3 Haziran 2026 Çarşamba

KENDİLİĞİNDEN GÜZELLİK




 


Günaydın:)

Baharda az yazdım belki, bazen yaşamak yazmanın önüne geçiyor. Ama şimdi yaz, şimdi yazmak mevsimi. İçimde erken, daha erken, mümkünse tüm canlılıkla birlikte uyanma hissi var. İstiyorum ki hep beraber uyanalım ve hep birlikte selamlayalım güneşi, günü, geleni. 

Gönlümüzü duymak, onun söyledikleriyle hizalanmak ne zahmetliymiş. Zihnin bir adım geride durması gereken yerleri sezebilmek, "hadi sen azıcık dinlen" diyerek o en derin sese, iç sesimize izin vermek... Anlatamadım di mi? Normal, zira anlatılamayan "şey"ler listesinde bu vaziyet, ondan. Ama anlarsınız siz, herkes bilir aslında o bağıran fısıltıyı, hayatın bir yerinde avaz avaz susan parçasını. Bilmez mi?

İşte o sesle uyanıp çıktım evden. Yine o sesle gittim güllerin yanına. Sabah esintisiyle, koku hangisinden geliyor bilmeyerek gülümsedim her birine. Sonra banka oturdum, kahvemi doldurdum ve canlılığın bir parçası olmanın ayrıcalığını hissettim. Sahici, canlı ve bütün.  Aferin dedim kendime, şu an kaçmazmış ve sen kaçırmadım, aferin sana. Aferin an içine yerleşebilen varlığına dedim. Sanki elimi ağzımdan içeri sokup içimde yüreklendirilmeye aç, takdir görmeyen özümü, aslımı sevip okşadım.

Yaz demiştim değil mi? Yaz yazmak, kendiliğinden akmak için güzel mevsim:)





29 Mayıs 2026 Cuma

ALDIN, VERDİN, ALDIN, VERDİN SEN BENİ DAİMA YENDİN HAYAT!




 

İyi bayramlar herkese. Siz ne kurban ettiniz bu bayram? Asla yapamam, olmaz veremem, versem eksilirim, yolumu bulamam dediğiniz neyi, hangi huyunuzu, alışkanlığınızı, yanılgınızı kurban ettiniz? Hiç di mi? Birileri kazan kazan et kaynattı, tabak tabak yaladı yuttu. Kimileri de hayvan boğazlamadı diye aferin dedi kendine ve egosunun tüylerini taradı sabahtan akşama.

Ben mi? İkisini de yapmadım. Ne hayvan kestim, ne de aferin dedim kendime. Fakat affettim herkesi, haklılığımı kurban ettim bu bayram. Üzerime basanı, emeğimi çalanı, zamanımı çarçur edeni, duygumu hiçe sayanı, fikrimi görmezden geleni affetim. Sanmayın eve alırım seri katillerimi, alarm taktırdım kalbimin tüm kapılarına pencerelerine.

Hayat kısa. Defansta kalmak, anlatmak, anlaşılmayı ummak için sahiden kısacık. Tertemiz bir ruh gelecekse hayatımıza olabildiğince temizlemeliydim evimi, zihnimi, kalbimi. Ona en iyi versiyonumu sunmalıyım elinden tutarken. İşte bu yüzden kurban ettim haklılığımı ve eski kocamın hak senin huzur benim sözüne inanmayı seçtim. O haklı değil, kolaycıydı. Ben galiba haklıyım. En azından benim baktığım yerden. Yine de haklılığımı değil, mutluluğumu seçiyorum bugün. Mutlu yarınları seçiyorum. Ütülü mendil içinde gıcır parayı, şekeri ve gelmekte olan iyi günleri seçiyorum :))

Sen? Hala vaktin var, sende birşey kurban etsen? Edersin belki? Ha?








21 Mayıs 2026 Perşembe

VİCTOR'UN DOĞUMGÜNÜ...



Ne kadar da güzel doğduğun mevsim dostum; boğadan ikizlere, bahardan yaza geçerken, serin havalar bitmiş, sıcaklar henüz basmamışken. Ve biliyor musun ne kadar zor senin buralarda olmadığın baharda nefes almak!

Çok özlüyorum seni. Bazen herşey kocaman bir şakaymış ve  herkesten, herşeyden kaçıp, gizlice Akdeniz'de bir adaya yerleşmişsin diye hayal ediyorum. Birgün ben o adaya tesadüfen geleceğim ve ağzına sıçacağım senin beni bu kadar üzdüğün için! Sen kahkahalarla güleceksin. İkimiz de sevinçten ağlayacağız. Aç mısın diyeceksin bana, yine incirler, zeytinler olacak sepetinde. 

Nefret ediyorum yokluğundan. Nefret ediyorum gitmiş olmandan. 
Seni Seviyorum Vitito, seni ve zamanın bir yerinde kahkahalar atan gençliğimizi...

14 Mayıs 2026 Perşembe

ANNELER GÜNÜ PART II

 



Günaydın,

Yeşilliğiyle gözümü alan sarmaşığın tam karşısındayım. Onun kadar güzelini görmedim diyemem ama daha önce hiçbir sarmaşığın önünde bu kadar uzun oturmamış, böyle uzun uzun içime düşmemiştim. Onu tüm diğer sarmaşıklardan ayıran, penceremin tam karşısında olması belki.. Kalbimizi çalan, zihnimize çapa atanlar da öyle değil mi? Tesadüfen yolumuza çıkıp, öylece olan biteni anlayalım diye varlar. Uyanalım, ayılalım diye...

Benim hayatımda alarm pek çok defa çaldı. Uyanamadım. Bazen bir bardak su içip uyumaya devam ettim, bazen de kısmetimde değil uyanmak diyerek avuttum kendimi. Fakat gel gör ki işler böyle yürümüyormuş.Öyle bir an geliyormuş ki, alarm kafamızın içinde çalıyormuş... Dilerim bir daha uyuyakalmam...

Annemle beraber şehrin göbeğinde, üstelik anneler gününde öngörülemeyen bir kaza yaşadık.

Ters yönden gelen motor kurye anneme çarptı. Oldukça yavaş gelmiş olmasına rağmen, annemi yola savurdu. Kaç saniye yerde yatan anneme baktım bilmiyorum. Bana göre dakikalarca, ama muhtemelen olsa olsa birkaç saniye. Kımıldamıyordu, sesi çıkmıyordu. Yüzü yerdeydi. Ben donmuştum, titriyordum, nefes alamadım. Eğildim yavaşça kaldırdım.Kaşı patlamıştı, kanıyordu. Çantamdan selpak çıkartıp bastırdım. İnsanlar geldiler etrafımıza, annem konuşmuyordu. Yüzü donmuş gibiydi. Ben zaten donmuştum. Ne yaşıyorduk hiç anlamıyordum. Karşı binanın güvenlik görevlisi koştu geldi. Ambulans arandı, polis arandı. Sanki herşey hem çok hızlı, hem de aşırı yavaştı. Kanama sakinleşmiş, ambulans gelmişti. Taksi çağırdı bana aynı güvenlik görevlisi. Ambulans hasta yakınını almıyordu. kardeşimi aradım taksiden. Bilmiyordum hastanede neler olacağını. Başını ne kadar çarpmıştı? 

Doktor Mazhar Bey. Şans gibiydi. Kardeşim ve kızarkadaşı hemen geldiler. Genç ve güler yüzlü acil doktorumuz annemi hemen  tomografiye gönderdi.. Sonra acile döndük, bir başka genç adam dikiş attı. Neyse ki Gonca vardı, annemin elini tuttu. Ben yapamadım, o sırada dışarıda kendi kalbimi tutuyordum, kaçıp gitmesin diye.

Korktum, dondum, yaşamın sonsuz olmayışına kafama inen balyozla kimbilir kaçıncı kez aydım! 

Karakola uğradıktan sonra evimize döndük. Yemek yedik. Fakat içimizdeki şok dalgası durup durup çarpıyordu. Uyudum mu? Yemek mi yedim? Hiç bilemedim... Birşey paramparça etmişti doğrularımı, haklılıklarımı. Hiçbiri önemli değildi aniden gelen diskalifiye olma tehditi karşısında. Yaşam bu kadardı; an, tek bir an.

Hala şaşkınım. Şaşkın, tükenmiş ve yeşilliğin farkında... Uyanmış, yüzünü yıkamış ve alarmı duymuş halde yaşadıklarımızdaki hayır ve şer muhasebesindeyim. 

Tüm verilmiş sadakalar ve dualarla bu eşiği atladığımıza inanıyorum. Herşey oyun, herşey sahte, sadece sevgi o gerçek ve an. 

10 Mayıs 2026 Pazar

ANNEM



Günaydın, daha minicikken annesiz kalmış, henüz büyüyemeden anne olmuş, kendini büyütürken ve bizi annelik ederken fazlaca canı yanmış  annenin, annesini iyi edemeyen kızıyım ben. Hani şu ebeveynine ebeveynlik yapanlardan.

Annem bana oldum olası kendimi başarısız hissettirmiştir. Çünkü hep başkalarına güvenmiş ve kaybetmiştir annem. Oysa her ikimiz de bir noktada ayılıp kendimize güvenebilseydik ama sadece kendimize, bu hikayeyi nasıl yazardık diye merak ediyor insan ve bazı meraklar, asla cevabını bulamayacağımız sorular gibi, hayat boyu sürükleniyor zihnin ücrasında.

Kaderin değiştirilemeyeceğine inandırılarak büyütülen bizler, tam da şimdilerde bir başka yol daha olabilir mi diye şüpheye düşmüşken, şahsımıza ayrılan süreyi oyunu başka yöne çekerek bitirebilir miyiz bilmiyorum. Kim bilir belki mümkündür. Belki annemin kendini seçtiği, anneannesinden kalan kudreti giydiği, annesinden çalınan herşeyi geri aldığı yaşam mümkündür. Kim bilir, belki de o kadar hüzünlü ve yorucu değildir de hayat, ara ara neşeli ve umut tazeleyicidir. Olamaz mı?

Kaç tane daha annemli bahar var önümde bilmiyor ve şimdiden kederleniyorum annesizliğime. Farkındayım güne yakışan umut dolu bir yazı olmadı, oysa öğleden sonra annemle piknik yapacağız ama dedim ya öğrenilmiş çaresizlik kadere takılıp kalma hallerimiz meşhur. Dilerim buraları bir bir hallederim, hallederiz.

Anneler Günü çok çok kutlu olsun tüm canlılığa.







5 Mayıs 2026 Salı

BUGÜN RESMİ OLARAK VE İTİNAYLA BAHARI HIZIR'DAN TESLİM ALIYORUZ.

 


Uzun zamandır ruhu çiçeklenmeyen, tarlasına yağmur düşmeyen, içindeki odalara yeteri kadar rüzgar dolmayan biriyim, biriydim. Bacaklarıma sütun gibi derlerdi gençliğimde, bunu söyleyenler şimdilerde aynı bacakların gerçekten taş kestiğini ve hiçbir kırda koşamadığımı, yıllarca dans etmekten utanmanın keşkeleriyle kıvrandığımı duysalar gülerler mi? Gülmesinler, hayat beş dakika; zor ve kolay, iyi ve kötü arası sadece beş dakika. Öyle çok gördüm ki gülüşü yüzünde donanları, gözyaşları kahkahasına karışanları, sonunda galiba Victor gibi oldum; elde var an, elde var şimdiki zaman ... 

Bahar diyordum, bana nicedir uğramamıştı. Dayımın ölümünden sonra geldi. Bahar ölümle geldi. Günlerin bitimsiz olmadığı idrakı içinden geçtiğim mevsimi görmemi, gerçekten görebilmemi sağladı. Ömründe ilk kez mevsimleri fark eden çocuklar gibi an be an izledim doğayı. Mimozaları, manolyaları, erguvan ve mor salkımları... Denizin rengini, gökyüzünün kafa karıştıran anlık değişimlerini, hatta yıldızları.

Bütün bunlardan sonra bir zamanlar sütun gibi, şimdilerde taştan hallice bacaklarımı artık koşamayacakları ama hala yürüyebilecekleri kırlara götürdüm. Onlar beni götürmeliydi diye gurur yapmadım, aldım bacaklarımı parktaki patikalarda bol bol yürüttüm. İyi geldi. Önce yürüyüp, sonra en davetkar ağacın altına oturarak mevsimi doya doya hissettim. Elbette yalnız değildim cebimde niyetim vardı, niyet etmiş niyet eylemiştim kalan süremin içine sıçmamaya.

On dört ay olmuş canlılığıma sahip çıkmaya karar vereli. Henüz yeniyim buralarda, acemiyim. Süreç yavaş ilerlese de artık geriye düşmüyor olmanın memnuniyeti var içimde. Çok farklı algılıyorum varlığımı. İlk kez bedenim, zihnim ve ruhum arasındaki yolların nasıl kesiştiğini izliyorum. Hiç öğrenmediğim yerden öğreniyor, adım atmadığım patikalarda düşe kalka ilerliyorum. Bazen günlerce güneş açmıyor içimde, eyvah başa mı saracağım diye ürperiyorum fakat sonra en vazgeçmeye yaklaştığım noktada yeniden yüzümü ısıtıyor.

Ben Hızır'a inanıyorum. Bana yetişti, ben duydu. Dilerim bu yıl ona seslenen herkesi, hepimizi duysun; hastalar iyi olsun, hayatını ziyan edenler tez vakitte zarardan dönsün, bereketim kaçtı diyenlerin sofrası dolsun taşsın. Hepimizin havasız kalmış odalarına tertemiz bahar havası dolsun. Bahar tüm canlılığa, kurda, kuşa, ağaca, insana, kutlu ve mutlu olsun!








