Yoga diyordum. Evet kesinlikle müthiş, doğru uygulamalarla bırakın işe yaramayı, işe bakışı, işin kendisini tümden değiştiren yüzlerce yıllık işlevsel bir felsefesi duruş. Hani insanı insana kavuşturan, demek istediğim insanı kendine ulaştıran en pratik araçlardan biri. Derin mi? Evet. İşlevsel mi? Kesinlikle! Bütüncül mü? Ne diyorsun? Tabii! Eksik mi peki? Kusuru var mı? İşte asıl sorulara geldik! Eksik veya kusurlu değil olan yoga değil, bizim onu yorumlayışımız.
Çünkü yoga spor salonunda uygulanmaz, çünkü sadece bedensel değildir, çünkü tek derdi beden değildir....
Öncelikle biz Türkler yogayı Hintli kardeşimizden öğrenmedik.. Bize keşke on dördüncü yüzyılda Mevlana ile gelseydi diyeceğim ama işler öyle yürümedi. Yoga yüzlerce yıl kendi toprağında demlendi ve sonra bizi pas geçip Amerika'ya gitti. Az biraz oralarda dolandı, çiçek çocuklara kısa yolun ( dmt, lsd ) uzun versiyonunu gösterdi ve oradan da Avrupa'ya sıçrayarak nihayet bize geldi.
Türkiye topraklarına girişi küçük bir topluluk için altmışların sonu olsa da, geniş kitlelerin mevzuyla muhataplığı doksanlı yılların başıdır. Kaldı ki o vakitlerde de zengin, yalnız, arayışta kadınlara tahsis edilmiş gibiydi. Tıpkı golf, dalış, binicilik gibi kariyerine epeyce yukarıdan başladı. Neyse ki dekoru kostümü daha ulaşılabilirdi ve yavaş yavaş avama yayıldı. Yalnız işin en fena tarafı şuydu; eksile eksile yayıldı...
Ben mi? Ben kısmen şanslıydım. Ustam ustasından öğrenmişti yoga uygulamalarını ve bu yüzden bana en geleneksel haliyle geldi. Yoga maceramı onlarca kez anlattığımdan burada tekrarlamayacağım. Bilen bilir, merak eden eski postlarda gezinsin.
Yoga usta çırak ilişkisiyle öğrenilir. Egzersiz serisi değil, yaşam biçimidir. Pratikler sadece fizik bedeni değil aynı zamanda zihni ve ruhu da hedefler. Ben bu noktada yoga anlatmaktan ziyade biraz bedensel uygulamalarda neyi eksik anladığımdan, bedenle temasta nerede eksik kaldığımdan bahsetmek istiyorum. Ve tabii bunun sonuçlarından.
Benim ustam şişkoydu. Şişko ama dengesi, gücü, esnekliği gayet yerinde bir adamdı. Allahı var, ashram kültürünü anlayalım diye çok uğraştı. Ashram hayatı bizim çok iyi bildiğimiz tekke yaşamını anımsatır. Hayatta ne varsa ashramda vardır; bahçedeki meyve ve sebzelerle ilgilenmek, yemek pişirmek, temizlik. Hatta eski gelenekte dokumacılık, ahşap işçiliği... Yani yaşamak için gereken herşey ashram hayatına dahildir. Yoga yoluna girmeye heveslenen kişi aslında dergaha kabulünü istemiş derviş adayıdır. Yoga yapmak değil, yaşamak için gelmiştir huzura. Yani niyet etmiştir. Mevzuda bir felsefeye bağlanma arzusu vardır.
Fakat uygulamaların özü şehir yaşamında çuvallar... Temizlik, yemek gibi kapalı alan hizmetlerinde görev alınabilse de iş döner dolaşır zamanın açmazında kilitlenir.... Benim görmediğim, belki hocamın da göremediği nokta tam olarak burasıydı. Bahçede çalışmadım, şöminelere odun taşımadım. Esnedim ama o kadar. Tam bu noktada bize bir reform gerekiyordu besbelli fakat kendi adıma o reformu zihnimde ve ruhumda yapmak daha kolay geldi.. Beden farkındalığım bahsettiğim travmalar sonucu epeyce kopuk olduğundan o sularda dolanamadım. Korktum.
Fakat bedenin öğretinin şartlarını eksik yerine getirmesinin orta ve uzun vaadede sonuçları oldu. Öncelikle eklemlerimde ve kilomda bozulmalar başladı. Yağ oranım arttı. Hala esnektim ama yağlanma ivmelenmişti. Damarlarım uzun meditasyonlarda zorlanmaya başlamış, lenf akışım bozulmuştu. Evet yogaya devam ediyordum ve işimi yapmakta sorun yoktu ama yavaş yavaş orada da çuvallamaya başladım. Birşey olmuştu. Yaşam bedenimde akmıyordu. Bacaklarımda toplar damar kapakçıkları bozuldu, göllenmeler oldu. Hiç bir hekim çıkıp "hareket et, spor yap!" demedi. Aksine zaten yoga yapıyorsunuz yeterli dediler. Oysa güçlenmeyen bedene bunca esneklik bana büyük zarar vermiş... Yapısal yatkınlığım da eklenince esnek değil, gevşek olmuş bağlarım! İşlerin sarpa sardığı yer tam orasıymış!
Mehmet Ali Hoca esneklik seksilik değildir demiş ya makalesinde, esneklik tekbaşına sağlık da değildir. Yoga da sadece esnek olmak değildir. Aksine esnekliği dert etmeyin deriz öğrencilerimize ama ne yalan söyleyeyim içten içe de hoşumuza gider günden güne esnemeleri. Çünkü öğreti gereği bu esnekliği beden ve zihnin eş zamanlı esnemesi olarak yorumlarız. Bu doğrudur. Doğrudur ve eksiktir!
Esnek demek güçlü demek değildir. Evet, bedenin gücü ile zihin gücü arasında yadsınamaz bir bağ vardır. Dolayısıyla yeterince esnek olan ama yeterince güçlenmemiş bir beden meditasyonda duramaz. İkisi de gereklidir: güç artı esneklik. Nereden biliyorum? Kendimden!
Gerçekten kaliteli bir iş çıkartmaksa amacımız ve ashram ortamı için yaşadığımız mekan ve zaman uygun değilse o halde bakınız İngiltere'deki en ünlü yoga eğitmenleri ne yapıyorlar?
Öncelikle çoğu Hindistan'ı hayatında görmemiş. Evdeki geleneğin üzerine devam etmişler pratiklerine ve İngiliz vatandaşı. Bu sebepledir ki ashram hizmeti devreden çıkınca yerine spor eklemişler!!!! En iyiler haftada birkaç gün pilates ve ağırlık antremanı yapıyorlar! Ben bunu uzun yıllardır biliyordum ama o kadar tiksinmiştim ki bedeni parlatan sistemden, işin özünü kaçırdım!
Yıllarca ülkemizde güzel meme ve popo için yapılan yoga ve tüm yoga öğrencileri ve öğretmenleri kamasutra ustasıymış gibi yan yan sırıtmalar muhtemelen beni içten içe o kadar gerdi ki bu konuda göz göre göre baktığımı anlayamaz olmuşum. Belki bu yüzden çocuklara ve bedeni kısıtlı insanlara yöneldim? Elbette bu baktığını görememe halinin bedelini ödüyorum. Şimdi kaldığım yerden, zararın neresinden dönsem kardır diyerek bedenime ihtiyacı olan gücü sunuyorum. Farkı da daha beş ay olmasına rağmen hissediyorum.
Bu sebeple yazının başlığında uyku arasında çişe kalkmak değildir uyanış, o uyanış sandığımız şey bazen derin uyku öncesidir sadece demek istedim. Ben senelerce çişe kalmalarımı uyanış zannetmişim. Oysa oysa... Hadi hadi çişe değil, sabaha uyanalım hep beraber:))