerimizi, barışmalarımızı artık ne olup bittiyse aramızda hepsini tek tek anlatıyorum. İyi geliyor biliyor musun, anlattıkça yanıbaşımda dinleyenim olduğuna basbayağı inanıyorum. Hatta biraz daha yerleşiyorum eşiğe, kürek kemiklerimi ortalıyorum kapı pervazına ve sonra karşı pervaza üst üste ayaklarımı dayıyorum. Eşik küçük bir kutucuk oluveriyor ve ben iyice içine yerleşiyorum. Anlattıkça hem eşiğin sınırlarına, hem de kendi içime sokuluyorum. 

Saatlerce kalıyorum burada, ne içeri giriyorum ne de oturduğum yerden kalkıp sana geliyorum. Sadece rüyanı suya anlat diyen annemi düşünerek, seni eşiğe anlatmaya devam ediyorum.

Karmakarışık anlattığımı fark etsem de bir dakika bile susmuyorum.. Kibre düşmeden kendimi anlattığımı ama senin anlamaya yanaşmadığını, hadi gidelim dediğimde gelmediğini, kal dediğimde gittiğini söylüyorum. Basbayağı şikayet ediyorum seni. Eşik benim, hikaye benim ya, sırf bu yüzden nalıncı keseri gibi kendime yonta yonta, haklılığımı parlata parlata anlatıyorum hikayemizi.

Böyle böyle öğle güneşi yükseliyor iki kaşımın ortasında. Gözlerimi kısıp, kalbimi oda oda açıyorum ılık ışığa. Gevşiyor çatılmış kaşlarım. Birden dişlerimi sıktığımı farkediyorum. Anlatmaya ara verip, dikkatimi nefesime yoğunlaştırıyorum. Sanki kapı pervazında değil, Delphi Tapınağı'nda iki sütun arasındayım artık. Ayak tabanlarımda mermerin sıcaklığı, sütunun ardında sen! Gülümsüyorsun. Gülüşünü gördüğüm halde görmezden geliyorum. Uyuyakalmış gibi derin nefesler alıp vererek kim bilir kaç hayat sonra yeniden burada oluşumuza inanamıyorum.

Birden anlıyorum neden buradayım ve neden bir kez daha birlikte buradayız. Beni yoluma, beni merkezime getiren tek gerçeğin, sevebilme gücünün, koşulsuz akışın bedenlenmiş hali senin varlığın! 

Gözlerimi açıyorum, eşikteyim ve sen gelmişsin. Hala gülümsüyorsun, bu defa ben de gülümsüyorum çünkü sen henüz bilmesen  de ben artık kendimi biliyorum*

*Delphi Tapınağı'nın kapısında altın harflerle yazar: kendini bil. Gnothi Seauton.








21 Ocak 2026 Çarşamba

 




HAYATTA NE İSTER İNSAN?

BİLSEK!

19 Ocak 2026 Pazartesi

hayat


Neye inanacağımı bilmediğim dünyada, kendimden başka seçenek kalmayana kadar dolaştım. İslam düşünürlerinden, Antik Yunan'ın ve Roma'nın en saygıdeğer felsefecilerine kadar herkes ne demiş, şu dünya oyununda nasıl top sürmüş diye tek tek baktım. 

Hayatın takım oyunu olmadığına aydım.

12 Ocak 2026 Pazartesi

KAFA KARIŞTIRICI KARŞILAŞMALAR

 

Size de olur mu? Olur. Başınıza bişi gelir ve daha önce yaşadığınız başka bişeyle benzerliğinden yola çıkarak yaşadığınız duyguya hızlıca isim vermek istersiniz. Merhamet, öfke, sevgi, nefret neyse o durum ya da kişinin sizde çağrıştırdığı daha fazla zihninizi yormadan yaftalar geçersiniz, di mi? 

Oysa bazen hikaye bambaşkadır....

Bana ahir ömrümde birkaç kez oldu ve sanırım şu sıralar bir kez daha oluyor. Belli vazifeyle ve karma temizliği için önüme çıkan olay ve insanları duygu dünyamda yerlerine yerleştirmekte zorlanıyorum. Tıpkı puzzle tamamlayıcısı gibi sabırsızım. Hemen, şimdi ve çabucak olsun diye mızmızlanıyor, kendimi zapt edemeyip akışa müdahale ediyorum. Oysa azıcık kenara çekilip durduğumda görmem gereken yani büyük resim ayan beyan kendini belli ediyor.

Hayatla dansımda hala ritimsiz olsam da en azından artık ayaklarına basmıyoruz birbirimizin ve ben bu dansın hep ileri adımlarla mümkün olmadığını güzelce idrak ettim. Biraz yavaşlıyorum şimdi, daha yumuşak bir yerden bakmak istiyorum yaşadığım şeye ve bana çağrıştırdıklarına. İnsan uzun soluklu bir dostluk ihtimalini soğuk mevsimlere kurban etmemeli.