Fotoğrafta bir gündoğumu var. ( Onu da aşağıya koyacağım, baksanıza ne güzel... ) Bu benim uzun bir aradan sonra yüzümü doğuya çevirip, sabah rüzgarını kirpiklerimde hissettiğim en güzel sabahtı. Hemşiremin daveti üzerine adaya gittim. Sağ olsun değerli nesi var, nesi yoksa döktü saçtı önümüze. Günbatımı izledik, gündoğumu izledik, onun elleriyle topladığı ebegümecilerden sarmaları yedik. Tabii en önemlisi Ayşe'nin rakısı vardı soframızda. Başımızın üzerinde de Orion takım yıldızı ve Sirius.
O kadar özlemiş ve öylesine uzun zamandır unutmuşum ki hayatın hediyelerini, elim kolum, kalbim doldu taştı. Uykum gelmedi mutluluktan!
Maskesiz uzun bir yürüyüş neleri kaybettiğimi hatırlattı ve ne kadar hırpalandığımı, şişmanladığımı, enerjimin düştüğünü. Ne uğruna? Dünden beri adada bana iyi gelen şeyin ne olduğunu düşünüyorum. Elbette mutlu günlerimi düşündüm. Elvan kimdi? Elvan neyle mutlu olurdu?
O kadar basitti ki. Tek istediğim doğada olmak. Pazen elbisemle çayırlarda dolanmak. Sadece istediğim işi yapmak. Çok değil, iki dost, bir iki kedi. Zaman zaman merak ettiğim yerlere kısa seyahatler. Belki kendime ait bir bahçe? Ufak bir kış bahçesi. Birkaç ağaçlık zeytinlik.
Hemşiremin daveti değerli ve değersizi, kalan süreyi düşündürdü bana. Bu sabah beşte uyandım. Yüklerimi azaltma arzum uzun zamandır bu kadar yükselmemişti. Kalbimde taşıdıklarımı, zihnime ve bedenime yük ettiklerimi tek tek bırakabilirdim. Daha çok gündoğumu ve günbatımı islememi kim engelleyecekti? Çok daha az kıyafetle, daha az yiyecekle de yaşardım. Hatta şu an olduğumdan daha da fazla mutlu olurdum. Çünkü öyle zamanlarım var.
İşte bahsettiğim gündoğumunu buraya bırakıyorum. Öncelik listelerimizi yeniden yazarken sezgilerimize kulak tıkamadığımız nice güzel sabahlar ve akşamlar olsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder