Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ekim 2020 Cuma

KİMBİLİR... *







Katre idim ummanlara karıştım

Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir
Âlemleri kaç devredip dolaştım
Bir sanata kaç sarıldım kim bilir

Bulut olup ağdığımı bilirim
Bâran ile yağdığımı bilirim
Alt'anadan doğduğumu bilirim
Kaç ebeden kaç soruldum kim bilir

Kaç kez gani oldum kaç kere fakir
Kaç kez altın oldum kaç kere bakır
Bilmem ki kaç kâtip ismimi okur
Kaç deftere kaç görüldüm kim bilir

Kaç âlet oldum ellerde bakıldım
Semadan kaç kere indim çekildim
Balçık olup binalarda yapıldım
Kaç yıkıldım kaç kuruldum kim bilir

Bazı nebat oldum toprakta sürdüm
Bilmem kaç atanın sulbünde durdum
Bir def'a cennet-i âlâya girdim
Fakat nâra kaç sürüldüm kim bilir

Beni bir kaç kere nakl etti Hallâk
Külli şey'e Kâdir Feyyâz-ı Mutlak
Kaç kez kâse oldum kaç kerre bardak
Kaç yoğruldum kaç kırıldım kim bilir

Hikmet-i Yezdan'a karışmak muhal
Bazı nisa eyler bazı da rical
Bu kaçıncı kemâl kaçınc ı zeval
Bir Mansûr'um kaç dâr oldum kim bilir

Şikâr olup saydolundum tutuldum
Nice nice penbe olup atıldım
Dokundum tezgâhta halka satıldım
Kaç açıldım kaç dürüldüm kim bilir

Kaç kere süt oldum kaç kere ayran
Kaç kez davar oldum kaç kere kurban
Kaç kere memlûk olup misâl-i hayvan
Elden ele kaç verildim kim bilir

Kaç kez gezdim ehl-i dükkan elinde
Kul ne bilir her şey Sultan elinde
İlâç idim Hekim Lokman elinde
Kaç kurudum kaç karıldım kim bilir

Kaçıncı Âdem'in evlâdındanız
Kaçıncı âlemin bünyâdındanız
Kaçıncı fırkanın efrâdındanız
Anlatamam kaç bozuldum kim bilir

Gufrani

21 Ocak 2017 Cumartesi



Biliyorum. Bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum. Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin. Enerji, kendini veriş, körlük ister. Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan. Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum.
                                                                                  
                                                                                             J.P.Sartre
 
* Fotoğraf Selimiye Camii 2008, Sir

20 Ocak 2017 Cuma

ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?

 
 
"Hayat ve ölüm kelimelerinin insanın alnında yazılı olması gerektiğini söyledi.
Parmak uçlarıyla kendi alnına dokundu.
Birine büyük miktarda borcun varmış da adam kapını yumrukluyor ve ŞİMDİ ödemeni istiyormuş gibi hissetmen gerektiğini söyledi."
                                                                                Gece Kayığı, A.S.
 
Güvende hissedeceğimiz, geniş zamanlar mı bekliyoruz? Peki. Bu hayatta değil diyorsun. Peki.
 
 
 

15 Ocak 2017 Pazar

O HALDE...






 
 
 
 
"Ne kadar uzağa gidersen o kadar az bilirsin..."
 
"O halde, dedim, bildiğim her şeyi bilmeyeceğim güne dek seyahatlerime devam edeceğim."

13 Ocak 2017 Cuma

GÜZEL KADINLARI ANIMSAYARAK, NE GETİRECEĞİNİ BİLMEDİĞİM BİR SABAHA UYANMAK...




