14 Mayıs 2026 Perşembe

ANNELER GÜNÜ PART II

 



Günaydın,

Yeşilliğiyle gözümü alan sarmaşığın tam karşısındayım. Onun kadar güzelini görmedim diyemem ama daha önce hiçbir sarmaşığın önünde bu kadar uzun oturmamış, böyle uzun uzun içime düşmemiştim. Onu tüm diğer sarmaşıklardan ayıran, penceremin tam karşısında olması belki.. Kalbimizi çalan, zihnimize çapa atanlar da öyle değil mi? Tesadüfen yolumuza çıkıp, öylece olan biteni anlayalım diye varlar. Uyanalım, ayılalım diye...

Benim hayatımda alarm pek çok defa çaldı. Uyanamadım. Bazen bir bardak su içip uyumaya devam ettim, bazen de kısmetimde değil uyanmak diyerek avuttum kendimi. Fakat gel gör ki işler böyle yürümüyormuş.Öyle bir an geliyormuş ki, alarm kafamızın içinde çalıyormuş... Dilerim bir daha uyuyakalmam...

Annemle beraber şehrin göbeğinde, üstelik anneler gününde öngörülemeyen bir kaza yaşadık.

Ters yönden gelen motor kurye anneme çarptı. Oldukça yavaş gelmiş olmasına rağmen, annemi yola savurdu. Kaç saniye yerde yatan anneme baktım bilmiyorum. Bana göre dakikalarca, ama muhtemelen olsa olsa birkaç saniye. Kımıldamıyordu, sesi çıkmıyordu. Yüzü yerdeydi. Ben donmuştum, titriyordum, nefes alamadım. Eğildim yavaşça kaldırdım.Kaşı patlamıştı, kanıyordu. Çantamdan selpak çıkartıp bastırdım. İnsanlar geldiler etrafımıza, annem konuşmuyordu. Yüzü donmuş gibiydi. Ben zaten donmuştum. Ne yaşıyorduk hiç anlamıyordum. Karşı binanın güvenlik görevlisi koştu geldi. Ambulans arandı, polis arandı. Sanki herşey hem çok hızlı, hem de aşırı yavaştı. Kanama sakinleşmiş, ambulans gelmişti. Taksi çağırdı bana aynı güvenlik görevlisi. Ambulans hasta yakınını almıyordu. kardeşimi aradım taksiden. Bilmiyordum hastanede neler olacağını. Başını ne kadar çarpmıştı? 

Doktor Mazhar Bey. Şans gibiydi. Kardeşim ve kızarkadaşı hemen geldiler. Genç ve güler yüzlü acil doktorumuz annemi hemen  tomografiye gönderdi.. Sonra acile döndük, bir başka genç adam dikiş attı. Neyse ki Gonca vardı, annemin elini tuttu. Ben yapamadım, o sırada dışarıda kendi kalbimi tutuyordum, kaçıp gitmesin diye.

Korktum, dondum, yaşamın sonsuz olmayışına kafama inen balyozla kimbilir kaçıncı kez aydım! 

Karakola uğradıktan sonra evimize döndük. Yemek yedik. Fakat içimizdeki şok dalgası durup durup çarpıyordu. Uyudum mu? Yemek mi yedim? Hiç bilemedim... Birşey paramparça etmişti doğrularımı, haklılıklarımı. Hiçbiri önemli değildi aniden gelen diskalifiye olma tehditi karşısında. Yaşam bu kadardı; an, tek bir an.

Hala şaşkınım. Şaşkın, tükenmiş ve yeşilliğin farkında... Uyanmış, yüzünü yıkamış ve alarmı duymuş halde yaşadıklarımızdaki hayır ve şer muhasebesindeyim. 

Tüm verilmiş sadakalar ve dualarla bu eşiği atladığımıza inanıyorum. Herşey oyun, herşey sahte, sadece sevgi o gerçek ve an. 

Hiç yorum yok: