MÜZİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MÜZİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Ekim 2017 Perşembe
4 Eylül 2017 Pazartesi
12 Mart 2017 Pazar
EFSUNLU DÜNYA
Yeni kuşak kadınları tam olarak anlamasam da, buna kuşaklar arası bişi diyorlardı di mi, tarzlarını beğeniyorum. İki yıl önce Gaye Su Akyol, şimdi de tesadüfen Ceyl'an Ertem dinledim. Bir iki kadın daha var onlar arasında sayabileceğim fakat özellikle ikisi hem şarkıları, hem de fotoğraflardaki, sahnedeki duruşlarıyla ilgimi çekiyorlar. Güçlü, kendinden emin, aynı zamanda kırılgan bir tablonun figürleri gibiler. Bütün olarak baktığımda kırılmakla, incinmekle ilgili masallara meydan okuduklarını seziyorum. Zira insan incinir, üzülür. Bazen kaybeder.
Duygunun, düşüncenin cinsiyeti mi var?
Onlar prenses değiller. Prenslerini beklediklerini sanmam. Prenses gibi davranmak, içinde yaşadıkları gırtlağına kadar boka batmış toplum tarafından kusursuz, lekesiz ya da asil algılanmak gibi bir dertleri de yok zannımca. Ne görüyorsan o. Kendilerini gerçekleştirmek yolunda yolcular. Ağacın ağaç olmak adına çabalamaması, mevsimlerin kendi ritminde sakince geçip gitmesi gibi, sadece sıradan bir ölümlü olarak akıştalar. Bir farkla, kendilerine sahip çıkarak...
Bak bu önemli.
Bizim kuşağın "etek giydin doğru düzgün otur!" uyarıları onlarda işlememiş. Duymamışlar! Şükürler olsun ki öyle olmuş. Beyaz gömlek içine renkli sütyen takılmaz, siyah ayakkabıya kahverengi çanta alınmaz. El ve ayak ojelerin aynı olmalı!!! Bütün bu söylemler vız gelip trıs gitmiş!
Cesur kadınlar bunlar. Bedenleri dövmeli, kasları güçlü. Kendi istedikleri şarkıları yazıp söyleyen, gönüllerince giyinen. Saçlarını kah kazıtıp, kah seksenler kafasına göre bukle bukle kullanan. Dayatılmış kuralları sırf birileri memnun olsun diye kabullenmeyen, erkek dünyasının huzuru kaçmasın diye "kadınlık" adı altında satılan biçimsiz elbiseyi giymeyen insanlar.
Her ikisini de şahsen tanımıyorum, şarkılarına, sahnedeki duruşlarına bakıp, bende bıraktıkları duyguyu yazıyorum. Sindirilmiş, ruhen ve bedenen hırpalanmış, zihinleri baskıya direnmekten yaratıcılığını kullanamaz olmuş kadınlarla dolu bir ülkede bize gerçek, içeriden bir dünyanın varlığını hatırlatan ruhlara ihtiyacımız var.
Alaturkadan, arabeskten korkmayışlarını seviyorum. Bununla barışmış, kendi tarzlarına yerleştirmiş olmaları, üstelik samimiyeti bozmayışları takdire şayan!
Deli deli kıyafetlerinin yanında "ben kadınım" diyen kırmızı ojelerine, rujlarına kocaman bir alkış kopartasım var. Bir de en çok, özellikle Ceyl'an'da, kendilerinden önceki kuşağın "insanlığına, kederine, zevkine, gerekirse ayıbına sahip çıkmış, adam gibi kadınlarını" onurlandıran, saygılı duruşlarını beğeniyorum.
Hem görüntülerine, hem de ruhlarına kayaları delerek yer açıyorlar bu topraklarda. Yeniden renk geliyor kadim coğrafyaya. Farklılıkları, sırf iş olsun diye değil, hakikaten içinin dışa yansıması olarak ortaya koyanlara bence şimdi, tam şu dakika gerçekten ihtiyacımız var. Kafasında tacı, kolunda dövmeleri, dudağında kırmızı rujuyla "geçmiş ve gelecek vardır ya da yoktur fakat ben şimdi ve buradayım!" diyen haliyle varsın çok uzun yaşasın bu ruhlar!
Özetlersek: sıkışmamış, sindirilmemiş, alkış almak için kalıplara kısılmamış, sıkıcı değil, aksine sürprizli, yaratıcı, isyankar ve mümkünse vahşi bir medeniyetin böyle geleceğini hayal ediyorum!
21 Ocak 2017 Cumartesi
Biliyorum. Bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum. Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum.
J.P.Sartre
* Fotoğraf Selimiye Camii 2008, Sir
2 Ocak 2017 Pazartesi
somewhere nice.... & kızıl ağaç
Bu şarkı ve içinden geçtiğimiz zamanlar Kızıl Ağaç'ı düşündürdü. Okuduğum en güzel hikayelerden biriydi... Londra'da Mehmetus'u beklerken kitapçıda oyalanıyordum. Malumunuz oralarda aristokratlar, evsizler ve turistler aynı kitapçının rafları arasında dolaşabiliyorlar. İstedikleri kitabı alıp sınırsız bir zaman boyunca bakabilir, hatta zarar vermedikleri sürece her gün uğrayıp, oracıkta okuyabilirler. Hey hat!
Neyse Kızıl Ağaç'ı tesadüfen buldum. Tıpkı Cömert Ağaç gibi. İki kitap da Türkçe olarak mevcut.
Öyle insanın içine içine yazılmış ve hatta çizilmiştir ki Kızıl Ağaç, gerçek hayatın tam ortasından şut çeker kalbe! Kelimelerinde keder, ama öyle böyle değil, derin, ağır bir keder ve tam her şey bitti denilen an, tüm şehri gülümsetecek kadar yoğun umut barındırır. Yazar, çocuklara değil, çocukluğa yazmıştır. Çizgiler de yazıdan aşağı değildir üstelik. Hele o başında mark 5 ile şişede oturma hali... Odadaki minicik fide... Karanlık ve gri kentin bir çocuğun omuzlarına, pek çok insanın omuzlarına çöken kasveti...
30 Aralık 2016 Cuma
SEYYAN HANIM
Ben de gönül çektim eskiden
Yandı hayatım bu sevgiden
Anladım ki bir aşka bedel
Gençliğimmiş elimden giden
Önünde ben geldim de dize
Yâr olmadı bu kimse bize
En nihayet düşüp can verdim
Gözündeki yeşil denize
Sarmadımsa da belden, geçmedim bu emelden
Bir hazin maceradır onu aldılar elden
Başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
Gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu
Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır
Ne göğsünde uyuttu beni
Ne bûseyle avuttu beni
Geçti ardından uzun yıllar
O kadın da unuttu beni
Sarmadımsa da belden, geçmedim bu emelden
Bir hazin maceradır onu aldılar elden
Başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
Gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu..
Yandı hayatım bu sevgiden
Anladım ki bir aşka bedel
Gençliğimmiş elimden giden
Önünde ben geldim de dize
Yâr olmadı bu kimse bize
En nihayet düşüp can verdim
Gözündeki yeşil denize
Sarmadımsa da belden, geçmedim bu emelden
Bir hazin maceradır onu aldılar elden
Başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
Gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu
Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır
Ne göğsünde uyuttu beni
Ne bûseyle avuttu beni
Geçti ardından uzun yıllar
O kadın da unuttu beni
Sarmadımsa da belden, geçmedim bu emelden
Bir hazin maceradır onu aldılar elden
Başkasına yâr oldu, eller bahtiyâr oldu
Gönlüm hep baştan başa viran bir diyâr oldu..
6 Aralık 2016 Salı
29 Kasım 2016 Salı
ANILARDAN....
Vaktiyle zeki ve güzel bir prenses vardı, öyle hassastı ki bir güvenin ölümü bile ona haftalarca ıstırap çektirirdi. Ailesi buna çare bulamadı. Danışmanlar ellerini ovuşturdu, bilgeler boynunu büktü, cesur krallar muratlarına nail olamadan dönüp gittiler. Bu böylece yıllar boyu sürdü, ta ki bir gün ormanda yürüyüşe çıkan prenses sihrin sırlarına vakıf, yaşlı kambur bir kadının kulübesine varana kadar. Kadim varlık, prensesin son derece enerjik ve becerikli bir kadın olduğunu idrak etti.
“Yavrum,” dedi, “Sen kendi alevinle yanma tehlikesiyle karşı karşıyasın.”
Kambur kadın prensese artık çok yaşlandığını ve ölmek istediğini, fakat birçok sorumluluğu nedeniyle ölemediğini söyledi. Basit insanların yaşadığı küçük bir köyden sorumluydu, köylülerin danışmanı ve dostuydu. Acaba prenses onun yerini almak ister miydi? Görevleri şunlar olacaktı:
(1) Keçileri sağmak
(2) Halkı eğitmek
(3) Festivalleri için şarkı bestelemek
(2) Halkı eğitmek
(3) Festivalleri için şarkı bestelemek
Görevlerini yerine getirmesinde yardımcı olsun diye üç bacaklı bir tabure ile kamburun bütün kitapları da onun olacaktı. Hepsi bir yana yaşlı kadının harmonyumu da hesaba dahildi, pek eski ve dört oktavlı bir çalgı. Prenses kalmayı kabul etti, sarayla güveleri aklından çıkardı. Yaşlı kadın ona teşekkür etti ve ânında öldü.
j.w.
23 Kasım 2016 Çarşamba
25 Eylül 2016 Pazar
TADASANA
TADASANA*
Ayakların arası kalça genişliğinde açık.
Başparmağın yanındaki ikinci parmaklar birbirine paralel.
Tüm ayak parmakları yerden kalksın ve tekrar kökünden ucuna kadar yerleşsin.
Her parmağın arası iyice açık, yeryüzüyle köklensin.
İç ve dış topuklarla yeri hisset.
Ayak kavisi yukarı doğru uzasın.
Dizler önce bükülsün, sonra bir kez daha yere köklenerek alt bacaklar aktifleşin.
Dizler yukarı çekilsin.
Uyluklara kadar üst bacak aktif, kaslar kemikleri sarsın.
Kalçalar yere doğru rahat.
Göbek kalbe doğru uzasın.
Nefesler kalpten alınsın.
Kürekler kalbi sarsın, desteklesin.
Omuzlar kulaklardan uzaklaşsın.
Kollar birbirine paralel, parmak uçlarına kadar aktif.
Avuçlar birbirine ve hafifçe karşıya bakıyor.
Çene yere paralel.
Yüz kasları yumuşak.
Başının tepe noktasından gökyüzüne uzağını hisset.
Bir kez daha yere köklen.
Bir dağ gibi güçlü, bir dağ gibi özgür.
Başın gökyüzünde, bulutlarda.
Bedenin dışarıda ve içeride dengede.
Sen izin vermedikçe hiç kimse seni yıkamaz.
Gücünü hisset.
Dağ olmayı deneyimle.
Deneyimi bırak.
Dağ ol.
* Ağaç Duruşu
20 Ağustos 2016 Cumartesi
18 Ağustos 2016 Perşembe
17 Ağustos 2016 Çarşamba
3 Mayıs 2016 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