19 Nisan 2026 Pazar

NEFES'E YOGA DERSİ VERMEK NASIL BİRŞEY?

 




Hepinize iyi Pazarlar. Gerçi akşam oldu ama bana o kadar güzeldi ki gün, iki çift laf etmeden ve şu müthiş adamdan bahsetmeden başımı yastığa koyamayacağım.

Nefes benim yaklaşık iki sene önce tanıştığım, zamanla da fazlasıyla sevdiğim ve alıştığım tatlı mı tatlı bir genç adam. Ona genç adam diyebilirim çünkü artık on bir yaşında ve yavaş yavaş olgunlaşıyor. Geçen sene tanıştığım tatlı tatlı şımaran çocukla şu genç adam arasında inanılmaz fark var. Zaten çok zekiydi, sanırım pek çok yaşıtı gibi şimdiden ergenliğe girdi diyebiliriz.

Nefes başta ailesi olmak üzere çok sayıda mesleğinde uzmanlaşmış insanın ortak noktası. Diğer öğretmenleriyle tanışmamış olsam da Nefes'den dinlediğime göre neredeyse hepsiyle ahenkle çalıştığını biliyorum. Üstelik bu çalışmalar neredeyse haftanın her günü kesintisiz devam ediyor. Nefes'i benim için ayrıcalıklı kılan şeye gelirsek kesinlikle Çekmeköy'de oturuyor olması demem çünkü bana çok uzak! Şaka bir yana, Nefes, asla ricasını kıramayacağım çok güçlü bir referansla geldi. Açıkcası niyetim önce onunla tanışmak, sonrasında da ihtiyacını belirleyip, güvendiğim bir öğrencime dersleri devretmekti. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı, Nefes'i başka birine emanet etmek fikri içime sinmedi. Sonuç olarak iyi ki sinmemiş, iki yıla yakın süredir birlikteyiz.

Nefes bu süre zarfında matı, yoga felsefesine uygun oyunları, nefes çalışmalarımızı hatta savasana yani küçük dinlenmeyi çok iyi kavradı. Aramızdaki tanışma süreci uzun sürse de sonuçta birbirimize güvenmeyi, saygı duymayı öğrendik. Benim fiziksel yetersizliklerimle (kilo almıştım ve dizimi sakatlamıştım), onunkilere gülümsemeyi ve hatta birbirimizi olumlu anlamda zorlamayı, teşvik etmeyi öğrendik. Öğrendik diyorum çünkü bizim çalışmalarımızda tek öğrenci Nefes'miş gibi görünse de aslında ben de ondan öğrendim. 

Denemeden hayır dememeyi birlikte öğrendik mesela. Sevginin sınırlar zorlanmadan da yaşanabileceğini de. Açıklıkla kendimizi, o gün içinde bulunduğumuz duygu durumunu dile getirmeyi de. Başarı odaklı değil, an içinde olmanın kıymetini, her dersin çok şahane olamayabileceğini ve daha neleri neleri beraberce öğrendik. Her derse hazırlıklı gitsem de nasıl bir ders olacağına da her zaman beraber karar verdik.

Ve günün sonunda yoga pozlarını seven, kendi bedenini hizalayarak asanada başarı yakalayabilen, yetmediği yerde bile denemekten ve yettiği kadarı görüp şenlenen hallere ulaştık! Yoga bizi eğlendirdi, esnetti ve bağladı; hem birbirimize, hem de beden zihin ve ruhun birlikte güçlenmesinin güzelliğine bağlandık.

Şu yukarıda gördüğünüz fotoğrafta azıcık emeğim varsa ne mutlu bana. Asıl güzel olan ne biliyor musunuz? Kendini inşa eden genç bir insana destek olabilmek. O birgün kocaman olduğunda şu güzel genç adamın oluşumunda bende oralardaydım diyebilmek paha biçilmez olacak. Daha şahane bir his varsa Dünya'da, ki vardır, inanın değişmem. Nefes'e ders vermek, ona yoga öğretmek şu hayatta yaptığım en güzel şey.

Ondan aldığım ilhamla on yıl önce yazdığım, sonra küsüp bıraktığım çocuk yogası kitabımı yazmaya ve Nefes'e ithaf etmeye karar verdim, çünkü Nefes beni yeniden kendime bağladı. Dilerim ömrü boyunca sağlıkla, neşeyle, coşkuyla yaşasın! Maşallah ona!