Gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gerçekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2016 Perşembe

BAVUL TOPLAMAK




 
 
Atlar Ülkesi'nde güzel bir öğleden sonraydı, On iki Hayvanlı Türk Takvimi'nin ilk ayındaydık. Avludaki kapının önüne oturmuş, vadiye bakıyordum. Derin derin nefes alsam da, içimdeki ateş serinlemiyordu. Celalettin Dede ile ilk sohbetimizdi. Sigarasından  bir nefes çekti ve "gezmediğim, görmediğim yer kaldı mı acaba, ama aradığım şey gittiğim yerlerde değildi" dedi. Ardından da en sevdiğim cümlelerden biri gelmişti, ".... ama bulanlar arayanlardır.*
 
Çok yorgunum. Aramaktan da, saklanmaktan da yoruldum... Her yaklaştığımda uzaklaşandan bezdim...  Maddede aza razı geldim ama sevgide, yoldaşlıkta azı kabul edemedim. Her yanılgımda, içimdeki aceleci, telaşlı parçamı sobeledim... Galiba sonunda eyvallah dedim..
 
Bir yılı daha onlarca ders, sınav ve yaşanmışlıkla kapatırken, hala gökyüzünün altındaysam bunun bir anlamı olmalı...
 
İnanmadığım hiç bir şey koymadım bavuluma. Yatağın üzerindeki parlak elbise, kırmızı ruj ve oje benim. Onlar hayata bağlı tarafım. Yün kazak ve hiç tanımadığım bir kadının ördüğü çoraplar ise hayata inanmak isteyen parçam... Kitaplar, defterler ve her ne ise hepsinin anlamı var.
Bavuluma istediklerini koydum. Dilerim unuttuğum olmamıştır. Yarın akşam ikimizde hayattayken bir kez daha baş başa olacağız ya, inan bu yıl daha anlamlı bitemezdi.. Ömrü hayatımızda ilk defa Şeb-i Aruz kutlayacağız birlikte! Dilerim ki birgün bunu Konya'da da yapabiliriz. Adnan'la tanış, bakkalda Niğde gazozu içelim, konakta sohbete katılalım, Hakkı Baba'nın aşını yiyelim. Kendimize ve bizden gayrı sandığımız herkese ve her şeye yakiin olalım istiyorum.
 
Seni Şems'in kuyusuna götürmek istiyorum. Alaaddin tepesindeki sandukaları göstermek ve bildiğim tüm hikayeleri anlatmak. Birlikte yeni hikayeler öğrenmek istiyorum.
 
Şems ve Mevlana kadar aşık olmadan ölmeyelim ama ölmeden evvel ölelim istiyorum...
 
 
 
*Aramakla bulunmaz; lakin bulanlar arayanlardır.
   Beyazıd-ı Bestâmi
.
 
 

14 Nisan 2012 Cumartesi

OLAN BİTEN

Gavur İzmir'e bir kez daha hayran olmak
4+4 stresi yaşayan öğretmenleri teselli etmek
Güzel kızımla Moda turu atmak
İstanbul'un insanından bir kez daha ölesiye rahatsız olmak
Jale ile pilates yapmak
Monty'nin gidişine alışmaya çalışmak
Film Festivali'ne ilgi göstermek
Kısacası tırnakları dibinden kesilmiş bir kedinin ağaca tırmanmaya çalışması gibi, hayata tutunmaya çalışmak...

