"Aslında uzak değil, bana uzak.. Her şey sevgiyle başlar söylemine uzak olan aklıma, sevgiye üşenen yüreğime uzak..."31 Mart 2011 Perşembe
UZAK ÜLKE
"Aslında uzak değil, bana uzak.. Her şey sevgiyle başlar söylemine uzak olan aklıma, sevgiye üşenen yüreğime uzak..."26 Mart 2011 Cumartesi
BAHAR I
Bol bol üzülüp, az az sevinilen yaşlar yerini, çokça tepkisiz kalınan yıllara bırakırken eskiden hiç umursamadığım şeylerin şimdilerde üzerimde ne kadar etkili olduğunu görüyorum. Rüyalar gibi. İstanbul gibi. 25 Mart 2011 Cuma
SABAH SABAH VIRVIR EDEN BEN.
Sabah sabah gazeteye baktım da, gerçi pek sevmem gazete okumayı, sinirime dokundu saçma sapan reklamlar. Mesela dokuz dil konuşabilen düdüklü tencere! Bi de saçlarınızın sağlığı için son nokta! BLOGLARA NE OLDUĞUNU BİLEN VAR MI?
21 Mart 2011 Pazartesi
YENİ YILIN İLK GÜNÜ...
19 Mart 2011 Cumartesi
JAPONYA KAÇ ÇOCUK EKSİK GİRİYOR BAHARA?

13 Mart 2011 Pazar
AİDİYETSİZLİK

"BİR CANIM VAR YAKAR TOP OYNAYACAK...
4 Mart 2011 Cuma
MUTLULUK NEDİR SAYIN VICTOR ANANIAS?
Mutluluk nedir? Pazen bir elbise ile her an yarı yolda bırakabilecek bir jeep tepesinde peksimetle, domates yerken; rüzgara, tüm yarım kalmış hikayelere ve tüm gelecekte pusu kurmuş olanlara meydan okumaktır. Bazılarımız için savaş, bazılarımız için teslimiyettir. Ama her iki durumda da bir meydan okuma vardır mutlulukta.
Hayatın karanlık yüzünden ışık çalmaktır mutluluk.
Onun için savaşmaktı mutluluk. İnandıkları uğruna savaşarak kaldı oyunda. Savaşarak gitti oyundan. Savaşarak sevdi, sevildi. Sadece kendini değil, bütün sevdiklerini, hatta sevmediklerini kurtarmaya yeminli gibiydi. Hangi tanrıya inanır, hangi bitkiye tapardı bilmiyorum... Son yıllarda uzun uzun konuşamaz, hatta görüşemez hale gelmiştik. Ama oradaydı işte, benim savaşçı dostum Victor.
Victor'un parası bazen var, çoğu zaman yoktu. Ama bu ne dünyayı dolaşmasına, ne de inandığı işleri kovalamasına asla engel olmadı. Paraya tapmadan para kullanabilen nadir insanlardandı. Para onun için daima bir değişim aracı olarak kaldı. Hakkında çok konuşuldu, eleştirildi ve bir o kadar da az anlaşıldı. Onunla aynı uykuya yatan çok, aynı rüyayı gören azdı... Azınlık olmak onu hiç korkutmadı. Bazen küstürdüyse de, Victor küslüğe yenilmedi.
Bugün bitkiler üzgündür.... Toprak üzgündür... Bugün benim, ailesinin, dostlarının, sevgilisinin onu sonsuza dek özlemek zorunda kalacağımızın ilk günüdür. Bugün Ali'nin babasızlığının, bazılarımızın yoldaşsızlığının, çaresizliğinin ilk günüdür. Bugün benim ölümlülüğüme ayışımın ilk sabahıdır.
Uykuya yatanlar, uykudan uyandırırlar. Sana selam olsun Vicor! Yakında görüşeceğiz.
3 Mart 2011 Perşembe
VICTOR ANANIAS