 
Sartre’la karşılaştığım zaman, her şeyi kazandığıma inanmıştım. onun yanında benim kendimi gerçekleştirmem başarısızlığa uğrayamazdı. şimdi kendi kendime şunu söylüyorum: kurtuluşu bir başkasında görmek, yıkılmanın en güvenli yoludur.
                                                                                                   
                                                                                                           Simone de Beauvoir
 
 
 
 
“Bir avuç toprağı yoğurmayı bile bilmeyenler. Duygusuz yavan insanlar. Bu benim ruhum en kutsal varlığım…Bunlar çalışma saatleri. Ruhumun yandığı saatler. Siz yiyip içerken, dalga geçerken, oburca tıkınırken, ben heykelimle yalnızdım.. Ve yavaş yavaş akan benim hayatımdı..
Bu toprağın derinliklerine kanımı akıtıyordum…
 
 
                                                                                                                   Camille Claudel
 
 
 
 
"Ben daha önce burada bulunmuştum," dediğimizde belki de asıl dediğimiz "Ben şimdi buradayım"dır, ama başka bir yaşamda başka bir zamanda, başka birşey yaparak. Çeşitli yaşamlarımız bir garsonun elindeki tabaklar gibi üst üste duruyor olabilir. Görünen yalnızca en üstteki tabaktır ama, ötekiler de oradadır ve bir yanlışlık sonucu onları da fark ederiz.
 
 
 
                                                                                                                 Jeanette Winterson
 
 
 

8 Aralık 2016 Perşembe




 
İklimin ılıman olduğu bir kentte, kaldırım kahvelerinde oturup kahvesini içerken dünyanın önünden geçip gitmesini seyretmeyi seven bir Yahudi genci vardı. Denizciler, yolcular, saçlarında kuğular saklayan kadınlar, daha bir sürü ilginç şey görürdü her gün.
Bir gün uçan bir kadın gördü. Kadının giysileri de arkasından uçuyordu.
Kadın güzeldi, bu genç de güzelliğin insanı iyiye yönelttiğini bildiğinden, onu kahvesini paylaşmaya davet etti.
"Kaçıyorum," dedi kadın.
"Kimden kaçıyorsun?"
"Kendimden."
Gene de  orada biraz oturmayı kabul etti, çünkü çok yalnızlık çekiyordu.
gencin adı Salvadore idi.
Sıradağlardan ve operadan söz ettiler. Soluk almak için kafalarını sudan çıkartmaya gerek görmeden bir ırmak boyunca yüzebilen metal zırhlı hayvanlardan söz ettiler. Herkesin sahip olduğu ama herkesin gizli tuttuğu en değerli, en harika şeyden söz ettiler.
"İşte," dedi Salvadore, "şuna bir bak," ve dışı emaye, içi kadife kaplı bir kutu çıkardı, kutunun içinde kalbi vardı.
"karşılığında seninkini bana ver, "dedi.
Ama kadın bunu yapamazdı, çünkü kalbiyle yolculuk etmiyordu, kalbi başka bir yerde çarpıyordu.
Gence teşekkür etti, kocasının yanına döndü. Vücudunda dolaşan birer yengeçti kocasının elleri.
genç adam sık sık düşünürdü o güneşli günde gördüğü, küpeleri rüzgarda uçuşan güzel kadını.

2 Haziran 2016 Perşembe

DÖNECEK...

 
 
Franz Kafka rutin yürüyüşlerini yaptığı parkta küçük bir kıza rastlamış.
Kız ağlıyormuş. Oyuncak bebeğini kaybetmiş ve bu onu oldukça üzmüş.
Kafka bebeği onun y...erine aramayı önermiş , ertesi gün aynı noktada buluşmak üzere sözleşmişler...
Bebeği bulamaması üzerine Kafka küçük kıza bebeğin ağzından bir mektup yazmış, buluştuklarında kendisine okumuş :
“ Lütfen benim için kederlenme , dünyayı görmek için uzun bir yolculuğa çıktım. Sana başımdan geçenleri anlatacağım. ”
Bu bir çok mektubun ilkiymiş. Kafka küçük kızla her buluştuğunda sevgili oyuncak bebeğin hayali maceralarını özenle yazdığı mektuplardan ona okurmuş. Küçük kız da bu şekilde avunurmuş.
Derken , görüşmelerin artık sonu gelmiş. Kafka son görüşmede küçük kıza bir oyuncak bebek getirmiş. Küçük kız , aslından oldukça farklı olan oyuncak bebeğe şaşkınlıkla bakakalmış. Bebeğe iliştirilmiş bir not küçük kızın şaşkınlığını gidermiş :
“ Yolculuğum beni çok değiştirdi…”
Uzun yıllar sonra , artık bir yetişkin olmuş olan küçük kızımız , gözü gibi baktığı bebeğinin , gözünden kaçırdığı bir çatlağının içine sıkıştırılmış bir mektup bulur. Kısaca şöyle yazmaktadır :
“ Sevdiğin her şeyi er ya da geç kaybedeceksin , ama sonunda sevgi başka bir surette geri dönecek...”
 
 

26 Mayıs 2016 Perşembe

afedersin bu sonra geldi:)))

Jüpiter ve Satürn 23 Mart’da tam kare yapmışlardı. 26 Mayıs günü de aynı kare tekrar tam hal alacak. Ancak bu kareyi biz Mayıs ayı boyunca hissettik.
Bu günü önemli kılan, karenin derslerini çözümlemek için bir kapı açıyor olması. Zira;
  • Ay & Pluto kavuşumu, Merkür ve Jüpiter arasında bir Toprak Üçgeni oluşuyor bugün.
  • Üstelik Pluto’nun Ay Düğümlerine aldığı ılımlı açılar da neredeyse tam halini aldı.
  • Retro Mars da birkaç gün boyunca Güneş – Venüs kavuşumuna karşıt açıda.
MEALİ;
İnsan gideeer giderrrr… Sonra gayet iyi tanıdığı bir ”engele” takılır ve paso düşer! İşte bu dünyanın en sinir şeyidir :)))))
İnsanın kafası DÜŞMEMEK üzerine çalışır. Biz hep uçuşta, hep yüksek, hep başarılı, hep ilerleme halinde, hep kazanan, hep güçlü, hep istediğini elde eden olmak zorundaymışız gibi hissederiz!
Ama evren ne yapar eder, önümüze bir münasebetsiz taş koyar ve biz en ummadığımız anda hoooop yerde :)))  Ellerimiz ve dizlerimiz, ama en çok  da gururumuz kanamakta… Üstelik biz ısrarla farkına varmamış olmamıza karşın takıldığımız taş hep aynı taş, düştüğümüz durum hep o bildik durum ;)
Biz böyle tekrarlanan düşme durumlarında ya takıldığımız şeye, ya da takıldığımız için kendimize feci kızarız!
Anlamadığımız şey şudur;
  • Taş yardımcı oyuncudur. Vesiledir… Taşa ”ne vardı taş olacak” diye kızarak, ceza olsun diye tekmeleyerek, kırıp yok etmek suretiyle kendimizi iyi hissetmeye çalışarak, taşa ”ne istedin benden” diye sitem ederek ve onu insafa davet ederek, taşı baştan çıkartmaya çalışarak, yoluma çıktıysan evimde de olmalısın diyip sırtımıza vurarak… Ya da işte buna benzer taş-odaklı uygulamalarla konu çözülmez :))))
  • Aynı duruma düşmüş olmak bir hediyedir! Biz kendimizi yetersiz, kaybetmiş, güçsüz, beceriksiz, oyuna getirilmiş, köşeye sıkışmış ya da DÜMDÜZ SALAK hisseder ve kahroluruz. Ama evrenin bizi aşağılamak gibi bir niyeti yoktur :) Dikkatimizi salak, beceriksiz, veya değersiz olduğumuza değil, bizi BÖYLE HİSSETTİREN kök sebebe çekmektedir.
Bugün ya da işte tam bu günler, kökteki sebebi bulmak için çok iyi zamanlar!
Kendimize şu soruları soralım ve önerilen çözüme bir göz atalım;
  • Aşırı bir kızgınlık mı duyuyoruz? Bunun altında yatan kendimize dair pişmanlığı bulmaya çalışalım. ”Ben neyi yapmasaydım, neyi  erken fark etseydim, neyi durdursaydım, neyi farklı yapsaydım bu noktaya gelinmezdi?”  sorusunu sormamak için başkalarına duyduğumuz kızgınlığa tutunmayalım ;)
  • Sürekli bir suçlu mu – kendimiz ya da bir başkası – arıyoruz? Bunun yerine durumu düzeltmek ya da değiştirmek için sorumluluk almaya çalışalım. Sorumluluk almak insanı yitik ya da yıkıcı değil yapıcı olmaya yönlendirir ve yola devam etmeyi kolaylaştırır.
  • Depresyondan başımızı alamıyor muyuz? Onun arkasına saklanarak, neyi görmek, neyle yüzleşmek, neden kaçmak istediğimizi kendimize soralım. Gerçekle kucaklaşmak bizi bir kez acıtır! Depresyon ise sürekli bir acı halidir…
  • Çok mu incindik? İncinmenin arkasındaki asıl nedenin ”özdeğer eksikliği” olduğunu görelim. Bu eksikliği olayların, insanların, kazanımların doldurmasını beklersek, aynı şekilde onların boşaltmasını da kabul edeceğimizi FARK EDELİM!  Özdeğer hissimizi başkalarından aldıklarımız ve alamadıklarımıza bağımlı kılmak her çıkışı bir düşüşe mahkum eder.
  • Önyargılarımızın, beklentilerimizin, bize göre mükemmel olan bir tasarımın içinde kayıp mı olduk?  Bize göre mükemmel olanın koşullara  veya insanlara uygun olmayabileceğini kabul edelim. Saplanıp kalmak yerine yola devam etmeye ve farklı bir çözüme kendimizi açık tutmaya çalışalım. Yön değiştirmemiz, bazı taleplerimizden vazgeçmemiz gerektiğini kabul edelim.
  • Hareket kabiliyetimiz, seçeneklerimiz tamamen kısıtlandı mı? Bulunduğumuz koşullarda kendimize ve başkalarına olabildiğince zarar vermeden ve elimizden gelenin en iyisini yaparak ayakta kalmaya, UMUT, ŞÜKÜR ve GAYRET’i elden bırakmadan bu süreci bitirmeye çalışalım. Mutlaka bu sürecin de bize öğreteceği bir şey olacaktır!
Eğer kendimizi bir arpa boyu ilerlememiş, bir soruna, bir duruma, bir duyguya, bir hale çakılıp kalmış gibi hissediyorsak, bakış açımızı ve tutumumuzu değiştirmeye cesaret edelim!
Zira biz bakış açımızı ve tutumumuzu değiştirdiğimiz zaman yol kendiliğinden açılır…

10 Nisan 2016 Pazar

30 Mart 2016 Çarşamba

SADİ'NİN GÜLLERİ...

 
 
 
Çıkrığının ardında ihtiyar kadın lanet
ederken, meclisin baş köşesinden gelen aferinlerin
değeri yoktur...

Kendi ahlakını düşmanından dinle; dostun
gözünde her yaptığın iyidir...*
 
Seyahat biletim cebimdeyken, bir sonraki için heyecanlanmak benim adetim. Ölümlü dünyanın bana vermemek için ayak dirediği huzuru, ülkeler arası kısa kaçışlarla bulmaya çalışan ben, şimdilerde Şiraz'a düşürdüm gönlümü...
 
Kuzey masalını yalayıp yutmuş, içime sindirmiş değilim. Sırada yolumu gözleyen bir Batı Roma da var, var olmasına ancak bu kaos o zamana kadar nereye varır bilinmez.. İnşallah planladığımız gibi gidebiliriz. Kuzenimin yakın zamandaki Napoli ve Roma ziyaretinde bir cümle paylaşmak gerekirse, der ki,  "rahipler bile yakıyor ortalığı. Otobüs şoförünü görünce, arkadaşıma hadi Feride binelim, bakalım bizi nereye görürecek?!" demiş!!
 
Ama Şiraz yüreğimi başka türlü hoplattı!
Aslında her şey zincirleme kaza gibi oldu sanki. İçimdeki doğuluyu ard arda gıdıklayan tesadüfler zinciri, gidip gidip Şiraz' da düğümlendi.
Dün akşam dersime İran kökenli bir öğrenci adayı geldi. Ondan bir evvel ki adım Furuğ'un şiirleriydi. Ve bir önceki tesadüf tiroid ultrasonumu çeken doktorun hem İranlı, hem de illüstratör olmasıydı. Bi de bekar olaydı...  Neyse, ilkini zaten anlatmıştım, uçaktaki Beyrut güzeli ... Bana doğulu kanımı hatırlattı. İçimi ısıttı.
 
Bu durumda Batı Roma okumalarının hemen ardından Şiraz' a veriyorum kendimi. Sadi'nin Gülistan'ı nicedir kitaplarımın arasında öksüz.. Mesnevi'm yatağımdaki yerine hasret...
 
Şimdi gülleri hayal etme vakti:)
 
* Şirazlı Sadi'nin Bostan ve Gülistan'ından

23 Şubat 2016 Salı

 
 
 
 
 






22 Şubat 2016 Pazartesi




 
Benim hayatımın sorunu, gördüğüm şey ile görmek istediğim şeyi hep karıştırmış olmam.”
                                                            Umberto Eco

17 Nisan 2013 Çarşamba

''Frida'dan Diego'ya..

Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.
Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düş...
üncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.''

Frida,Julie TAYMOR (2002)

17 Mayıs 2012 Perşembe

SABAH GELEN MAILLERDEN SEÇMELER...

Hint felsefesinin 4 kuralı:

KURAL 1: “Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru k...
işilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz.
Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürürler ya da bize bir şey öğretirler.”

KURAL 2: “Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. ‘Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı’ gibi bir cümle yoktur. Hayır, ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.”

KURAL 3: “İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.”

KURAL 4: “Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye doğru bakmak daha iyidir.”

11 Mayıs 2012 Cuma

ENERJİNİN İSYANI!

Sabah sabah mail kutumda bulduğum ilk mesajı paylaşıyorum....


Kafalarında yarattıkları saçma bir dünyayı senin kafana geçirerek enerjini çalmalarına izin vermeyeceksin.
Hayatta sadece sorunları olduğunu düşünenleri anlamak zorunda bırakmayacaksın kendini.Hayatın gerçek bir mucize oldugunu, şiir gibi güzellikleri bağrında taşıdıgını, hayatın her insana bir şekilde gülümsediğini anlamayanlarla uğraşmayacaksın.
İlişkilerinde sadece sorunlarını dile getiren, yaşadıkları onca güzelliği yok sayan insanlara bir dakikanı bile ayırmayacaksın.
Hakkında hiç bir şey bilmedikleri halde konuşmaya kalkanları susturacaksın.
Değerinin farkında olmayanlardan uzak duracaksın. Değerini bilerek yok saymaya çalışanlara ise haddini bildireceksin.
Fındık kabuğunu doldurmayan işlerle boğuşmanı sağlamaya çalışan insanları sileceksin defterinden.
Gülüşlerini çalmaya kalkanları çıkaracaksın hayatından.
İlişkileri bir yük haline getirenleri uzaklaştıracaksın yanından ve ilişkinin mutluluk getirmesi gerektigini yazacaksın kafana.
Velhasıl, onca yılını vererek ışıl ışıl bir enerji deposuna çevirdigğn beynini düşünerek, beyinsizlere ezdirmeyeceksin kendini..
Frank Sinatra

31 Mart 2012 Cumartesi


"DÜŞLER TELAFİ EDİCİDİR, ÇOĞU ZAMAN YİTİRİLMİŞ OLANLARI VE HALA DÜZELTME VE DENGELEME İHTİYACINDA OLUNANLARI YANSITAN DERİN BİLİNÇDIŞINA AYNA TUTAR. DÜŞLER ARACILIĞIYLA BİLİNÇDIŞI SÜREKLİ OLARAK ÖĞRETİCİ İMGELER ÜRETİR.BÖYLECE EFSANEVİ KAYIP KITA GİBİ VAHŞİ DÜŞLER ÜLKESİ DE UYUYAN BEDENLERİMİZDEN YÜKSELİR; HEPİMİZİN ÜSTÜNDE KORUYUCU BİR ANAVATAN YARATACAK ŞEKİLDE BUHAR SALARAK VE AKARAK YÜKSELİR. BU BİZİM BİLGELİĞİMİZİN KITASIDIR. BENLİĞİMİZİN ÜLKESİDİR."
SAYFA 505, KURTLARLA KOŞAN KADINLAR.

19 Mart 2012 Pazartesi

:)


İnsan bağışlayıp bağışlamadığını nasıl bilir?
Olay karşısında öfke duymak yerine kederlenmek, o kişiye kızmak yerine onun için üzülmek eğiliminde olursunuz. Tüm bunlara ilişkin herhangi bir şey anımsamama eğiliminde olursunuz. İşin başında bu kırgınlığa yol açan ıstırabı anlarsınız. Ortamın dışında kalmayı yeğlersiniz. Bir şey beklemezsiniz. Bir şey istemezsiniz. Bileğinize dolanıp sizi oradan oraya sürükleyen bir kement yoktur. Gitmekte özgürsünüzdür. "Bundan böyle hep mutlu yaşadı" ile sonlanmasa da, bu günden itibaren sizi illaki bekleyen taptaze bir "bir varmış bir yokmuş" duygusuna kapılırsınız.
Kurtlarla Koşan Kadınlar, sayfa 417

21 Ocak 2012 Cumartesi

BAYKUŞUN VERDİĞİ DERS

Anlatan: Xhut Yerstem, Neçerezıy Köyü.Köyün birinde her dileği gerçekleşen, herkes tarafından çok sevilen ve sayılan Peygamber adlı iyi yürekli, çok iyi bir insan yaşarmış. Bu Peygamber’in bir de karısı varmış; herkesten daha iyi, daha pahalı, lüks şeylere sahip olmak istermiş, bunun için kocasına hükmedip, istediklerini yaptırmaya karar vermiş. Karısı bir gün bu ermiş kocasına:“İnsanlar seni çok seviyor, sana çok saygı duyuyor. Her dilediğini gerçekleşiyor. Bir iş, bir yardım için sana başka köylerden de pek çok insan gelip gidiyor. Onlar ‘Filancanın evi hangisi’ diye sormak zorunda kalıyorlar. Şöyle büyük bir konak yaptır, çatısı kuş tüyüyle kaplı olsun. Bakan, gören herkes senin evin olduğunu anlasın. İnsanlar sormaya gerek kalmadan doğruca gelsinler, seni kolayca bulabilsinler.”.Adam karısının önerisini doğru bulmamış:“Ben herkesten farklı biri değilim. Her dilediğim gerçekleşiyor diye herkesten farklı yaşamaya kalkışmam. Onlardan iyi ve üstün biri olduğumu düşünmem, öyle davranmam doğru olmaz” demiş.Ama her nasılsa, kadın kocasını etkilemiş ve istediğini yapmaya ikna etmiş.“Peki madem öyle istiyorsun, yarın bütün kuşların buraya uçup gelmelerini sağlarım, tüylerini yoldurur, şimdiye kadar kimsenin yapmadığı, bilmediği şekilde evin çatısını kuş tüyüyle kaplatırım” demiş. Her dilediği gerçekleştiğinden, ertesi gün böyle olmasını dilemiş ve buyurmuş.Onun buyruğuna kimse karşı gelemediğinden bütün kuşlar gelmişler ama baykuş gelmemiş.Adam baykuşa haber göndermiş, gelmemiş, ikinci kez haber göndermiş, yine gelmemiş, üçüncü kez haber gönderince o da zorunlu olarak gelmiş.Adam kızgın ve öfkeli bekliyormuş, baykuşa çıkışmış:“Bu kadar çok haber göndermem gerekmiyordu. Niçin böyle davrandın” demiş.Baykuş, bağışlanmayacağını düşünerek:“Çok önemli işlerim vardı. İzin verirseniz anlatırım, izin vermezseniz de ne yapalım, boynum kıldan incedir” demiş.“Bunca haber göndermeme karşın gelmemenin nedenini bilmek isterim. Mutlaka anlatmalısın. Anlat, anlat bakalım!”“Kurulalı beri dünyaya gelmiş insanlarla dünyadan göçmüş insanları saymaya kalktım ama” diye başlamış söze baykuş, “sormayın, bazen dünyaya gelenler fazla çıkıyor, bazen de dünyadan göçenler. İşin içinden bir türlü çıkamadım, başım döndü, perişan oldum değilse, bilirim elbet; sizin çağrınıza gelmemek olmaz.”“Şimdi hesabı denk getirdin de geldin öyle mi?”“Evet, hesabı denk getirdim.”“Peki, nasıl yaptın bu işi?”“Birinde ölenler, kalanlardan fazla çıktı, birinde de kalanlar ölenlerden fazla. Sonunda, yanlış olduğunu bildiği halde karısının sözünü dinleyenleri ölmüşlerin arasında sayınca hesap denk geldi. Sonra ben de hemen geldim.”Adam o anda hatasını anlamış, toplanan bütün kuşları serbest bırakmış. Böylece baykuş sayesinde adam, yanlışından geri dönmüş, evi de herkesin evi gibi kalmış.

25 Ekim 2011 Salı


Günümüz erkekleri, gözüne baktığı zaman, kendi açıklarını görebilecekleri bir kadın istemiyor. Röntgenini çeken bakışlar da istemiyor. Bir tas su dökünüp, rahatlıkla arınıp, ertesi gün bir şey hatırlamayacağı ilişkilerin kolaylığını seviyor. “Bazı kadınların gölgeleri uzun, hatıraları ağır olur” diyor Gamenn. Gerçekten de öyledir, hayata yayılır, bu da korkutur erkekleri…
Murathan Mungan

23 Ağustos 2011 Salı

BİN AYNA*


Bir köpek çok farklı bir tapınaktan söz edildiğini duymuş: Burası Bin Ayna Tağınağı imiş. Köpek aynanın ne olduğunu bilmezmiş. Ancak ismi kulağa hoş geliyormuş. O aralar yapacak ilginç bir işi de olmadığından koyulmuş yola - hedef, Bin Ayna Tapınağı.
Günlerce, haftalarca yol almış ve sonunda kendini gizemli tapınağın önünde bulmuş.
Basamaklardan yukarı koşmuş, büyük kapıyı açmış ve içeriye girmiş. Bir de ne görsün? Burada bin aynadan bin köpek kendisine bakıyormuş. Sevinçle kuruğunu sallamış. Derken bin aynadaki bin köpek de sevinip kuyruklarını sallamışlar. Köpek şöyle düşünmüş: "Ne kadar güzel. Dünya mutlu ve hayatından memnun köpeklerle dolu". O günden bu yana her gün Bin Ayna Tapınağı'na gelirmiş.
Bir gün öğleden sonra bir başka köpeğin yolu aynı tapınağa düşmüş. O da basamaklardan koşmuş, kapıyı açıp içeriye girmiş: Orada bin aynadan bin köpek kendisine bakıyormuş. Köpek çok ürkmüş, hırlamış ve kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırmış. Aynı anda bin aynadan bin köpek karşısında hırlıyor ve kuyruk sıkıştırıyormuş. Bunu gören köpek kendi kendine, "Dünya kötü, hırlayan köpeklerle dolu"diye düşünmüş. Ve bir daha asla Bin Ayna Tapınağı'na ayak basmamış.
Bin Ayna Tapınağı nerede dersiniz?
Hemen kapınızın önünde! Dünyada açık bir yürekle ve umursayan bir gözle dolaşanlar, açık bir yürekle ve umursayan bir gözle dolaşanlara rastlarlar. Kendi içine kapalı ve kem gözle dolaşanlar, sadece kendileri gibi insanlara rastlarlar...
* Bir Budizm öyküsünden uyarlayan F. Tegetthoff
bakınız neler oluyor? :

http://www.babieslol.com/baby-finds-a-friend-in-the-mirror/