6 Nisan 2012 Cuma

AŞK EKSİK


Uyuklar gibi yaşamak, korkarak yaşamak ve geleceğe hiç inanmamak. Prusya Kralı'nın buyurduğu gibi "her gün p.tesi" midir acaba? Ya da bitmeyen bir Mart mıdır HAYATIN tamamı?
Aşık olduğum zamanları hatırlıyorum; neşemi, enerjimi, herşeyin gözüme ne kadar güzel göründüğünü...
Derimiz, tırnaklarımız ve saçlarımızdan hayatın suyu çekilirken, kalbimizden de aşka inanç mı eksiliyor acaba? Bu yüzden midir şehrimin üzerinde dolaşan gri bulutlar- mevsimden mi yoksa?-, bu sebeple mi herkes gözkapakları düşük, konuşmaya üşengeç, ertelenmiş planlar silsilesi şeklinde yaşamakta?
Başka bir ülkede farklı olabilir mi bütün bunlar? Aşk ülke sınırlarını terkedip, mesela Marsilya'ya gitmiş olabilir mi?
Dün sabah okula girdim. Kapıda Giray karşıladı beni. Salya sümük ama her daim güleç yüzüyle "öğretmenim günaydın!" diyerek kanlı canlı bir selpak muamelesi yaptı bana:) Bir an canlanır gibi oldum ya, çabucak düştü yine omuzlarım. Okul müdüremizin miğreni tutmuş. "ah hocam yoga mı yapsak?" diye mızıldanıyor. İş arkadaşım tabii ki kendisi, bilemiyorum nasıl yardım edebilirim... Belki daha iyi hisseder diye halimi, hissettiğim beden durumunu anlatıyorum. Hemen teşhis koyuyor: "AŞK LAZIM".
Evet, kadın haklı, aşk lazım. Aşk nicedir lazım. Ekmek kadar, su kadar, uyku kadar lazım. Daha az değil, basbayağı lazım işte.
Bütün bunlara damga vurur gibi bu sabah yukarıdaki fotoğrafı da görünce nicedir tamtakır kuru bakır olan kalbimin kapılarını, tüm odacık ve karıncıklarıyla hayata açmaya karar verdim. Gelen giden olur mu bilmem. Ama artık onu çerçöple doldurmayacağım. Sağlıklı bir hayat için aşk lazım arkadaşlar.
Film, tiyatro ve müzik festivallerinin bu denli hınca hınç dolu olmasının nedeni de birazcık bu. Aşk olsa, kimse gidip film izlemez. Ya da en iyi ihtimalle salonlar elele sevgililerle dolu olur. Kağıt hışırdatan teyzeler ve onlara asabi asabi, sanki toplu katliam yapmışlarcasına bakan ablalarla değil. Kaldı ki o ablalardan biri de benim:) Sanat hastalanmamak için gerekli.
Neyse, ne diyordum; AŞK LAZIM!

5 Şubat 2012 Pazar

YOLUNMUŞ KAZ II

Birden bire okur oranımda yüzde yüzlük artış olunca sormuş idim ne iş diye. Enis Bey sağolsun cevaplamıştı. Yolunmuş kaz kelimesi yüzünden diye. Çok gülmüştüm acınacak halime! Ama Göksel için gerçekten üzüldüm şimdi. Konser hakkında iyi kötü yazı yazdım ama okur sayısı aynı!
Yolunmuş Kaz kadar olamadın Göksel. Üzgünüm!

27 Ekim 2008 Pazartesi

Yalnız ve Güzel Ülkem.

Nuri Bilge Ceylan, herkesin tanıdığı kadar tanıdığım ve bildiğim bir yönetmen. Yoksa, kendisi hakkında araştırma yapmış ve ardından doktora tezi yazmış değilim. Bende filmlerinden çok daha etkili olan, şüphesiz Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü alırken söyledikleriydi: "Ödülümü yalnız ve güzel ülkeme adıyorum"

Bu "yalnız ve güzel" ülkenin daha da yalnız ve daha da azınlık insanları olarak hala düşünmeye, okumaya ve yazmaya çalışan bir avuç blog yazarıyız şu sanal dünyada. Fakat ne hikmetse birilerini bu sessiz sedasız varlığımız bile bir şekilde huzursuz etmiş besbelli...
Sözün bittiği yer de burası olsa gerek. Dünden beri Arzu-Pınar'ın yorumunu okumaya ve yayınlamaya çalışıyorum. Fakat olamadı. Sistem o noktada kilitleniyor. Ve ben, ne yazdıklarını okuyabiliyorum, ne de teşekkür edebiliyorum.

Bu saçmalık ne kadar sürer, biz ne zaman yeniden duygu ve düşünce komşuluğu yapabiliriz gerçekten bilemiyorum. Ama yazmaya devam etmek lazım. Olmadı facebook ve gmail üzerinden yollarız birbirimize yorumlar bölümünde demek istediklerimizi.
Neyse, kızdım işte. Yalnız ve güzel bir ülkenin yaşayanı olmak bazen çok fazla geliyor...


Not. Diğer ülkelerden blog takip eden arkadaşlar paniğe kapılmasınlar, hala çarşaf giymedik! Ama korkarım az kaldı!!!