21 Şubat 2011 Pazartesi
20 Şubat 2011 Pazar
PRENSESİN ÇİZMELERİ

Gel zaman git zaman kraliçe ve prenses hiç konuşmaz olmuşlar. Kral ise gittiği savaştan dönmemiş. Prenses artık pencereye kadar bile yürüyemiyormuş. Bunun üzerine sarayın haberci baykuşu bir çare bulmak umuduyla Macaristan adındaki güzel bir ülkeye uçmuş. Orada yaşayan bütün çocuklar, çiçekler ve ağaçladan mutsuz prensesin durumu için bir şey düşünmelerini rica etmiş.
O gece çocuklar, çiçekler ve ağaçlar büyük bir toplantı yapmışlar. Toplantıda prensesin ağlamasını durduracak ve onu yeniden hayat bağlayacak bir çok fikir ortaya koymuşlar ama hiçbir fikir çok parlak değilmiş.. Hiçbir fikir kesinlikle işe yarayacak kadar büyük de değilmiş…
Tam toplantı sona ermek üzereyken el ele tutuşmuş iki küçük kız gelmiş ormana. Baykuş kafasını o tarafa doğru çevirmiş. Ve diğerinden biraz dada büyük olan kızla göz göze gelmişler. Baykuş, küçük kızın yanına gitmiş. Onlara kısaca durumu anlatmış. Kızlar biraz düşünmüşler, biraz kendi aralarında konuşmuşlar. Sonra baykuşa dönüp prensese yardım edeceklerini ama karşılığında ona ait eşyalardan en az birer tane seçmek istediklerini söylemişler. Baykuş bu teklifi sevinçle kabul etmiş çünkü zaten daha iyi bir fikir bulunamamış toplantıda!
Ertesi sabah baykuş ve iki küçük kız prensesin sarayına doğru yola koyulmuşlar. Uzak ülkeye vardıklarında hava kararmış olduğu için prensesi göremeden, kendileri için hazırlanan odaya gidip, uyumuşlar. O gece kızlar garip rüyalar görmüşler. Büyük kızın rüyasında prenses yataktan kalkıyor ve ayağına çizmelerini giyiyormuş. Sonra attığı ilk adımla birlikte yanağından yaşlar süzülmeye başlıyor ve pencerenin kenarına kadar binbir güçlükle ulaşıyormuş. Küçük kızın rüyasında ise prensen aynı şekilde yataktan kalkıyor ama çıplak ayakla ve gülümseyerek pencereye doğru yürüyormuş.
Ertesi gün kızlar gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmışlar. Ve problemin çizmelerde olduğuna karar vermişler. Onların konuşması henüz bitmişken, baykuş odaya girmiş ve prensesin onları beklediğini söylemiş. Kızlar yine el ele tutuşmuşlar ve prensesin odasına doğru yürümeye başlamışlar. Odanın kapısına geldiklerinde ikisi de ayakkabılarını çıkartıp duvarın kenarına bırakmışlar. Baykuş bu davranışı anlayamamışsa da hiçbir şey sormamaya karar vermiş.
Kızlar odaya girip prensesi selamlamışlar. Küçük kız, hiç beklemeden sarılmış prensese, çünkü protokol nedir bilmiyormuş. Ve yine hiç dikkat etmeden kocaman bir öpücük kondurmuş yanağına. Bu öpücükte, biraz dün gece yediği pilavın artıkları, birazcık da burnunun ıslaklığı varmış ama prenses hiç kızmadığı gibi gülümsemiş bile!
Daha prensesin yüzündeki gülümseme kaybolmadan büyük kız ona demiş ki, “hadi bahçeye çıkalım, çok güzel yağmur yağıyor, istersen yağmurda şarkı söyler, ıslak çimenlere basar ve dans ederiz “ demiş. Prenses daha evet bile diyemeden ve çizmelerini ayağına giyemeden onu bahçeye doğru çekiştirmeye başlamışlar. Prensesin çıplak ayak merdivenlerden indiğini gören saray halkı gözlerine inanamamış. İki küçük peri ve prenses göz açıp kapayıncaya kadar basamakları hoplaya zıplaya bitirip bahçeye varmışlar bile.
Bütün bir sabahı ıslak çimenlerde dans ederek ve Macaristan ismindeki ülkenin şarkılarını söyleyerek geçirmişler. Prenses hiç ağlamamış ve durmadan dans etmiş kızlarla birlikte. Bu dans ve şarkılar ertesi gün ve bir ertesi gün de devam etmiş. Fakat üç günün sonunda kızlar annelerini özlemiş ve prensesten evlerine dönmek için izin istemişler. Prenses bu duruma çok üzülmüş ama iki küçük kızın annelerine ne kadar ihtiyaçları olduğunu da anlayacak kadar şefkatliymiş.
Prenses kızlara ülkelerine dönerken yanlarında götürmek için sarayın hazine dairesinden birşeyler seçmelerini söylemiş. İstedikleri ne varsa alabilirlermiş. Küçük kız, prinç bir ütü seçmiş; bu ütü hayattaki tüm sıkıntıları yok etme yeteneğine sahipmiş. Ve bir tane de şapka seçmiş. Şapka da sihirliymiş. Bu şapkayı başına takan her kim olursa, çok güzel şarkı söyleyip, dans edebilirmiş! Prenses, her iki hediyeyi de alabileceğini söylemiş küçük kıza. Fakat büyük kardeşin seçtiği hediye prensesi sinirlendirmiş. Çünkü o prensesin çizmelerini istemiş!
Prenses, başka bir hediye seçmesini söylemiş. Çizmeler babasının ona savaşa gitmeden evvel aldığı son hediyeymiş ve prenses için gerçekten çok değerliymiş. Çizmeler dışında herşeyi seçebilirmiş kızlar. Ama büyük kız sadece ve sadece çizmeleri istiyormuş. Prenses çok inatçıymış. Vermemiş çizmeleri. Yine de kucaklaşarak ve birbirlerini öperek ayrılmışlar prenses ve kızlar.
Ertesi gün, prenses uyanmış ve yataktan kalkıp çizmelerini giymiş. Ve giyer giymez ağlamaya başlamış! Canını yakan şeyin ne olduğunu hemen anlamış; çizmeler ayağına artık çok küçük geliyormuş. Prensesi her sabah ağlatan şey ayağını sıkan çizmeler ve babasının uzun yıllardır savaştan dönmemiş olduğu gerçeğiymiş. Prenses hemen çıkartmış çizmeleri ve baykuşa Macaristan’a gitmek istediğini söylemiş. Çizmeler, prenses ve baykuş hemen yola çıkmışlar.
Kızları yarı yolda yakalamış prenses ve hemen sarılmış ikisine de. Ayağını sıkan çizmeleri büyük kız kardeşe vermiş. O da hemen giymiş. Ne tesadüftür ki, çizmeler tam da ona göreymiş. Böylece prensesin ayakları özgür kalmış ve tekrar kızlarla birlikte dans etmek için kıpırdanmaya başlamışlar.
Prenses ve kızlar yola birlikte devam etmişler ve o gece Macaristan adındaki güzel ülkede uyumuşlar. Prenses, tam üç gün kızlarla kalmış; birlikte dans etmiş ve şarkılar söylemişler. Dördüncü günün sabahında baharda buluşmak üzere vedalaşmışlar ve prenses çok mutlu bir kalp ve özgür ayaklarla ülkesine dönmüş.
18 Şubat 2011 Cuma
HAYAT KİME ZOR ACABA?
Nankör derler kediler için. Doğrudur. En az biz insanlar kadar nankör bir hayvandır kedi. Öyle çok benzer ki bize, bazen çok zor gelir bir kedinin gözlerine bakmak. Ha bi de insanların tamamı nankördür ama bazı kedilerde vefa vardır. İşte aramızdaki fark!11 Şubat 2011 Cuma
BİR YIL DAHA ANEMON GÖRMEDEN GEÇİYOR OLMASIN LÜTFEN
9 Şubat 2011 Çarşamba
MUHTEŞEM YÜZYILIN TAKILARI DAHA DA MUHTEŞEM OLABİLİRDİ...

8 Şubat 2011 Salı
KESKİN SİRKE = ELVAN L. ETİ

SIRTINI DUVARA YASLAMAK VE DERİN NEFES ALMAK ZAMANI.
6 Şubat 2011 Pazar
DOSTLARLA BİRLİKTE PARTİDE EĞLENCE....
NİHAYET grip !

