23 Şubat 2026 Pazartesi

KALKMAK VE GİTMEK





 


Haftaya nostaljik bir giriş yapmak istedim eski kocamla, zira Massive Attack ve Garbage beni mecbur kıldı sabah sabah aniden yükselen şarkıyla :) Öncelikle yazacaklarım sitem ve hakaret içermeyecektir belirtmek isterim, zira kendisi, yani eski eşim şu Dünyanın görüp görebileceği en edilgen insandı. Onu ben seçtim, ben evlendim ve ben boşadım. Dolayısıyla ona saydırsam, kendime hakaret olurdu.

Her ne kadar kader bizi bir araya getirmiş gibi görünse de onu kolay ve idare edilebilir bulduğum için seçtim. Elbette bunu kendime itiraf etmem epeyce yenidir çünkü diğerlerinin dürüstlüğüne o kadar takıntılıyız ki, kendi dürüstlüğümüz ve onurlu davranıp davranmadığımız noktasına gelişimiz epeyce zaman alıyor.

Şarkının beni sabahın köründe bu noktaya sürüklemesi de çok acayip değil mi? Aklımın ucunda yoktu zat. Fakat benzer tekrarlar önüme gelince, bi de üzerine şarkı, savruldum o günlere...

Evlendiğim gün pişmandım. Evlendiğimizin sabahına boşadım aslında onu ama söylemedim. Bekledim, işler iyice soğuyana kadar sinsice bekledim. Hiç devam etmeyi umut ettim mi bilmiyorum ama çok kolay vazgeçtim.

İstanbul'da Massive Attack konseri vardı. Annem ve kardeşim aradılar konser alanından.... Ben onunlaydım. Evli. Evimde. Kocamla, dibine kadar mutsuz.

Belki bu sebeple şarkı üzdü beni. Bir insandan gitmek ne kadar uzun zaman çalmıştı benden! Bir kez daha anladım ki başlatmak ve bitirmek benim kaderim değil, asıl kader seçimlerim. Seçimlerim değiştiğinde ne başlatan ne de bitiren olmayacağım. 

Bu yazı devam eder... bugün değil.





17 Şubat 2026 Salı

SENİ SEÇTİM ŞİMDİKİ ZAMAN








Kişi sadece yaptığından ötürü değil, yapmadığından ötürü de haksızlık eder.

                                                                                              Marcus Aurelius



Bir iki saate güneş tutulması yaşayacağız. Sonuncusunda Bodrum'daydım, neticesi pek iyi olmamıştı. Dilerim bu defa bahsi geçen eşik etkisi ve eskiyi bırakmayı gerekli kılan enerjisi kabul edebileceğimiz, taşıyabileceğimiz miktarlarda yıkım yaratır. Zira harbelerden sağ çıkıp, moloz kaldırmak için yorgunum. 

Bence herkes yorgun.

Etrafıma baktığımda geçmişin yükü altında ezilen insanlar görüyorum. En çok annem gözüme batıyor. Onun hayaletlere saklanarak ziyan ettiği hayatının benim de kaderim olmasından, anneme sevgimin bedelinin onun enerji alanında ziyan edilmek olmasından korkuyorum. 

Korkum öfkeye dönüşüyor. Bunu hiç sevmiyorum.

Yani, şöyle ki insanların eskiye sımsıkı tutunarak kendilerine ettikleri yetmez gibi yanlarındakilere de bu manasız yükü taşıtmaya çalışmaları büyük acımasızlık. Annem bize, çok sevdiğini söylediği çocuklarına bunu yaptı. Belki istemeyerek ama yaptı.

Aslında ben de pek masum sayılmam bırakma meselelerinde, aynı  çaresizlik hisini uzun yıllar yaşattım kendime. Özür bekledim, hakkım verilsin istedim. Elbette olmadı. Çünkü insanlar arkalarında bıraktıkları enkazla ilgilenmezler, hareket edebilen gider, yerine mıhlanan da öylece kalır kucağındakilerle. Geri dönüp hasar tesbiti yapacak olsalar zaten kırıp dökmezlerdi...

Neyse ki bir yerde durdum. Durdum ve vefalı olmayı da, geçmişe methiyeler düzmeyi de bıraktım. Özür beklemek ve haklı olmaktan geçtim. Hiçbir haklılık, şimdiki zamanın kendisinden kıymetli olamazdı. Çünkü haklı olduğum an geçmişte kalmıştı ama şimdiki zaman buradaydı, ben şimdiki zamandaydım.

Çok uzun süren iç hesaplaşmalardan anladığım şey eğer gereğinden fazla   uzatılırsa insanı kendi haklılığına ikna ettiğidir. Fakat ne yazık ki bunun hiç önemi yok. Zira eğer şimdiki zamansa ellerimizden kayıp giden haklı olsak ne fayda olmasak ne?

Ben yeni dönemde haklılıklarımdan vazgeçtim. Belki ilk kez mutlu olmaya hazırım. Hazır mı? Hem hazır, hem de niyetli. Yani niyet ettim niyet eyledim mutlu, huzurlu, bereketli ve neşeli yaşamaya!

Çok gülme ağlarsın diyenlere gönderme yaparak, çok ağladığımdan çok güleceğim kalan ömrümde. Ağlamayı seçenlerle de itişmeyeceğim. Eğer seçimleri buysa, yapabileceğim birşey yok.

Çok yoruldum, dinlenmem gerekiyor. Bedenimi, zihnimi ve ruhumu tam hakettikleri gibi pamuklara sarmalı, hizalamalı ve kendimi sevgiye açmalıyım. Ben buna sahiden inanıyorum. Birgün gelecek sokak kedisi sever gibi, çiçek sever gibi düşünmeden, korkmadan sevebileceğim ve aynı şekilde bana sevgi gösterildiğinde de korkmayacak, neşeyle kabul edeceğim.

Bütün bunları niye yazdım bilmiyorum. Aslında elimde iki uzun metin var çalışmak istediğim. Birini yıllar önce yazmıştım, diğerini geçen hafta. İki metnin ortak özelliği onlara birer son yazamamış, öykünün kahramanı kim seçememiş olmam. Fakat artık biliyorum, öykünün kahramanı benim ve şimdi ikisine de istediğim sonu yazabilirim.

Bugün, burada klavyenin önünde bu saatten sonra giyemem dediğim elbisemle oturmuş, bu satırları yazıyorsam herkes için, her an yaşam yeniden yazılabilir.  Eski duygularım dönüşüm kutusunda benden daha genç insanlara birere deneyim olarak giderken ben yaşımın benden önceki yolcularının rotalarına bi bakmak istiyorum. Özellikle de kendini aramaktan hiç vazgeçmemiş olanların:)

Tüm sevgimle değerli okur, özellikle kızıl saçlı olan:)))







7 Şubat 2026 Cumartesi

MINUET IN G MINOR, G.F. HANDEL

 

Dayımı gördüm rüyamda. Aslında ilk değildi ama bu defa konuştu ve mutluydu. Sanırım rüya bana huzur verdi. Bırakmam gereken şeylerin ne olduğunu hatırlattı ve tabii tutunmam gerekenleri.

Ölülerin konuşmadığını söylerler. İnanmam. Aşıkların heyecandan sus pus olduğunu da. Buna da inanmam. Ölüler bizimle konuşur ve gerçek aşıklar içlerinde o kadar büyük bir his taşırken susamazlar.

Duygu görülmek, bilinmek ister. Kelimeler, renkler, bir parça çamur, bir kap yemek, saksıya dikilmiş ufacık cılız fide. Eğer sahiden anlatmak, anlaşılmaksa arzumuz konuşmanın tek yolu yok. Yeter ki istensin.

Sessizliği veda kabul ederim.

6 Şubat 2026 Cuma

 



Günaydın, 

Sonsuz kış uykusundan uyananlarda ben varım bu sabah. 

Anlaşılan o ki daha fazla ısrar etmemeliyim. Hayat bana istenmediğin kapılarda ısrarcı olma derken, artık sahiden durmalı ve çarkın diğer yöne de dönebileceğine aymalıyım, ben artık mecburen u yan ma lı yım. Başka yolum yok!

Ölüm, kendi ölümüm ve ölümlülüğüm ilk kez bu kadar sahici bir yerden gözüme sokuluyor. Her zaman başkalarının sağlığı ve yaşamı hakkında endişelenen ben, onlara kendimce tavsiyeler, hediyeler ve bakım verirken acaba asıl kollanılması gerekeni ıskalıyor olabileceğim ihtimalini hiç düşündüm mü? Yoksa kendime ara ara verdiğim vitaminler ve üç beş doğal beslenme reçetesiyle kiloma ve yaşıma rağmen kazık kakcağım ilüzyonunda mıydım?

Belli ki uyuyordum! Derin, yarın hallederim kafasıyla, hem de çok derin uykudaydım. Fakat anladım ki yaşım genç değil artık ve ölüm benim de ensemde! Her canlı ölecek elbette ama mümkünse sürünmeden ölmek isterim. İste benim yeni hedefim bu, ruhumu ve bedenimi paçavra etmemek!

Teyzem yaptı. Bence babam da bir şekilde yaptı. Onlara mı öykündüm bilmiyorum ama durmam lazım. Herkesin tek hayatı var ve kendimize sahip çıkmak zorundayız.

Burası idrak noktam. Bir yıldır içselleştirmek, kalıcı kılmak için debeleniyorum. Kötü de yol almadım, kendi hakkıma girmek istemem ama  artık ivmelenmeliyim. Hala bir u dönüşü şansım varken, burasının tam da orası olduğuna uyanmalıyım.

O halde günaydın Elvan, bir kez daha kendine geldin ve çok şükür ki hoşgeldin!


4 Şubat 2026 Çarşamba

HİS




BİR SÜREDİR mağarada sıkışmış, daha doğrusu sıkıştığını zannederek kurtarma ekiplerini bekleyen acemi dalgıçlar gibiyim. Aslında ilk kez başıma gelmediğinden hikayenin sonununda ne yaşayacağımı gayet iyi biliyorum.

Önce bekleyeceğim. Sonra biraz daha bekleyeceğim. Hatta tüpteki hava rezerve gelecek, ben yine de bekleyeceğim. Ta ki hayatta kalma güdüm beni yüzeye fırlatana kadar! Aslında sıkışmadığım, kendimi sıkışmış zannettiğim gerçeğine uyanamasam da, hayatta kalma itkim beni son anda yukarı atacak. Biliyorum.

Ölmeyeceğim. Ölümüm ihanetten, zannetmekten, farz etmekten, yanılmaktan ve/veya hassasiyetten olmayacak. Sadece her deneyimle biraz daha vazgeçeceğim Dünya hayatından ve kendi türümle yakınlaşma ihtimalinden.

Mahkemeler inancımızı zedeleyen, korkularımızı tetikleyen, en gizli sırlarımızın üstüne basıp geçen insanları yargılamıyor ne yazık ki. Onları şikayet edebileceğimiz bir üst makam yok. Evet yok. Ama bize hissettirdiklerine sonsuza kadar tutunmak zorunda bırakan bir akış da yok.

Bugün itibariyle hayatın bir kez daha önüme çıkarttığı basiretsiz insan örüntüsünü bırakıyorum. Kendini sevmeyene sevilesi olduğunu gösterme çabamı, kendini iyi kılmaktan aciz olana el vermeyi, benden istenmeyen yardımı karşı tarafın ayakları altına sermeyi şimdi şu an tüm geçmiş ve gelecek hayatlarımda bırakıyorum.

Kalbimi ve hayatımı birlikte iyileşmek, şifalanmak ve olgunlaşmak isteyen ruhlara açıyorum. Bedenen, zihnen ve ruhen hizalanmaya inanan, düştüğümde ve korktuğumda usulca yanımda duran, aynı şey başına geldiğinde yara beresiyle yanımda kalabilen ruhlara açıyorum hayatımı. Ben artık sadece yaşamaya niyeti olan ruhlarla karşılaşmak ve devam etmek istiyorum.

28 Ocak 2026 Çarşamba

KENDİNİ BİL




Sana yemeğe geldiğim gece "eğer eşikteysen ve kımıldamamakta ısrar ederek tılsımlı şeyler bekliyorsan, anlatsana bana orada neler oluyor?" diyerek nurtopu gibi bir soru bıraktın kucağıma ve kesinlikle haklıydın; tanıdık bir eşikteydim ve tez zamanda seçim yapmam gerekiyordu.

Aşkın ve sevginin her zaman yapıcı, onarıcı olmadığını, hatta çoğu zaman içimizdeki tüm kuleleri ve hattabentleri yerle bir edebileceğini biliriz. Çünkü yaşamak yavaş yavaş ve istikrarla öğretir ki, etrafta kuleleri kaleleri yıkılmayan, şehirleri kuşatılıp, işgal edilmemiş tek ruh yoktur. Yetmezmiş gibi hayat, acının, kederin, ıstırabın hepimize bolca dağıtıldığı, kazanan veya kaybedenin önemli olmadığı, insanın dönüp dolaşıp aynı sorularla sınandığı ve idrak edene kadar da çarklar arasında ezildiği, sıkıştığı saçmalıklar silsilesinden ibarettir. 

Sevgi, sıcaklık, yol arkadaşlığı, aşk veya dostluk artık adına ne derseniz o, işte böylesine gerekli hava ve su kadar ihtiyaç duyduğumuz ama yere burnumuz düşse almayacağımız gibi, olmasa da olur tadında yaşadığımız ve aslında umutsuzca düşlenen o his ya aniden geliverirse? Ne yaparsınız? Şimdi ben ne yapmalıyım?

Şahsen kontrol edebilirim zannettim. Zaten zan ve umut değil midir insanı zihin ve kalp arasındaki hendeğe yuvarlayan? Yuvarlandım.

Şimdi mi? Eşiktedim. Sokağa bakıyorum. Üzerimde pijamalarım, başımı kaldırmış yavaş yavaş aydınlanan gökyüzünü seyrediyorum. Önceki sabahtan hiç farkı yok gördüklerimin; ıhlamur ağacı solda, komşu çatıdaki kediler mama beklentisinde, sığırcıklar yine pür neşe. 

Eski Türkler eşiğe basmaz, inanışa göre eşik kutsaldır. Eşiği koruyan ruhların varlığına inanılır. Eşik ruhları iki alem arasında gidip gelebilen, kaderimizi, bahtımızı biçimlendirirken bize yardım eden ruhlardır.

Öyleyse yavaşça oturuyorum eşiğe ve orada olduğuna dair tek işaret almadığım  eşiğin ruhuna bizden bahsetmeye başlıyorum. Seninle nasıl tanıştığımı, ilk andan itibaren hissettiğim o akla zarar tanıdıklık hissini ve sonrasında nasıl yaralanıp, nasıl eski kuyulara yuvarlandığımı. Küsmelerimizi, barışmalarımızı artık ne olup bittiyse aramızda hepsini tek tek anlatıyorum. İyi geliyor biliyor musun, anlattıkça yanıbaşımda dinleyenim olduğuna basbayağı inanıyorum. Hatta biraz daha yerleşiyorum eşiğe, kürek kemiklerimi ortalıyorum kapı pervazına ve sonra karşı pervaza üst üste ayaklarımı dayıyorum. Eşik küçük bir kutucuk oluveriyor ve ben iyice içine yerleşiyorum. Anlattıkça hem eşiğin sınırlarına, hem de kendi içime sokuluyorum. 

Saatlerce kalıyorum burada, ne içeri giriyorum ne de oturduğum yerden kalkıp sana geliyorum. Sadece rüyanı suya anlat diyen annemi düşünerek, seni eşiğe anlatmaya devam ediyorum.

Karmakarışık anlattığımı fark etsem de bir dakika bile susmuyorum.. Kibre düşmeden kendimi anlattığımı ama senin anlamaya yanaşmadığını, hadi gidelim dediğimde gelmediğini, kal dediğimde gittiğini söylüyorum. Basbayağı şikayet ediyorum seni. Eşik benim, hikaye benim ya, sırf bu yüzden nalıncı keseri gibi kendime yonta yonta, haklılığımı parlata parlata anlatıyorum hikayemi.

Böyle böyle öğle güneşi yükseliyor iki kaşımın ortasında. Gözlerimi kısıp, kalbimin perdelerini açıyorum ılık ışığa. Gevşiyor çatılmış kaşlarım. Birden dişlerimi sıktığımı farkediyorum. Anlatmaya ara verip, dikkatimi nefesime yoğunlaştırıyorum. Sanki kapı pervazında değil, Delphi Tapınağı'ndaki iki sütunun arasındayım artık. Ayak tabanlarımda mermerin sıcaklığı, sütunun ardında sen! Gülümsüyorsun. Gülüşünü gördüğüm halde görmezden geliyorum. Uyuyakalmış gibi derin nefesler alıp vererek kim bilir kaç hayat sonra yeniden burada oluşumuza inanamıyorum vembirden anlıyorum neden buradayım ve neden bir kez daha buradayız. Beni yoluma, beni merkezime götürecek tek gerçeğin, sevebilme gücümün, koşulsuzluğun bedenlenmiş hali varlığın! 

Gözlerimi açıyorum, eşikteyim. Sen gelmişsin. Hala gülümsüyorsun, bu defa ben de gülümsüyorum çünkü sen henüz bilmesen  de ben artık neyin eşiğinde olduğumu biliyorum*

*Delphi Tapınağı'nın kapısında altın harflerle yazar: kendini bil. Gnothi Seauton.








21 Ocak 2026 Çarşamba

 




HAYATTA NE İSTER İNSAN?

BİLSEK!

19 Ocak 2026 Pazartesi

hayat


Neye inanacağımı bilmediğim dünyada, kendimden başka seçenek kalmayana kadar dolaştım. İslam düşünürlerinden, Antik Yunan'ın ve Roma'nın en saygıdeğer felsefecilerine kadar herkes ne demiş, şu dünya oyununda nasıl top sürmüş diye tek tek baktım. 

Hayatın takım oyunu olmadığına aydım.

12 Ocak 2026 Pazartesi

KAFA KARIŞTIRICI KARŞILAŞMALAR

 

Size de olur mu? Olur. Başınıza bişi gelir ve daha önce yaşadığınız başka bişeyle benzerliğinden yola çıkarak yaşadığınız duyguya hızlıca isim vermek istersiniz. Merhamet, öfke, sevgi, nefret neyse o durum ya da kişinin sizde çağrıştırdığı daha fazla zihninizi yormadan yaftalar geçersiniz, di mi? 

Oysa bazen hikaye bambaşkadır....

Bana ahir ömrümde birkaç kez oldu ve sanırım şu sıralar bir kez daha oluyor. Belli vazifeyle ve karma temizliği adına önüme çıkan olay ve insanları duygu dünyamda yerlerine yerleştirmekte zorlanıyorum. Tıpkı puzzle tamamlayıcısı gibi sabırsızım. Hemen, şimdi ve çabucak olsun diye mızmızlanıyor, kendimi zapt edemeyip akışa müdahale ediyorum. Oysa azıcık kenara çekilip durduğumda görmem gereken yani büyük resim ayan beyan kendini belli ediyor.

Hayatla dansımda hala ritimsiz olsam da en azından artık ayaklarına basmıyoruz birbirimizin ve ben bu dansın hep ileri adımlarla mümkün olmadığını idrak ettim. Biraz yavaşlıyorum şimdi, daha yumuşak bir yerden bakmak istiyorum yaşadığım şeye ve bana çağrıştırdıklarına. İnsan uzun soluklu bir dostluk ihtimalini soğuk mevsimlere kurban etmemeli.


11 Ocak 2026 Pazar

ACABA AŞIK MI OLDUM?




"
Belki ya da besbelli aşık oldun. Umarım olmuşsundur ve umarım bu defa can acıtmayan cinsten olur."

     Olmaz çünkü aşk acıtır. 

Bana olan mı? Aşık olamamışım, yanlış alarm. Sadece istemişim, hissi özlemiş, o his bana döner sanmışım. Olsun, fırtına seven birinin melteme razı gelmesi makul değildi zaten.

Dün İstanbul uçtu. Gönül isterdi ki benim için de benzeri olsun, hava gibi darma duman, gözü kararmış ve fırtınanın içinden geçen bir ben olsun. İsterdim fakat içim bambaşka tepki verdi; kenara çekilip izledi. Ve bu büyümek değil, bu iyileşmek veya olgunlaşmak da değil, düpedüz görmek. Olanı olduğu gibi görüp, olduğum yere sabitlenmek.

Koral demişti çocukken "nişanlanalım Elvan, gerçek aşkımızı bulana kadar nişanlım ol"

Aşk hakkında duyduğum en dürüst en içten teklifti. Koral genç bir adam oldu şimdilerde ve dilerim gerçek aşkını bulacak. Ben mi? Ben hala payıma düşen nedir bilmiyorum. Birgün bilmeyi umarak yaşamaya devam ediyorum. Sanırım KOral'ın sunduğunu özlüyorum; samimiyeti ve derinliği.

Cevap veriyorum: aşık olmamışım...


5 Ocak 2026 Pazartesi

KABULLENİŞ.

 



Karaya vurmuş balık gibiyim; ne denize dönecek gücüm, ne de güneşten saklanma isteğim var. İyi sopa yemiş gibi yorgun, toparlanacağımı bildiğimden sakinim. İlk kez gelmiyorum aklımla kalbimin sınırına ve besbelli son da olmayacak.

Benim Dünya sınavım besbelli sevgi. Her defasında daha da zor bir paketle karşıma çıkan, kafamı, hayatımı karıştıran ve nedense hep ama hep en zor günlerime denk gelen... Yeni seneyi böyle karşılayacağımı düşünmemiştim. İçinde zor fakat dayanışmadan yana şanslı günler umuyordum. Oysa hikayenin daha en başında yine uçsuz bucaksız ovalık arazideyim.

Korkuyorum ben, üstelik çok ama çok korkuyorum, yakınlığın her türlüsünden deli gibi korkuyorum. Acı çekmekten değil, düştüğüm yerden kalkamamaktan korkuyorum. Her korktuğumda beni sevmek isteyeni incitmekten korkuyorum. Ve korku korktuğumu yaşatıyor. Belli ki artık kabul etmem lazım. Benim bu hayatta payıma düşen kuşlar, kediler ve ağaçlar. Şu Dünya'da beni ısıtacak tek şey de güneş. Kabul edeyim gitsin!

Hoşgelmiş kabullenişlerin senesi. Hoşgelmiş sabaha pembe bulut bırakan periler.








26 Aralık 2025 Cuma

2025 GİDERKEN



 Günaydın,

Ödülü cezası değilse de sınavı hediyesi boldu. Güldüm, sevindim, neşelendim, yürüdüm, yüzdüm, ağladım, öfkelendim. Ağır eleştirilere maruz kaldım. Yok sayıldım, söylediklerimi duyuramadım. Neyi sahipleneceğimi şaşırdım; kendimi mi, yoksa ihtiyaç sahibini mi? 

Cüzzi ve külli arasında sıkıştım.

Yeni insanlar geldi, yaz yağmuru gibi ve bazı insanları paketledim, kışlıkları uzak bir köye yollar gibi. Samimiyetsizlik ve dengesizliğe hiç yerim kalmadığını anladım. Sorularım değişti; seviliyor muyum yerine seviyor muyum, duyuluyor muyum yerine duyuyor muyum, dürüst mü acaba yerine ben ne kadar dürüstüm demeye başladı iç sesim. Kocaman kocaman kumdan kaleler vardı uçsuz bucaksız plajlarımda ve yıkılmasınlar diye bariyerler kurmuştum  ölü dalgalara. Hepsini tek tek kaldırdım. Kim gelecek ve yıkacaksa kalelerimi varsın yıksındı. Yıkılsın ve mümkünse beraberce yapılsındı.

Yepyeni kova kürek takımları, hiç gidilmemiş plajlar ve tadına bakmadığım tropik meyveler yok muydu gezegende? Niçin tek kumsalda, o yüz yıllık kaleleri korumalıydım ki? Hem hani ben dalga deniz seviyordum? Karar vermiştim; dalgaya da samimi olacaktım, en az kumdan kalelerime olduğu kadar. Sadakat planımı değiştirdim.


Uzun ve kısa günler oldu, sıcak ve soğuk. Bazen dışarısı alev alev yanarken içimdeki buzullarda donacak hale geldim, bazen de tam donarak öleceğimi kabullenmişken dış dünyada, birilerinin kalbinde battaniyelere sarılıp sarmalandım. Hiç bilmediğim yerden gelen sorularla, bin kez cevapsız bıraktıklarım aynı kağıttaydı. Üç yüz altmış beş gün süre verilmişti yine. Bu defa dört yanlış bir doğruyu götürür korkumu bıraktım. Çoğunu cevapladım.

Yoruldum, dinlendim. Hastalandım, iyileştim. Kasabalar kurdum içimde. Ateş yaktım kalbimin en geniş meydanına ve tam sevdiğim gibi dev bir kazanda kaynatıyorum çorbayı. Ne kırk köyün ıssızlığına ağıt yakıyorum artık, ne de beklenti içindeyim. Sadece güle oynaya, şarkılar söyleyerek kah dönüyorum kazanın etrafında, kah karıştırıyorum çorbamı dibi tutmasın diye.

Mekandan ve zamandan bağımsız, bana biçilen tüm rollerden azadeyim. Kendi gülüşüm yankılanıyor ormanın derinliklerinde, kimse yoksa bile ağaçlar var, kuşlar var diye içim şenleniyor. 

Kalbimden taşan yaşama isteğimin ateşini yakan yıla ne kadar teşekkür etsem az.



15 Kasım 2025 Cumartesi

MEVSİM GİBİYDİM BUGÜN




 

İyi akşamlar, biraz sonra güneş batacak ve hepimiz sıcacık evlerimizde karnımızı doyurup, yarın sabaha kadar birbirimize veya battaniyelerimize ve kedilerimize sarılıp, saklanacağız. Yani şanslı olanlarımız böyle yapacak ve kendisi kadar iyi koşullarda olmayanlara da dilerim dua edecek.

Bu sene bana bir haller geldiğini her mevsimi bayıla bayıla yaşadığımı hatta kuru fasulye yemişim de aman suyu ziyan olmasın diye diye ekmek banarcasına keyfini çıkarttığımı biliyorsunuz. Sevdim ben yeni bakış açımı, zira ilk kez hayatın yanımdan geçip gitmediğini, benim ona dahil, onunla paralel, hatta iç içe  olduğumu hissettim. Kaçırdığım mevsimler mi? Onları düşünmedim. Elimdekiyle o kadar tatmin olmuş, aldığım her nefese ve adıma öylesine minnetle doluydum, doluyum ki, aklımın köşesinden geçmedi eski mevsimler. 

Tek mevsim vardı, içinde olduğum. Sonbahar.

Sık sık arkadaşlarımla buluşuyor, konuşuyorum. Bazen kendime uzun ve içinde oyuncaklarımı açtığım ev ortamları yaratıp taşlar boyasam, kekler, yemekler pişirsem de sevdiğim, kıymet verdiğim insanları görmeyi atlamamaya dikkat ediyorum. Yalnız hissetmek ve eksiklenmek hoşuma gitmiyor. Kendimi sevilip, sevdiğim, korunduğum ve kollandığım bütünlüğe ait hissetmeyi tercih ediyorum. Yalnızlaşmak hiç akıllıca ve sağlıklı gelmiyor.

Uzun sabah yürüyüşleri çok iyi geliyor. Tazelendiğimi, uzun ve buz gibi bir kışa hazırlandığımı hissediyorum. Bu sabah ilk kez kahvaltıda çorba içtim. Yani kendimce yaklaşmakta olan kışa merhaba demiş oldum. Sonra sakin sakin taşlarımı boyadım. Her birinin hikayesini görmek için gözlerimi ve kalbimi açma oyunu oynadım. Biri annem için, biri de kendimeydi. Sonuncusunu da çok sevebileceğim ama kendini hiç sevmeyen bir dostum için boyadım. Boyarken umut ettim, bir sabah uyanır ve kendini sevmeye niyet eder ve beni arayıp "hadi bana yardım et" der diye. Bu bir dilek tabii. Tüm diğer gerçekleşmesini umduklarım gibi.











7 Kasım 2025 Cuma

MANASIZ BİR ROMANTİZM İÇİNDE KIVRANAN RUHUM..




 

MEVSİM BENİ YOK ETTİ! Renklerin güzelliğinden, rüzgarın yumuşaklığından fena halde sarhoşum. Kendimi çok huzurlu bir tablonun içinde yan gelmiş yatıyor hissediyorum. Kaldı ki dün parkta iki seksen uzandım. Yer gök güneşti, eve giremedim.

Bugün daha sakin hem bulutlar hem de güneş. Rüzgar yok. Soğuk değil, sıcak değil. Akşam tiyatroya gidecek gücü ve isteği bulmayı umut ediyorum. Bakalım olabilecek mi?

Yazmak istediğim çok şey var. Mevsim hakkında, aşk hakkında, insanın asla sakinleşmeyen ruhu hakkında... 








10 Ekim 2025 Cuma

 


Günaydın, 

Son birkaç sene kendimizi ayakta tutma gayretiyle geçti. Ama ne gayret! Yorulduk, tükendik hatta hastalandık. Arada güzel şeyler yaşanmadı diyemem, elbette iyi zamanlarımız da oldu fakat toplama bakınca zorlanma görüyorum. Hayatın gayet basit olduğunu bile bile insanın niçin bu kadar  geri düştüğünü de gerçekten bilmiyorum.

Zaman beni düşündürüyor. Bazen lastik gibi uzarken, çoğunlukla avuçlarımdan kaydığını hissediyorum. İkimizin arasında kazananı çoktan belirlenmiş bir yarış olsa da, kaybımdan kalan kazancı kolluyorum. 

Bu hafta Nefes'le derslerimiz başlıyor. Özledim ikimizi. Artık orta okul çocuğu oldu. Bambaşka bir yere evriliyor hayatı ve ben bu süreçte yanında olacağım için mutluyum.

Ayrıca yeni arkadaşlarım gezginlerle kampa gideceğimiz için de mutluyum! Bence bu uzun zamandır özlediğim orman seslerini getirecek bana. Sadece teyzemin iyileşmesi kaldı geriye....

Güzel bir hafta sonu olsun herkese.



28 Eylül 2025 Pazar

YENİ OYUN ARKADAŞLARIM


 

Günaydın İyi Pazarlar,

Bir süredir kendimi hafif hissediyorum. Elbette verdiğim üç beş kilonun ve gördüğüm tedavilerin faydası sonsuzdur ancak asıl güzellik kendime yepyeni oyun arkadaşları bulmuş olmam. 

Şanslı, zor, karışık duygularla geçen bir yazdı. Açıkcası sonbahar da öyle. Kendimi zaman zaman yüzeye çıkıp nefes alan balıklar gibi hissediyorum. Nefes almanın önemini unutmamaya çalışıyorum. 

Burhan hala kazıda. Bu ay sonu birkaç günlüğüne İstanbul'a gelecek ama bakalım ne zaman? Nefes'le dersler de henüz başlamadı, inşallah Ekim'le birlikte. Onlar da hayatıma dönünce doya doya oynayabilirim.

Ne kadar değerli birşey beklentisizce iyi zaman geçirmek. Havadan sudan konuşup şakalaşabilmek. Özlemişim. Sakince, nazikçe ve içtenlikle kendim gibi davranabilmeyi özlemişim. Birilerinin beklentilerini karşılamak zorunda olmadan, kendimi beğendirme veya onaylatma derdine düşmeden, öylece ve sadece orada olmayı özlemişim.


En çok istediğim şeylerden birini yaptım bu yaz, İstanbul Boğazı'nda yüzdüm. Hem de ne yüzmek! Hayatımın en beklentisiz, en sakin günlerine iki tane daha ekleyerek.

Şimdi sırada sonbahar ve kış var. Yaşamak, çalışmak ve eğlenmek için. Kelimelere dökmekte tutuk kalsam da yeniden oyuncu olmak hoşuma gitti demek istedim.

Oyunda kaldığımız güzel bir hayatımız, güzel bir Pazar günü olsun.

18 Eylül 2025 Perşembe

YÜKSELİŞ, DÜŞÜŞ VEYA YERİNDE SAYMAK

 




Günaydın,

Bence hepsi, herşey aynı kapıya çıkar, insan ölümlü. Yaşam su gibi akmakta ya da insan o suda akıp geçmekte. Durmayan bir devinimdeyiz. Hatta ölümden sonra bile. 

Düşünsene; çürüme, çürüyenin toprağa karışması, orada biten otu beslemesi, aynı otu kuşun böceğin yemesi, yediğini sıçması.... Dur durak yok! Hal böyle olunca da anın, anın getirdiklerinin geçiciliği içinde sağduyulu olmaktan gayrı çare yok. 

İnsanlara göre şekil alamayız, onların gelgeç hırslarının, anlık sevecenliklerinin bizi duygudan duyguya sürüklemesine izin veremeyiz. Zihnimiz de güvenilir birşey değil, ona hiç güvenemeyiz. İnsanı çöllere düşürmeyen, dağlara çıkartıp, denizlerde boğmayan tek  durum gözlemci olabilmesidir.

İnsan kendini bir fosil inceler gibi sakince izlemeli. Hangi duygu bizim, hangisi öğrenilmiş? Ne vakit ezberden okuyoruz? Hepsini bir bir yakalamalı. 

İnsan bu dünyaya mutlu olmaya değil, insan olmayı deneyimlemeye geldi. Hep hatırlamalı... Hatırlatmalı.




6 Eylül 2025 Cumartesi

HERŞEY TEKRARDAN İBARET, SIRF İNSAN ANLASIN DİYE....



Herşey tekrardan ibaret. İspatı mevsim döngüleri. İnsana defalarca şans veriliyor, baktığını görsün, gördüğünü anlasın, anladığını sevsin, kıymet bilsin diye.

İnsan kör, insan uykuda, insan unutmuş kendini haritada işaretlenmemiş uçurumlarda...

Kaç mevsimi ziyan ettikten sonra idrak edilir ki yaşananın son olma ihtimali? Kaç mevsim avuçlarımızdan kayıp gittikten sonra kıymeti bilinir sımsıcak bir çift çorabın ve yumuşacık şalların?

Kış kapıda. Kış zor bekliyor sırasını; ağırlığı, ödülleri ve cezalarıyla sabırsız... Bir kase çorbayla şansımıza gülümseyip, havalara uçacağımız erken inen akşamlar kapıda... Ama önce sonbaharı seveceğiz. 

Bu sabah yılın ilk yağmurunun şarkısıyla uyandım. Şükrettim sabahın serinine, kahvemin lezzetine, sarmaşığa düşen ilk sarı renge.

İlk sarı yaprağı düşündüm uzun uzun... Acaba farkında mı ne kadar cesur olduğunun? Diğerlerini usulca döngüye davet ettiğinin? Muhtemelen değil, öylece, kendiliğinden oluvermenin tevazusunda, düşünmeden akmanın sadece dönüşmenin büyüsünde... 

O ilk sarı yaprak olmak istedim bu sabah; usul usul rengimi değiştirmek, sessizce ilham olmak istedim geleceğe adım atmaya çekinen parçama. Sonucu ne olursa olsun diyerek, o ilk sarı yaprak kadar teslimde olmak istedim değişenler karşısında.

Nicedir çığ gibi büyüyen hastalıklar ve ölümler sardı etrafımızı. Sokaklarda korkuyla, tedirgin yürüyen kediler ve köpekler. Onların korkusuna elleri kolları bağlı seyirci kalan bizler... Bu sabah benim kadar şanslı olamayan, uyanamayan nice çocuk, genç Dünya'nın bir yerlerinde... Onlar uyanmadılar...

Ruhlarımızda ağır bir bulantı, bedenlerimiz direncini korumaktan utanmışken son inadımla, son gücümle mevsimi seyrediyorum. Bana bir sonbahar daha verilir mi hiç bilmiyorum?

Ne elin kolun bacağın, ne gözlerin, ne damağındaki tat... Hiçbiri sonsuza kadar senin değil. Verilirken de alınırken de teslim olmaktan başka çaren yoktu, hatırla. Tek gün var, tek saat, tek dakika ve sen o hangisi asla bilemeyeceksin... O halde benimle ol ve o ilk sarı yaprağı düşün şimdi, onunla bir, benimle bir, nefes alan, alamayan herkes ve herşeyle birlikte sadece ol. Sadece nefes al, hakkın olan nefesi uzun uzun al ve ver. 

Dünya'yı son defa koklarcasına içine çek rüzgarı ve sakince verirken mevsimi selamla benimle birlikte :)









3 Eylül 2025 Çarşamba

HELLO MY DEAR, IF YOU..






Canım benim,

İyi bir hayat mı istiyorsun? Olur tabii, olur da bunu sadece sen kendin için yapabilirsin. Samimiyetle, sakince, akışta kalarak ilmek ilmek dokuyacak, yaratacak ve yarattığın anın içine atlayıp, onunla akacaksın, hepsi bu :)))

Nereden bildiğimi sor tabii, sor ki anlatabileyim. Ben öbür türlüsünü çok denedim; kusursuz cümleler, upuzun sofralar kurdum. Evler boşalttım, evler döşedim. Diplomalar aldım. Okudum. Bişi bişi. Olmadı olmadı. Olamadı.

Ne zaman ki vazgeçtim ve saldım, iyi ve unutulmaz olanlar hep o vakit geldi yamacıma:)

İyi bir yaşam kabulde kaldığın, iyiliği bizzat yarattığın, iyiliğe inandığın zaman mümkün. Uzaktaki bir köy gibi değil, balkonundaki sarmaşık gibi düşün. Unutulmuşluğun acısını bırak, hatırlamanın ekşi tadını da. Yepyeni bir yemek pişir bu sabah, hiç tatmadığın baharatlar olsun içinde hem sana, hem hayata sürpriz!




26 Ağustos 2025 Salı

SONBAHAR GELDİ

Günaydın,

Bugün bana göre sonbaharın ilk günü, eğer sana göre hala yazsa, sorun yok, o da olur.

Dün sonbaharın ilk sabah yürüyüşünü yaptım. Artık haftada birkaç gün yürümenin zamanı geldi. Sabah saatleri yeterince serin. Sadece mutfağı toparlamakta zorlanıyorum. Çünkü domates kaynatmaktan, erik kavanozlamaktan yemek yapmaya gücüm, isteğim kalmıyor. Neyse, bu sabah iki kap yemek pişirmeye kararlıyım çünkü yarın annem gelecek.

İnsanın tahammülünü zorlayan yaz aylarını ardımızda bıraktığımıza inanamıyorum. Çok şükür! Yaz her sene sanki daha sıcak? Ya da yaşla birlikte öyle algılar olduk, emin değilim.

Bugün çok işim var. Önce Kadıköy, sonra Ziverbey ve ardından Osmanbey! İddialı di mi? Demiştim sonbahar geldi diye:)